K

Kayıtlı sermaye, şirketlerin sermaye artırımı hususunda yönetim kuruluna tanınan yetkinin tavanı olarak ifade edilmektedir. Şirketin esas sözleşmesindeki hükme dayanan şirketin ilgili pay senetlerinden çıkarabileceği tavan sermaye miktarı kayıtlı sermaye olarak adlandırılmaktadır. İlgili tanımdan hareketle, belirlenen tavan miktardan daha fazla sermaye belirlenmek istenirse şirketin esas sözleşmesi üzerinde değişiklik yapması gerekmektedir. 

Bir diğer ifade ile, yönetim kurulu yetkisinin tavanını gösteren kayıtlı sermaye bir sınırdır. İlgili sınırın üzerinde bir sermaye miktarı belirlemesi için şirketlerin esas ana sözleşmesi bünyesinde değişikliğe gitmesi gerekmektedir. Yukarıdaki belirtilen tanımı daha net ifade etmek gerekirse, herhangi bir konu için harcama yapılacağı zaman şirketin yönetim kurulunun sermaye artırma hakkı mevcuttur. İlgili hak sayesinde şirketin yönetim kurulu sermaye artırımını gerçekleştirebilmektedir. İlgili sermaye, ele alınan üst limit diğer bir ifade ile çıkarılabilecek tavan sermaye miktarı şeklinde ifade edilmektedir. 

Kayıtlı Sermaye Sistemine Nasıl Geçilir?

Esas sermaye üstünden kayıtlı sermaye sistemi geçişi, Sermaye Piyasası Kanunu bünyesinde gerçekleştirilen değişiklikler ile beraber mümkün hale gelmiştir. Kayıtlı sermaye sistemine geçilebilmesi için gerekli olan bazı adımlar da bulunmaktadır. İlgili geçişin sağlanabilmesi için gerekli olan tüm adımların tamamlanması gerekmektedir. Sermaye Piyasası tarafından kanunun düzenlenmesinden önce bu sisteme geçiş mümkün değildi. İlgili kanun düzenlemesi ile birlikte kayıtlı sermaye sistemi içerisine geçişin önü açılmıştır. 

Kayıtlı sermayeye ve artırılmasına ilişkin düzenlemelerin hükme bağlanmasında öne çıkan iki tane kanun bulunmaktadır. İlgili kanunlar sırasıyla; Sermaye Piyasası Kanunu sayı itibariyle 6362 sayılı; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu sayesinde ilgili düzenlemeler hüküm haline gelmiştir. İlgili sisteme geçmek isteyen şirketlerin bilmeleri gereken adımlar sırasıyla şu şekildedir: 

İlgili üç adımın tamamlanmasının ardından şirketlerin esas sermaye üzerinden ilgili sisteme geçişi tamamlanmış olmaktadır. Bu sermaye sistemi içerisinde yer alan birçok farklı avantajdan da esas sermaye üzerinden sisteme geçişi tamamlanan şirketler yararlanma fırsatını yakalamaktadır. İlgili avantajlardan şirketlerin yararlanabilmesi için önemli olan husus şirketlerin sisteme geçiş için gerekli tüm adımları eksiksiz bir şekilde tamamlamaları gerekmektedir.

external link icon
fahim-reza-1K4h3ZOsPSA-unsplash

2023’te 10 Kat Yükselebilecek 2 Ucuz Hisse!

Kayıtlı Sermaye Sistemine İhtiyaç Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

Kayıtlı sermaye sistemine geçişin öneminin artması bir başka ifade ile, ilgili sisteme olan ihtiyacın belirginlik kazanmasında yüksek rekabetin payı büyüktür. Şirketlerin içerisinde bulunduğu piyasa içerisinde yüksek bir rekabet ile karşı karşıya olduğu, varlığını devam ettirmek isteyen şirketlerin yatırım yapmak istemeleri hususu ile kayıtlı sermaye sistemine geçiş önem kazanmıştır. İlgili rekabetin yoğun olduğu ortamlarda şirketlerin varlıklarını devam ettirebilmeleri için yeni yatırımlara yönelmesi gerekmektedir. 

İlgili yatırımların gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan sermaye genel kurul onayı ile sağlanması şirketleri zaman açısından geriye atabilmektedir. Sürecin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi yatırımların gerçekleşmesini engellemesinden dolayı; şirketler açısından farklı dezavantajları da beraberinde getirmektedir. Yukarıda ifade edilen kanunlardan birisi olan Türk Ticaret Kanunu sayesinde halka açık olmayan anonim şirketlere kayıtlı sermaye sistemi getirilebilmektedir. İlgili şirketin ilk sözleşmesi ya da değiştirilmiş olan esas sözleşmesi sayesinde belirlenen kayıtlı sermayenin tavanına kadar sermayenin artırılması hususundaki yetki yönetim kurulundadır. 

Söz konusu yetkiye ek olarak; ilgili kanunla beraber sermaye artırım işlemi esas sözleşme içerisinde bulunan hükümlere göre değiştirilebilir hale gelmiştir. Sonuç olarak kayıtlı sermaye sistemi sayesinde sermaye yapısı eski düzene kıyasla daha esnek bir hale gelmiş, şirketlerin belirledikleri amaçlar ışığında kullanabilecekleri ve ihtiyaçları bulunan ilgili sermayeye ulaşmalarına olanak tanınmıştır. 

Bu sistem sayesinde de şirketlerin yatırımlarının gecikmesine neden olan sermaye artırımı için gereken sermayenin kurul onayına gerek kalmamıştır. Şirketlerin ilgili sistemin belirginleşmesiyle birlikte sermaye yapılarının esnek bir forma girdiği ve amaçların gerçekleştirilmesi noktasında kullanacakları sermayeye rahatlıkla ulaşabildiği gözlenmektedir. Her iki açıdan da bakıldığında eski sisteme kıyasla kayıtlı sermaye sistemine geçişin şirketler üzerinde olumlu etkisi yadsınamayacak bir gerçektir. Çünkü şirketler eskiye kıyaslandığında yatırımlarını hızlı bir şekilde gerçekleştirdikleri için ilgili rekabet yoğunluğunda varlıklarını devam ettirebilmektedir. 

Kayıtlı Sermaye Sisteminden Şirketler Nasıl Çıkarılmaktadır?

İlgili sistemi kabul etmiş olan şirketlerin esas sözleşmeleri üzerinde süre bulunmaktadır. Esas sözleşme üzerinde yazan ilgili sürenin henüz dolmamasına rağmen şirketlerin ilgili sistemden çıkmak istemeleri durumunda başvuru yapılması gerekmektedir. Söz konusu başvuruyu şirketler esas sözleşmeleri üzerindeki değişikliklere ilişkin taslak hazırlamaktadır. Hazırlanan taslak ile birlikte şirketler başvurularını Genel Müdürlük bünyesinde gerçekleştirmektedir. 

Şirketlerin kayıtlı sermaye sisteminden çıkmaları ilgili başvurunun ardından Bakanlık tarafından verilen izin ve ilgili kanun hükmündeki nisaplarca belirlenmiş kıstaslara uygun olması halinde genel kurul kararınca sistemden çıkışı mümkün olmaktadır. Esas sözleşmenin üzerinde gerçekleşen değişikliklerin ticaret sicili tarafından tescil ve ilan edilmesi ile birlikte işlemler tamamlanmış olmaktadır.   

Menkul kıymet alım satımının gerçekleştirildiği borsada, yatırımcılar farklı kanallar üzerinden kazanç elde edebilir. Oldukça geniş bir işlem ağına sahip olan bu piyasada, yatırımcıları ilgilendiren birçok terim bulunur. Bunlardan biri olan kurtaj, ekonomi terimidir ve İngilizcesi “Brokerage Fee” olarak bilinir. Borsada kurtaj nedir sorusuna, piyasada yapılan işlemler üzerinden alınan komisyon şeklinde cevap vermek mümkündür. Bu komisyon, aracı kuruluşların temel gelir kaynaklarından birini oluşturur.

Borsada işlem yapmak için pek çok aracı kuruluş bulunur. Kurumlar, kişiler adına alım satım işlemini gerçekleştirir ve bunun karşılığında belli bir miktar ücret alır. Bu ücret, yapılan işlem üzerinden hesaplanır ve tahsil edilir. Borsada kurtaj olarak ifade edilen bu kesinti, aracı kurumlar tarafından belirlenir. Komisyon olarak da ifade edilen oran, Serbest Piyasa Kurulu’nun oluşturduğu bazı tanımlamalara göre belirlenir. 2006 yılına kadar üst sınırla kısıtlanan komisyon oranı, günümüzde yalnızca bir alt değer limitine sahiptir. Kuruluşlar, bu değerin altına düşmeden istedikleri oranı belirlemekte serbesttir.

external link icon
thomas-kinto-JVtlG3dU1yY-unsplash

Bu Hisseler 2023’ü Parlak Geçirebilir!

Kurtaj Oranları Nasıldır?

Borsa kurtaj oranı değişkendir. Menkul kıymet alım satımının gerçekleştirildiği bu alan, serbest bir piyasa olduğu için uygulanan kesinti de kurumlara göre farklılaşır. Bu konuda, SPK’nin belirlemiş olduğu bazı kriterler mevcuttur. Kurtaj oranı, binde ikinin altında olamaz. Bir üst sınır belirlenmediği için aracı kurumlarda ortak bir fiyatlandırma zorunluluğu yoktur. Farklı kuruluşlar, istekleri doğrultusunda değişik oranlar belirleyebilir.

İşlem yapan aracı kuruluşlar, komisyon bedeli ile birlikte çeşitli vergileri de tahsil eder. Bu vergiler, ayrı şekilde hesaplanır ve devlete ödenir. Komisyon oranları değişiklik gösterirken vergiler sabit kalır. Bu ücret, tüm kuruluşlardan aynı oranda tahsil edilir.

Kurtaj Nasıl Hesaplanır?

Borsada kurtaj oranları farklılık gösterebildiği için pek çok kişi miktarın neye göre belirlendiğini merak eder. Özellikle çok sayıda işlem yapan kişiler için bu komisyon oranının hesaplanması önemlidir. Borsada kurtaj nasıl hesaplanır diyenler, işlem yaptıkları aracı kurumdan bilgi almalıdır. Çünkü aracı kuruluşlar, kurtaj oranını kendi inisiyatiflerine bağlı olarak belirler. Bu oranlar, hizmet veren kuruluşlar tarafından net bir şekilde yatırımcıyla paylaşılır. Kişiler, kurumlardan aldıkları bilgiyle giderlerini hesaplayabilir.  

Ayrıca yatırımcı, farklı kuruluşların belirlemiş olduğu kesinti oranını da karşılaştırabilir. Bu yöntemle kendisine en yüksek kazancı sağlayacak olan aracı firmayı tercih edebilir. Kurumlar, bu komisyon oranını değiştirme hakkına da sahiptir. Bu sebeple yatırımcıların verileri sık sık kontrol etmeleri faydalı olacaktır.

Döviz kuru, bir ülkenin para biriminin diğer ülkeler karşısındaki değeridir. İki ülkenin para birimleri arasında oluşan farklılık sonucu risk ortaya çıkabilir. Kur riski, dövizde yaşanabilecek dalgalanmalar sonucu ülke varlıklarının zarar etmesidir. 

Kur Riski Nasıl Oluşur?

Bir şirket, farklı kur kullanmak istediği zaman tercih ettiği birime bağlı olarak değişen bir riskle karşı karşıya kalabilir. Firmalar yapacakları işlemi henüz tamamlamadan yerel para ve diğer ülkelerin birimleri arasında ortaya çıkan değişiklikler nedeniyle zarar görebilir. Kur riski nedir sorusu kısaca bu şekilde açıklanabilir.  

Aynı zamanda kur riski, yerel birim dışında kullanılan para cinsinden mali tablolar oluşturulursa ortaya çıkar. Yurt dışıyla bağlantılı çalışıp mal ve hizmet ihraç eden kişiler, bu riski taşır. Bunun yanı sıra hizmet ithal edenler, yabancı yatırım yapanlar ve işletmeler de döviz kuru değişikliğinden etkilenir. 

Döviz kuru riskinin farklı türleri vardır. Ekonomik risk, beklenmedik döviz kuru dalgalanması sonucu ortaya çıkar. Bu zarar durumu; rakiplerle olan pazar payını, firmanın gelecekteki nakit akışını ve maddi değerini büyük ölçüde etkiler. Aynı zamanda gelecekteki nakit akışının bugünkü değerini düşürür.  

Koşullu risk; bir firmanın yabancı projelere teklif vermesi, diğer sözleşmeler üzerine tartışması ve yabancı yatırımlar ile ilgilenmesi sonucunda doğar. Söz edilen projelerin yapılıp yapılmayacağına yönelik ortaya çıkan belirsizlik sonucu, koşullu zarar oluşabilir. 

İşlem riski, genellikle büyük şirketlerin birden fazla para birimi içeren süreçlere katılmasıyla ortaya çıkar. Yasal ve muhasebe standartları kapsamındaki şirketler, yabancı para birimlerini çevirmek zorundadır. Bir firma, döviz cinsinden bir sözleşmeye sahipse kurda beklenmedik hareketlenmeler sonucu nakit akışlarında belirsizlik doğar. Bu süreçte yabancı parayı, yerli birime çevirip nakit akışının devam ettirilmesi gerekir.

Çeviri riski, yabancı birimin yerel paraya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkar. Bu durum bir firmanın nakit akışını etkilemezken bildirilen kazançları ve hisse değerlerini düşürebilir.  Dalgalanan döviz kurları sonucunda; bir firmanın yabancı birimdeki hisse senetleri, varlıkları ve gelirleri çevirme işleminden olumsuz etkilenebilir. 

Kur Riski Yönetimi Nasıl Yapılır?

Kur riski yönetiminde birtakım stratejilere başvurabilirsiniz. İşlem riskini vadeli sözleşmeler gibi döviz türevlerinin kullanımıyla azaltabilirsiniz. Ayrıca bu durumu, şartların netleşmesini bekleyerek atlatmak mümkündür. 

Çeviri riskinden korunmak için bilanço yöntemi uygulanabilir. Bu doğrultuda firma, ödenmemiş bir tutarsızlığı dengelemek için riskli varlık ya da borç alabilir. Döviz türevleri, bu duruma karşı tercih edilebilir. Buna ek olarak şirketler, döviz takası ya da vadeli işlem sözleşmeleri satın alabilir.

Kur Riski Nasıl Hesaplanır?

Döviz riskinin çeşitli durumlara karşı önceden belirlenmesi gerekir. Peki, ortaya çıkan kur riski nasıl hesaplanır? Kur riski formülü şu şekildedir:

Kur riski oranı=(Döviz mevcutları + Döviz alacakları)/ (Döviz borçları+ Döviz taahhütleri)

Bu formül doğrultusunda riski hesaplayabilirsiniz. Ardından buna yol açan sebebi saptayıp kur riski yönetimi planlayabilirsiniz. 

Konkordato, iflas anlaşması anlamına gelir. Bu özel yöntem, borçlu ve alacaklı kişinin menfaatlerini korumayı amaçlar. Şirketlerin borçlarını yapılandırması için başvurdukları bir yöntem olarak bilinir. Konkordato, en kısa tanımıyla borçlunun alacaklıları ile anlaşması şeklinde özetlenebilir. Borçlu kişi ya da firma, iflastan kurtulmak için alacaklıları ile hukukî çerçevede anlaşma sağlar. Bu süreçte kişinin borçları yapılandırılır. Borcun vadesinde ödenmeme riski olduğunda indirim yapabilir ya da fazladan vade verebilir. Bu sayede iflasın eşiğinden dönmek mümkün olabilir.

Konkordato, her borçlu kişi tarafından ilan edilemez. Yalnızca bozulan finansal yapısı düzeldiğinde borcunu ödeyebilecek kurumlar tarafından kullanılır. Bu aşamada iyi niyet ve güven oldukça önemlidir. Konkordato sürecinin başlayabilmesi için borçlu kişinin talepte bulunması gerekir. Alacaklılar ile anlaşma sağlanırsa hukukî süreç başlatılır. Borç indirimi ve vade uzatma işlemleri ise mahkeme tarafından onaylanırsa geçerlilik kazanır. Konkordato nedir sorusunun cevabı, bu şekilde açıklanabilir.

Neden Konkordato İlan Edilir?

İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan bazı değişiklikler, konkordatonun kapsamını genişletir. İflas erteleme işlemlerinde yargılama ve uygulama süresinin uzunluğu, pek çok sorunu da beraberinde getirir. Bu olumsuzluklar sebebi ile iflas erteleme sistemi kaldırılarak daha sağlıklı bir süreç olan konkordatonun düzenlenmesi sağlanmıştır. 

Bu yöntem, borçlu ve alacaklı kişilerin mağdur edilmemesi amacını taşır. İki taraf da çeşitli fedakârlıklarda bulunarak anlaşma yolunda ilerler. Borçlu olan kişi, çeşitli olumsuzluklar nedeni ile söz konusu miktarı ödeyemeyebilir. Bu tip durumlarda alacaklı kişiler de mağdur olabilir. Özellikle birden fazla alacaklının olduğu senaryolarda bir tarafın zararı karşılanırken diğer tarafın karşılanmayabilir. Bu yöntemin ilan edilmesindeki asıl amaç, tarafların anlaşma yolunda ilerlemesi ve zararların iki tarafı da mağdur etmeyecek şekilde karşılanmasıdır. 

Konkordato Çeşitleri Nelerdir?

Konkordato çeşitleri, yapılış biçimine ve zamanına göre iki farklı kategoride incelenir. Bu kategoriler ise kendi arasında alt başlıklara ayrılır. Konkordato türleri için yazının devamını okuyabilirsiniz.

Yapılış Zamanına Göre Konkordatolar

İflas dışı konkordato, borçlunun iflas etmeden önce alacaklılara teklifte bulunduğu türdür. Bu teklif, alacaklılar tarafından kabul edildiğinde ve mahkemece onaylandığında kişinin iflas etmesi engellenmiş olur.

İflas içi konkordato, borçlu kişinin iflas kararı verdiği bir türdür. Kişi, borçlarını yeniden yapılandırma sureti ile müflis sıfatından kurtulmayı amaçlar. Bu süreç, iflasın ilan edildiği tarihten itibaren başlatılır. Başvuru, mahkeme tarafından onaylanırsa iflasın tüm hüküm ve sonuçları ortadan kaldırılır. Kişi, borçlarını yapılandırarak ödemeye başlar.

Mal varlığının terki sureti ile konkordato türünde borçlu kişi, mal varlığını alacaklıların üzerine geçirir. Bu yöntem sayesinde borçlu kişi, iflastan kurtulmayı amaçlar. Alacaklı kişiler ise mal varlıklarını hukukî çerçevede nakde çevirebilir. 

Yapılış Biçimine Göre Konkordatolar

Tenzilat (yüzde) konkordatosunda alacaklı kişiler, hukukî çerçeve dâhilinde alacaklarının belirli bir yüzdesinden vazgeçebilir. Borçlu kişi, indirim yapılan tutarın dışındaki tüm borcunu alacaklılara ödemekle yükümlü olur. 

Vade konkordatosunda vade süresi belirlenerek borçlunun bu süre içerisinde yükümlü olduğu miktarı ödemesi sağlanır. Alacaklı kişi, tahsil etmesi gereken miktardan herhangi bir feragatte bulunmaz. 

Karma konkordato yönteminde alacaklı kişiler, tahsil edecekleri miktarın bir kısmından feragat ederken aynı zamanda borçlu olana da vade tanır. Bu türün uygulanması için borçlu kişinin ağır ekonomik şartlar ile karşı karşıya kalması gerekir. 

Konkordato Süresi Nasıldır?

Hukukî çerçeve dâhilinde mahkeme, ilgili belgelerin sunulması için 3 ay geçici konkordato süresi verir. Talep edildiği takdirde bu süreye 2 ay daha eklenebilir. Toplamda 5 ay süreye sahip olan kişi, gerekli belgeleri hazırlamaya başlar. Mahkeme ise kesin mühlet kararını geçici süre içerisinde verir. Kesin mühlette mahkeme tarafından atanan komiser raporları incelenir. Konkordatonun olumlu sonuca ulaşacağına karar verilirse 1 yıllık kesin mühlet verilir. Bu süre, ihtiyaç hâlinde 6 ay daha uzatılabilir. Tüm süreler kullanıldığı takdirde borçlu kişi 23 ay kadar mühlete sahip olur.

Konkordatoya Başvurmanın Şartları Nelerdir?

Vadesi geldiği hâlde borçlarını ödeyemeyen ya da ödeyememe tehlikesi bulunan kişiler, bu yönteme başvurabilir. Başvuru yaparken geçici bir yoksunluğun mevcut olması yeterlidir. Sürekli olarak devam eden bir yoksunlukta ise bu yöntemin uygulanması doğru olmaz. Bunun sebebi ise kişinin borçlarını hiçbir zaman ödeyemeyeceğinden kaynaklanır. Geçici bir sıkıntıya sahip olan kişi, kendisine süre verilmesi ya da borcun yapılandırılması hakkında başvuruda bulunur. Konkordato şartları arasında şeffaflık büyük önem taşır. Başvuru yapan borçlu kişi, ödeme hakkında dürüst ve samimi tekliflerde bulunmalıdır. 

Konkordato Süreci Nasıl İşler?

İflas erteleme işlemlerinin yetersiz kalması, konkordato kapsamının genişlemesine yardımcı olur. Bu değişiklikler neticesinde iflas erteleme süreci tamamen kaldırılır. Hayatın beklenmedik sorunları ile başa çıkamayan ve kötü niyet gütmeyen kişiler için yeni düzenlemeler getirilir. Bu sayede iş insanlarını korumaya yönelik çalışmalar yapılır. Konkordatonun zararları önleyerek hem borçlunun hem de alacaklının menfaatlerini koruma amacı bulunur. Borçlu ve alacaklı kişilerin süreci ise aşağıdaki gibi işler;

Yetkili mahkeme raporları onayladığı anda bu süreç başarı ile tamamlanır. Raporların onaylanmadığı takdirde ise iflas gerçekleşir.

Kaldıraç oranı, finans dünyasında sıklıkla kullanılan bir terimdir. Bu terim, genellikle borçlar ve öz sermaye ile ilgili kavramlarda kişilerin karşısına çıkar. “Kaldıraç oranı nedir?” sorusunun cevabı kısaca “İşletmelerin kaynak yapısını ve finansman oranlarını gösteren bir terim” şeklindedir. Bu sistem ile yatırımcılar finansal piyasalarda çok daha az kaynak ile büyük hacimli işlemler yapabilir. 

Kaldıraç sistemi iki basamaktan oluşur. Çalışma kaldıracı, bu sistemin ilk basamağıdır. Bu kaldıraç, şirketlerin üretim ile satışlarını karşılaştırmak üzerine kurulur. Uzun vadede satışlarda görülen değişimlerin kârları üzerindeki etkisini rasyonel bir şekilde görebilmek için çalışma kaldıracı kullanılır. Sistemin bir diğer basamağı ise finansal kaldıraçtır. Finansal kaldıraç oranı, şirketlerin borçlarının sahip oldukları varlıklara yani pasif kaynaklara bölünmesi ile bulunur. Bu hesaplama ile şirketin varlığının ne kadarının borçlar için bir finansman olarak kullandığı hesaplanabilir. 

Bir diğer kaldıraç sistemi ise forex piyasalarında kullanılandır. Bu sistemde kişiler, ülkeler tarafından belirlenen kaldıraç oranları ile bazı işlemde bulunur. Forex Türkiye kaldıraç oranı 1:10 olarak belirlenmiştir. Bu oranlar, dolar üzerinden hesaplanır. Forex kaldıraç oranı örnekleri incelenerek bu kavramın daha iyi anlaşılması mümkündür.

external link icon
national-cancer-institute-s9WLlvDlbx4-unsplash

Analistlerin 118% Yükseliş Öngördüğü Hisse!

Kaldıraç Oranı Neden Önemlidir?

Kaldıraç oranını hesaplamanın şirketler açısından önemi son derece büyüktür. Şirketler hem finansal hem de çalışan kaldıraç oranlarını hesaplayarak büyümeleri ile ilgili fırsatları rahatça görebilir. Ayrıca firmalar bu sistem ile borç ve kaynaklarını analiz ederek az paralarla daha büyük miktarlarda borçlanabilir. Böylece hızlı bir büyümenin yakalanabilmesi mümkün olur. Forex piyasalarında ise kaldıraç sistemi, kişilerin az miktarda bir sermaye ile yüksek kazançlar elde edebilmesini sağlar. 

Kaldıraç Oranının Etkileri Nasıldır?

Kaldıraç oranının hem kişisel hem de kurumlar açısından pek çok olumlu etkisi bulunur. Finansal kaldıraç oranı hesaplaması ile şirketler, gelecekleri ve büyüme oranları ile ilgili gerçekçi tahminlerde bulunabilir. Bu tahminlerle bağlantılı olarak yatırımları yöneterek finansal geleceklerini güvence altına alabilirler. Forex kaldıraç sistemi ise hem küçük hem de büyük yatırımcıların kâr elde etmesini sağlar. Bu sistemde borsaya benzer bir işleyiş bulunur. Finansal tahminler doğru olduğu takdirde kişiler 1:10 gibi yüksek bir oranda kâr elde edebilir. Bu da yatırımcılar için son derece önemli bir fırsat olarak değerlendirilir.

Kaldıraç Oranı Nasıl Hesaplanır?

Bu oranı hesaplamak için kullanılan çeşitli işlemler bulunur. Finans kaldıraç oranı hesaplaması; hisse başına düşen gelirde yüzde değişikliği, vergi öncesi kâr ve faiz giderleri (FVÖK) gibi çeşitli veriler yardımıyla yapılır. Çalışma kaldıracı oranı ise satışlardaki yüzde değişikliği ve FVÖK gibi değerler kullanılarak bulunur. Bu işlemler sonucunda elde edilen değerler şirketlerin borçlanabilmesi için oldukça önemlidir.

Konvertibilite, döviz yatırımcılarının sıkça karşılaştığı kavramlar arasında yer alır. Kelime anlamı olarak çevrilgenliğe karşılık gelen bu kavram, dövizler arası dönüştürülebilirliği ifade eder. Döviz kurlarındaki hızlı dalgalanmaları takip edenler ve yeni yatırım fırsatları arayanlar konvertibilite nedir sorusunun cevabını sıkça araştırır. Çevrilgenlik, gerekli özellikleri taşıyan para birimlerinin arasında gerçekleşen serbest değişimi ifade eder. Çevrilgenlik için tüm özelliklere sahip olan dövizlerden ise konvertibl para olarak bahsedilir. Farklı ülkelerin para birimlerinin arasındaki değişimi ifade eden bu sistem, uygulama şekline göre çeşitlenir. Bu çeşitliliğin başlıca nedeni ise ülkelerin paraları arasında değişim gerçekleşirken uygulanan kısıtlama yoğunluğudur. 

Konvertibilite, farklı ülkelere ait olan para birimlerinin arasında yapılan değişim işlemlerini ifade eder. Bir ülkenin parasının başka bir dövizle ya da altınla değiştirilmesi çevrilgenlik olarak açıklanabilir. Her ülke kendi para birimi için değişimi yapılabilecek olan dövizleri belirleyebilir. Bu işlem, bir ülkede farklı para birimlerinin de kullanılabileceği anlamına gelmez. Aksine ülkeler kendi paraları için dönüşümü yapılabilecek olan kıymetleri belirli bir parite üzerinden sınırlandırır. Örneğin Amerika’ya seyahat edecek olan kişilerin Türk lirasını önceden ABD dolarına çevirmesi gerekir. Konvertibilitenin koşulları ise şu şekilde sıralanabilir:

Bu koşulları sağlayan ülkelerin para birimleri konvertibl hâle gelir. Dövizlerin ve diğer kıymetli madenlerin arasındaki çevrilgenlik ancak bu koşullar sayesinde mümkün olur. 

Konvertibilite Özellikleri Nelerdir?

Konvertibilite, yerel paranın herhangi bir kısıtlama ile karşılaşılmadan kolayca farklı döviz cinslerine çevrilmesini sağlar. Para birimlerinin ve maden cinslerinin değişimi, konvertibilite sayesinde gerçekleşir. Konvertibilite özellikleri ise bu değişim işlemlerine getirilen kısıtlamaların sonucunda belirlenir. Temel olarak zahmetsiz kur değişimini ifade eden bu kavram, kısıtlama yoğunluğuna göre farklı türlere ayrılır. Tam konvertibilite, dövizler arası değişimin hiçbir kısıtlama olmadan gerçekleştirilebilmesini sağlar. Kısmi konvertibilite ise sermaye çıkışlarına çeşitli yasaklamaların ve sınırlandırmaların getirilmesinin sonucunda ortaya çıkar. Son çevrilgenlik çeşidi olan nonkonvertibilite ise paraların arasında değişimin mümkün olmadığı durumları ifade eder. 

Konvertibilite Neden Önemlidir?

Çevrilgenlik, ülke ekonomisi ve uluslararası ilişkiler açısından önemli bir iktisat kavramıdır. Konvertibilite, ülkeye ait para biriminin rezerv hâline gelmesini sağlar. Başka bir ülkede de ödeme aracı olarak kullanılabilen para birimi, rezerv olarak sayılır. Konvertibl para, ülkenin yabancı topraklardaki kurumlar ve kuruluşlar aracılığı ile finansal işlemler gerçekleştirebilmesine yardımcı olur. Konvertibilite şartını yerine getiren dövizler, güçlü para birimi olarak da ifade edilir. Para biriminin dönüşüm esnekliği, ticari faaliyetler sırasında kolaylık sağlar. Bu durum, ülkelerin küresel ticarette güçlü bir konuma yerleşmesine imkân tanır. 

Bu kavram finans ve borsa alanında ilgili kişilerin sıklıkla karşılaştıkları ifadelerdendir. Mali işlerle alakalı bireylerin artması “Kotasyon nedir?” sorusunun sorulmasına neden olur. Söz konusu kelime, menkul kıymet borsasında işlem görmekte olan hisse senedi gibi belgelerin çeşitli kriterleri taşıması durumunda piyasada listelenmesini ifade eder. Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için menkul kıymet kavramının ve bu alanda işlem gören belgelerin bilinmesi gerekir.  

Menkul kıymet, taşınabilir nitelikte mali değeri olan evrak için kullanılan bir isimdir. Hisse senedi, tahvil ve bono bu dokümanların en çok kullanılan türleridir. Menkul kıymet borsası ise bu belgelerin alım satımlarının yapıldığı bir açık pazar yeri olarak tanımlanabilir. Menkul kıymet borsasında işlem görecek olan bir hisse senedinin, bu alanda satışa uygun olmasına ve piyasada listelenmesine kotasyon yani geçer değer denir. Bunun belli şartları ve çeşitleri bulunur.

Kotasyon Çeşitleri Nelerdir?

Kotasyon çeşitleri, şirket hisselerinin yayınlanma zamanına göre ikiye ayrılır. Bir şirketin hisselerinin ilk kez borsa kotunda yer almasına ilk kotasyon denir. Hâlihazırda borsa kotunda bulunan bir senedin pazarda gördüğü ilgiye bağlı olarak artırılmasına ise ek kotasyon denir. Piyasalarda ayrıca para birimleri ile ilgili olarak da geçer değer kavramı kullanılır. Terimin buradaki anlamı hisse senetlerinde bahsi geçenden biraz daha farklıdır. Dolaylı ve dolaysız kotasyon yöntemi para birimlerinin çevriminde kullanılır. Bu işleme döviz kuru geçer değeri de denir.

Dolaylı Kotasyon

Bu terim, para birimlerinin karşılığı belirlenirken kullanılır. Miktar geçer değeri olarak da bilinen bu kelime, bir para biriminin döviz ile ifadesidir. Bu konuda yabancı para olarak borsalarda genellikle ABD doları ortak birim kabul edilir. 

Dolaysız Kotasyon

Fiyat kotasyonu olarak da bilinen bu kavram, yabancı bir para birimin yerel ödeme aracıyla ifadesidir. 1$ = 1.33 TL gösterimi söz konusu terimin Türkiye’deki bir örneğidir.

Kotasyon Şartları Nelerdir?

Bir hisse senedinin piyasada yer alması için belirlenen çeşitli şartlar mevcuttur. Bunlar söz konusu varlığın satışının yapılacağı borsanın ve ülkenin kanunlarına göre belirlenir. Borsa İstanbul geçer değer şartları, farklı piyasa değerlerine sahip şirketler için 3 başlıkta hazırlanmıştır. 

Yıldız pazar 300.000.000 TL ve üzeri değere sahip kuruluşları ifade eder. Ana pazar 300.000.000-75.000.000 TL ile sınırlıdır. Alt pazar ise 75.000.000 TL ve altında değere sahip şirketleri ifade eder. Söz konusu türler için faaliyet süresi ve halka arz oranı gibi kriterler de detaylı şekilde belirlenmiştir. Bu konudaki en güncel bilgilere Borsa İstanbul kotasyon yönergeleri başlığından ulaşmak mümkündür.

Kupür, pay ortaklığı planı yapan hisse sahiplerini yakından ilgilendiren bir kavramdır. Ortaklık yatırımları ile yeni yeni ilgilenen çoğu kişi ise kupür nedir sorusuna cevap arar. Bu kavram, temel olarak hisse karşılığında verilen değerli kâğıdı ifade eder. Para, tahvil ve hisse senetlerinin üzerinde yazan değerden bu adla bahsedilir. Hissenin dağılımı ve miktarı şirketin gelecek planlarına göre belirlenir. Hisse karşılığında verilen bu kıymetli kâğıtlar, üzerinde yazan rakama göre değer görür. 

Bu kavram, şirketin bölünebilirliği ile doğru orantılıdır. Şirketler, yönetim kurulunun izniyle gelecek planlarına ve anlık ihtiyaçlarına uygun şekilde dağılıma gidebilir. Payların büyüklüğü de yine şirketin ortaklık konusundaki gelecek planlarına göre tespit edilir. Bu değerli evrakın özellikleri ileriki süreçte gerçekleşebilecek şirket hikâyelerine göre değişiklik gösterir. 

Kupürlerin Özellikleri Nelerdir?

Borsa yatırımcılarının sıkça duyduğu bu kavram, hisse senediyle ayrılmaz bir bütündür. Şirket, yönetim kurulunun onayıyla elindeki pay için kupür düzenleyerek hisse senedi basar. Bu aşamada dağıtılacak olan hisselerin miktarı, birim olarak bu terimle ifade edilebilir. Kavram; hisse senedi ve basılmış yayınlar ile sıkça karıştırılır. Pay senedi kupürü, çeşitli özellikleriyle benzer terimlerden kolayca ayrılır. Bir üst kavram olarak değerlendirilir ve şirketin satışa sunacağı hisse senetlerinin sayısını ve içeriğini belirler. Hazırlanan kupür doğrultusunda senetler basılır. Her senedin üzerinde yazan miktar da yine bu kavramla ifade edilir. 

Kupürler Ne Kadar Büyüklükte Olmalıdır?

Payın büyüklüğü, yönetim kurulunun onayıyla birlikte şirket tarafından belirlenir. Şirket, borçlarına veya yatırım planlarına göre arzu ettiği ölçüde kâğıt kesebilir. Bu durumda ilerleyen dönemde gerçekleşebilecek pay devri ve ortaklık ihtimalleri önem taşır. Örneğin 150.000 TL’lik pay, tek hisse olarak dağıtılabilir. Ancak gelecekte ortaklık veya pay dağılımı ihtimali bulunuyorsa bu miktar; 8, 10, 12, 15 hisse şeklinde de hazırlanabilir. Bu kavramın birim büyüklüğü, tamamen elde olan pay miktarına ve hisse senedi planlarına göre değişir. Şirket, ister tek isterse de 30 kupürle pay senedi basabilir. 

Kupürlerin Önemi Nasıldır?

Hisse senedi kupürü, uzun vadeli yatırım yapanlar ve şirketler için büyük öneme sahiptir. Hisse senedinin miktarını belirleyen bu kavram, doğrudan gelecek planlarıyla ilgilidir. Bu birimin miktarı ve içeriği, şirketin gelecekteki büyüme ve ortaklık planlarıyla doğru orantılıdır. Şirket, politikaları doğrultusunda sahip olduğu payı tek seferde veya birkaç senet hâlinde satışa sunabilir. 

Tek hisse senedi için hazırlanan pay planı, bir yatırımcının uzun vadede daha fazla kâr elde etmesini sağlar. Birden fazla hisse senedi ise şirkete daha fazla ortak ve para girişi olmasına imkân tanır. Küçük paylarla hazırlanan kıymetli kâğıtlar, şirkete ileride yapacağı alım satım işlemleri için kolaylık sunar. Daha fazla pay içeren küçük miktarlarda düzenlenen kupürler, hisse senedi iptaline gerek kalmadan kısmi satış yapma imkânı verir.