Borsa Haberleri

Volkswagen binek araçlarının Türkiye’de üretimi için Doğuş Otomotiv ile niyet mektubu imzalandı

Volkswagen binek araçlarının Türkiye’de üretimi için Doğuş Otomotiv ile niyet mektubu imzalandı

Türkiye’de Volkswagen araçlarının distribütörü Doğuş Otomotiv, Volkswagen ile bir niyet mektubu imzaladı.

Doğuş Oto tarafından yapılan açıklamada, şirket ile Volkswagen Grup Şirketleri arasında Volkswagen binek otomobillerinin Türkiye’de üretilebilmesi seçeneklerinin değerlendirilmesine ilişkin bir niyet mektubu imzalandığı belirtildi.

DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, basına yansıyan haberlerden Doğuş Otomotiv’in binek otomobillerin Türkiye’de üretilmesi için Volkswagen ile niyet mektubu imzaladığını öğrendiklerini söyledi. Yalçındağ, Volkswagen’in Çin’den sonra ikinci kritik üretim tesisini Türkiye’ye kurmak üzere adım atmasının önemli olduğunu vurguladı.

Yalçındağ açıklamasında, krizlerden fabrika kapatarak, çalışanları işten çıkararak, küçülerek ve korkarak çıkılamayacağını; stratejik hamleler ve cesur adımlar atılması gerektiğini belirtti. Bu projenin bu anlamda önemli bir örnek olduğunu ve her iki tarafı da tebrik ettiğini ifade etti.

Türkiye’deki araç pazarının yüzde 60’tan fazlasının Avrupalı markalara ait olduğunu hatırlatan Yalçındağ, 2025’te AB’ye yeni araç ihracatının 18,2 milyar avro, AB’den ithalatın ise 18,8 milyar avro seviyesinde olacağını, Türkiye’nin AB’nin yeni araç ihracatında üçüncü büyük pazar konumunda bulunduğunu söyledi.

Özel sektörün mevcut koşullar, rakamlar ve fırsatlar ışığında faaliyet gösterdiğini belirten Yalçındağ, bu aşamada Avrupalı karar alıcıların en önemli eyleminin, doğal ilerleyişi desteklemek ve kamuoyunda “Made in EU” olarak bilinen Sanayi Hızlandırma Yasası tasarısını şekillendirmek olduğunu, ilerleyişi yavaşlatmanın doğru olmayacağını ifade etti.

Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesi, gelişmiş tedarik zinciri ve nitelikli istihdam gücüyle Avrupa otomotiv sanayisinin önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu belirten Yalçındağ, Avrupa markalarının Türkiye pazarındaki güçlü konumu ile Türkiye’nin AB otomotiv ticaretindeki yüksek payının sektörlerin ne kadar bütünleşmiş olduğunu gösterdiğini söyledi.

Küresel otomotiv sektöründe yoğun bir rekabet yaşandığını, Volkswagen başta olmak üzere birçok üreticinin üretim kapasitelerini ve maliyet yapılarını yeniden değerlendirdiğini, daha verimli ve rekabetçi üretim modellerine yöneldiğini belirten Yalçındağ, Türkiye ile Avrupa arasında gerçekleştirilecek yeni yatırımların bu dönemde daha kritik ve stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Yeni teknolojilere odaklanan ar-ge ve üretimin de Türkiye için öncelikli olduğunu ekledi.

Türkiye’nin yatırım ortamı, rekabetçi üretim altyapısı, güçlü yan sanayisi, nitelikli iş gücü ve geniş pazarlara erişim imkânının, bu dönüşüm sürecinde Avrupalı otomotiv üreticileri açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirtti.

Avrupa Birliği’nin sanayi politikalarının, Türkiye–AB arasındaki mevcut üretim ve tedarik zinciri entegrasyonunu destekleyecek, yeni ortak yatırımların önünü açacak ve Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki konumunu güçlendirecek kapsayıcı bir anlayışla şekillendirilmesinin çok önemli olduğunu söyledi.

Yalçındağ, Made in EU kapsamında son dönemde Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren gelişmeler yaşandığını, Almanya ve Fransa’nın tasarı üzerindeki uzlaşısının, Türkiye’nin ve Türkiye’deki Avrupalı sanayi ekosisteminin AB değer zincirlerine daha fazla entegre olmasına karşı olumsuz bir gelişme olduğunu belirtti. Bu hatalı gidişatın düzelmesinin Avrupa’nın küresel rekabet gücü açısından şart olduğunu ifade etti.

Tasarı üzerinde binlerce değişiklik önergesi bulunduğunu, bunun da Avrupa Birliği nezdinde henüz fikir birliği olmadığını gösterdiğini belirten Yalçındağ, fikir birliği bulunmamasının en önemli sebebinin ise tasarının mevcut haliyle veya Almanya ve Fransa’nın uzlaşısına uygun olarak hayata geçmesinin Avrupa ekonomisine, ticaretine ve değer zincirlerine kazandıracakları konusunda bir mutabakat olmaması olduğunu söyledi.

Binlerce önergenin, “acaba doğru şekilde mi ilerliyoruz?” sorusunun Avrupalı karar alıcıların zihninde dönüp durduğunun bir göstergesi olduğunu belirtti.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ticari ilişkilerde karşılaşılan bir diğer meselenin ise vize sorunları ve transit geçiş belgesi kotalarının kısıtlı oluşu nedeniyle Türkiye’den Avrupa’ya ihracatta yaşanan lojistik rötarlar olduğunu söyledi.

Ticari vizelerin kolaylaştırılmaması ve transit geçiş belgeleri üzerindeki kotaların artırılmamasının kimseye fayda sağlamadığını, 230 milyar doları aşan ikili ticaret hacminin göz ardı edilemeyeceğini belirtti. Bunun bir temenni ya da manifesto değil, rasyonel bir olgunun beyanı olduğunu vurguladı.

İhracatı rötara uğratacak herhangi bir adım veya probleme karşı kayıtsızlığın, AB üyesi ülkelere ve Birlik ekonomisine, en az Türkiye’ye olduğu kadar zarar verdiğini ve vermeye devam edeceğini söyledi.

Sonuç olarak, resmi ismi “Sanayi Hızlandırma” olan bir yasa tasarısının mevcut halinin, sanayideki mevcut momentumu yavaşlatmaya yönelik riskler içermesini ironik bulduğunu belirtti.

DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri olarak Türkiye’nin AB’ye entegrasyonu, değer zincirlerindeki yerinin artması ve sektör fark etmeksizin ikili ticaret ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesi için umutla çalıştıklarını söyledi.

Türk iş dünyasının Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleriyle gerçekleştirildiği takdirde hem firmalara, hem devletlere, hem de toplumlara fayda sağlayacağını düşündükleri projeleri somut aşamalara getirdiklerini ve doğru muhatapların bulunması için çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.

Yalçındağ, AB içerisinde Made in EU konusunda oluşan fikir ayrılıklarının, değer zincirlerinin vazgeçilmez bir parçası olan Türkiye’nin yeni kurgulanan sistemden uzaklaşmasıyla değil, daha faydalı bir biçimde entegre olmasıyla sonuçlanmasını umduğunu ifade etti.

Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ntv.com.tr