Altın 4.600 doları aştı: Yükselişin arkasında ABD borç endişesi var

Spot altın, aylardır ilk kez 4.600 doların ve kritik 200 günlük hareketli ortalamanın üzerinde kapanış yaptı. Bu yükseliş, uzun vadeli ABD Hazine tahvili getirileri yüksek seyretmeye devam ederken gerçekleşti.

Bu ayrışma, bu çeyreğin önemli makroekonomik gelişmelerinin ardından en dikkat çekici sinyal olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli tahvil geri alım programını genişletmesi, bu ayrışmanın temelinde yer alıyor.

Altın, artık yalnızca faiz oranlarına duyarlı bir varlık gibi hareket etmiyor. Bunun yerine, devlet bilançolarındaki stres, yüksek borçlanma ve para birimi ayarlamalarının politika baskısını absorbe etme riski karşısında bir tür sigorta işlevi görüyor.

Gerçek Getiri İşleminin Bozulması

Genellikle altın ve tahvil getirileri ters yönde hareket eder. Bunun nedeni fırsat maliyetidir; altın getiri sağlamaz, bu nedenle yükselen getiriler altın tutmayı daha maliyetli hâle getirir. Ancak bu dinamik değişiyor.

Morgan Stanley’ye göre, altının tepkisi artık getirilerden ziyade yüksek getirilerin nedenlerine kaydı. Bunlar arasında daha geniş bütçe açıkları, borç artışı ve itibari para biriminin değer kaybı endişeleri yer alıyor. Bu nedenle, hem getiriler hem de altın fiyatları aynı anda yükselebiliyor; çünkü her ikisi de mali disipline olan güvenin zayıfladığını yansıtıyor.

Opsiyon piyasaları da bu değişimi güçlendiriyor olabilir. Goldman Sachs, altına yönelik alım opsiyonu talebinin keskin şekilde arttığını ve bunun fiyatı hem yukarı hem aşağı yönlü mekanik olarak artırabileceğini belirtiyor.

Fiyatlar önemli opsiyon seviyelerine yaklaştıkça, piyasa yapıcıların riskten korunma işlemleri ek alımları tetikleyebiliyor. Goldman, bu dinamiğin ve merkez bankalarının güçlü talebinin, altın fiyatını yıl sonu için öngörülen 4.900 doların üzerine taşıyabileceğini ifade etti.

Baskı Politikası Endişesi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in uzun vadeli borç geri alımlarını genişletme kararı, sıradan bir uygulamanın ötesinde yorumlandı. Bu kararın, uzun vadeli tahvil getirilerindeki artışın hemen ardından gelmesi, politika yapıcıların borçlanma maliyetlerindeki yükselişe duyarlılığını gösteren bir sinyal olarak değerlendirildi.

Ekonomist Mohamed El-Erian, bu adımı doğrudan getiri eğrisi kontrolü olarak nitelendirmese de, “bu yönde bir adım olabilir” dedi. Buna karşılık, Dünya Altın Konseyi Kıdemli Kantitatif Analisti Johan Palmberg, bunu “para politikasının makul inkâr versiyonu” olarak tanımladı.

Eğer politika, vadeli getirileri kademeli olarak baskılarken enflasyon yüksek kalırsa, reel faizler zamanla sıkışabilir ve bu da altın için elverişli bir ortam yaratabilir.

Ayrıca, dolardaki baskının artması, küresel alıcıların yerel para birimiyle altını daha ucuza alabilmesini sağladığı için altına ek bir destek oluşturuyor.

Borç Sarmalı ve Kurumsal Varlık Dağılımı

Bridgewater’ın kurucusu Ray Dalio, bu durumu mali açıdan bir dönüm noktası olarak görüyor.

Dalio, LinkedIn’de yazdığı bir paylaşımda, hükümetin mali durumunun bir dönüm noktasında olduğuna inandığını belirtti. Yaklaşık 2 trilyon dolarlık yıllık açık, 1 trilyon dolarlık faiz maliyeti ve toplamda yaklaşık 11 trilyon dolara ulaşan borç servisi/yapılandırma yüküne dikkat çekti. Dalio, “üç yıl, artı eksi iki yıl” içinde bir borç krizinin ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.

Dalio’nun portföy planı ise oldukça net: Devlet tahvillerinde düşük portföy ağırlığı bulunduruyor ve varlıklarının %10 ila %15’ini “devlet dışı para birimlerinde” — buna altın ve bir miktar bitcoin de dahil — tutuyor.

Çıkış yoluna dair üç adım öneriyor: Devlet harcamalarını azaltmak, vergi gelirlerini artırmak ve faiz oranlarını düşürmek.

Dalio, “Bu üç adımın aynı anda gerçekleşmesi gerekiyor ki, herhangi biri tek başına çok büyük olmasın. Eğer biri çok büyük olursa, bu ayarlama travmatik olur.” dedi.

Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: Benzinga