New York Merkez Bankası tarafından yapılan bir araştırma, dolar stablecoin’lerinin, para birimi veya bankacılık krizi yaşayan ülkelere bağlı cüzdanlara daha fazla aktığını ortaya koydu.
Araştırmacılar Pablo Azar, Maryam Farboodi ve Nish Sinha’nın ağustos ayında yayımladığı çalışmaya göre, finansal kriz yaşayan ülkelere bağlı cüzdanların, krizin başladığı hafta dolar stablecoin’i alma olasılığı %1,8 daha yüksek. Aynı dönemde bu cüzdanlara gelen stablecoin hacminde de belirgin bir artış gözlendi.
Bu bulgular, finansal baskı altındaki ekonomilerde merkez bankalarının karşı karşıya olduğu yeni bir zorluğa işaret ediyor.
Geleneksel olarak hükümetler, döviz alımlarına ve sınır ötesi transferlere kısıtlama getirmek için bankalar ve diğer düzenlenmiş aracı kurumlara güveniyor.
Ancak stablecoin’lerin ortaya çıkışı, hanehalkı ve şirketlere, yerel bankacılık kanallarının dışında dolar maruziyeti sağlayan alternatif bir yol sunuyor.
Stablecoin piyasası 300 milyar doları aşarken, on yıl bitmeden trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Bu büyüme, New York Fed’in tespit ettiği alternatif ödeme altyapılarının, gelecekteki para birimi krizlerinde daha da önemli hale gelmesine yol açabilir.
Kriz Dönemlerinde Talep Blok Zincirine Kayıyor
Çalışmada, araştırmacılar 2021-2025 yılları arasında Arjantin, Mısır, İran, Myanmar, Nijerya, Rusya, Türkiye ve Birleşik Krallık’ta yaşanan dokuz farklı finansal krizi inceledi. Bu krizler arasında para birimi şokları, bankacılık kısıtlamaları, yaptırımlar ve devalüasyonlar yer aldı.
Araştırmacılar, ülke sinyalleri taşıyan Ethereum Name Service kayıtlarını (dil, alfabe ve ulusal kimlikler gibi) 19 büyük dolar endeksli stablecoin’in transfer geçmişiyle eşleştirdi.
Kriz haftalarında etiketlenen cüzdanlar, stablecoin alma olasılığında ve alınan hacimlerde artış kaydetti. Ayrı bir analizde, şoktan önceki iki haftada anlamlı bir artış görülmezken, kriz haftasında stablecoin alma olasılığı %1,9 yükseldi.
Stablecoin gönderme faaliyeti ise daha geç bir dönemde arttı; krizin başlamasından iki hafta sonra cüzdanların stablecoin gönderme olasılığı %1,3 yükseldi.
Bu sıralama, araştırmacıların, yerel finansal sisteme olan güvenin sarsıldığı dönemlerde blok zinciri tabanlı dolara olan talebin arttığı yönündeki tezini destekliyor.
Ancak bu tahminlerin bazı sınırlamaları var. Veri seti, incelenen ülkelerdeki tüm bireyleri veya kripto cüzdanlarını kapsamıyor. Yaklaşık 4,5 milyon gözlem, cüzdan-olay-hafta bazında kaydedildi ve örneklem, her kriz etrafında 53 haftalık bir zaman diliminde stablecoin alan cüzdan-ülke eşleşmelerine odaklanıyor.
Dolayısıyla sonuçlar, stablecoin işlemleriyle zaten ilişkili cüzdanlardaki davranış değişimini yansıtıyor; ülke genelinde stablecoin benimsenmesinin %1,8 arttığı anlamına gelmiyor.
Stablecoin’ler Sermaye Kontrolünü Zorlaştırıyor
Bu davranış, para politikasındaki uzun süredir devam eden bir kısıtlamaya doğrudan etki ediyor.
Mundell-Fleming çerçevesine göre, ülkeler sabit kur, serbest sermaye hareketi ve bağımsız para politikası kontrolünü aynı anda sürdüremiyor.
Para birimini korumak ve para politikası bağımsızlığını sürdürmek isteyen hükümetler, bankalar ve finansal kurumlar aracılığıyla sermaye hareketlerini kısıtlayabiliyor.
New York Fed araştırmacıları, stablecoin’lerin bu denetim kanalını zayıflattığını öne sürüyor.
Bankası üzerinden dolar alımına veya transferine kısıtlama getirilen bir hanehalkı, bunun yerine blok zinciri cüzdanına dolar endeksli token alabiliyor. Bu altyapıya erişim arttıkça, hükümetin denetimi sürdürmek için daha fazla kaynak ayırması veya baskının kurda değer kaybı ya da faiz oranları üzerinden ortaya çıkmasına izin vermesi gerekebiliyor.
Çalışma, stablecoin’lerin incelenen dokuz olayda para birimlerinin değer kaybetmesine doğrudan neden olduğunu göstermiyor.
Bunun yerine, gözlemlenen cüzdan hareketleri, finansal stresin stablecoin benimsenmesini teşvik ettiği yönündeki model varsayımını destekliyor. Daha geniş para politikası sonuçları ise teorik düzeyde kalıyor.
Hükümetler yine de önemli kontrol noktalarına sahip. USDT ve USDC gibi büyük dolar token’ları, merkezi şirketler tarafından ihraç ediliyor ve bu şirketler cüzdan adreslerini dondurabiliyor. Düzenlenmiş borsalar ise işlemleri kısıtlamak veya müşterileri tanımlamakla yükümlü tutulabiliyor.
Bu yetkiler, denetimi ülkenin bankacılık sisteminden çıkarıp ihraççılar, borsalar ve blok zinciri adreslerinden oluşan daha geniş bir ağa yayıyor.
Kendi saklamasında tutulan cüzdanlar arasındaki transferler ise, ihraççılar başka aşamalarda müdahale edebilse bile, hükümetlerin yerel düzeydeki müdahale noktalarını azaltabiliyor.
300 Milyar Dolarlık Piyasa, Müdahale Edilemeyen Alanlara Kayıyor
Stablecoin’ler, niş bir kripto ürünü olmaktan çıkarak küresel bir dolar ödeme ağına dönüşürken, politika açısından daha kritik bir hale geliyor.
Piyasa 300 milyar doları aşmış durumda ve on yıl bitmeden trilyon dolarlara ulaşması bekleniyor.
Blok zinciri analiz şirketi Chainalysis, stablecoin işlem hacminin yalnızca organik büyümeyle 2035’e kadar 719 trilyon dolara ulaşabileceğini, makro ve benimseme trendlerinin hızlanması halinde ise 1,5 katrilyon dolara yaklaşabileceğini öngörüyor.
Bu büyüme, finansal baskı dönemlerinde hanehalkının dolar maruziyeti için kullanabileceği yolları artıracak. Ancak stablecoin’ler tamamen hükümet denetiminin dışında kalmayacak.
En büyük dolar token’ları merkezi yapıda kalmaya devam ediyor. Circle ve Tether gibi ihraççılar, tanımlanabilir adresleri dondurabiliyor. Hükümetler ise düzenlenmiş borsalar ve diğer aracı kurumlar üzerinde gereklilikler uygulayabiliyor; transferler ilk etapta yerel bankacılık sistemini atlamış olsa bile.
Sorun şu ki, token’lar bu noktalardan çıktıktan sonra denetim daha az tutarlı hale geliyor.
ABD Merkez Bankası Denetim Başkan Yardımcısı Michael Barr, haziran ayında ABD stablecoin mevzuatının, kendi saklamasında tutulan cüzdanlar arasındaki ikincil piyasa transferlerinde yasa dışı finansman açısından bir açık bıraktığı uyarısında bulundu.
Uluslararası Ödemeler Bankası da benzer bir soruna dikkat çekerek, stablecoin dolarizasyonunun para egemenliğini tehdit edebileceğini ve kısıtlamaların, token’lar kendi saklamasında tutulan cüzdanlar arasında dolaştığında daha az etkili olabileceğini belirtiyor.
Bu durum, daha parçalı bir denetim haritası yaratıyor. Hükümetler bankalar, stablecoin ihraççıları ve düzenlenmiş işlem platformları üzerinde önemli kontrol sağlayabiliyor. Ancak dolar token’ları, aracı kurumlara geri dönmeden özel cüzdanlar arasında hareket ettiğinde, denetim ve müdahale imkanları azalıyor.
Bu ayrım, özellikle para birimi krizlerinde önem kazanıyor. Alternatif bir değer saklama aracı ve ödeme altyapısına olan talep artarken, yetkililer sermaye hareketlerini kısıtlamaya çalışıyor.
New York Fed’in çalışması, finansal altyapı tercihlerinin artık makroekonomik kısıtlamaların bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Stablecoin ağları büyüdükçe, etkin sermaye hareketliliği hem hükümetlerin uyguladığı kontroller hem de hanehalkının erişebildiği blok zinciri altyapısı tarafından belirleniyor.
Önümüzdeki on yıl için öngörülen ölçekle birlikte, stablecoin’ler alternatif bir ödeme mekanizmasından çıkıp, hükümetlerin finansal baskı dönemlerinde para birimlerini savunma biçimlerinde önemli bir kısıt haline gelebilir.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: cryptorank.io