Fresenius Medical Care, hemodiyafiltrasyonun ölüm riskini yüzde 28 düşürdüğünü gösteren çalışmayı duyurdu

Böbrek hastalarına yönelik ürün ve hizmetlerde dünya lideri olan Fresenius Medical Care (FME), hemodiyafiltrasyonun (HDF), geleneksel yüksek akışlı hemodiyalize kıyasla tüm nedenlere bağlı ölüm riskini daha düşük tuttuğunu gösteren kapsamlı bir uluslararası çalışmanın yayımlandığını duyurdu.

American Society of Nephrology’nin (JASN) önde gelen dergisinde yayımlanan “Hemodiafiltrasyon ve Yüksek Akışlı Hemodiyaliz Karşılaştırması ve Ölüm Riski: Çok Uluslu Hedef Deneme Simülasyonu” başlıklı çalışma, modern diyaliz tedavisinde yüksek hacimli hemodiyafiltrasyonun (HVHDF) rolünü destekleyen önemli yeni gerçek yaşam verileri sunuyor.

Fresenius Medical Care CEO’su Helen Giza, bu yayının HVHDF’yi destekleyen uluslararası kanıtları güçlendirdiğini ve böbrek sağlığını ileriye taşımak için büyük ölçekli, titiz araştırma ve inovasyona olan bağlılıklarını yansıttığını belirtti. Giza, dünya genelinde 850 milyondan fazla kişinin böbrek hastalığıyla yaşadığını ve inovasyon ihtiyacının hiç olmadığı kadar büyük olduğunu vurguladı. ABD’de HVHDF erişimini artırırken, daha fazla hastanın ileri tedavilere ulaşmasını sağlamaya ve diyaliz bakımının geleceğini şekillendirecek kanıtlar üretmeye odaklandıklarını ifade etti.

Çalışmada, sekiz Avrupa ülkesinde yaklaşık 20 bin hastanın sonuçları analiz edildi. Araştırmacılar, gerçek yaşam klinik verilerini rastgele klinik denemeye yakınlaştıran gelişmiş bir analitik yaklaşım olan hedef deneme simülasyonu yöntemini kullandı.

Ortalama 16 aylık takip süresinde, HDF uygulanan hastalarda tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin, geleneksel yüksek akışlı hemodiyaliz alanlara kıyasla yüzde 28 daha düşük olduğu görüldü. En yüksek ölüm riski azalması ise, seans başına 23 litreyi aşan konveksiyon hacmiyle sürdürülebilir HDF (HVHDF) uygulanan hastalarda gözlendi; bu grupta ölüm riski yüzde 33 daha düşüktü. Konveksiyon hacmi, HDF tedavisinin kandan atık maddeleri, özellikle de orta moleküller olarak bilinen ve böbrek yetmezliği hastalarında iltihaplanma ile diğer sağlık sorunlarına yol açabilen büyük toksinleri ne kadar etkili temizlediğini gösteriyor.

Bulgular, HVHDF’yi destekleyen ve aralarında AB destekli CONVINCE çalışmasının da bulunduğu, giderek büyüyen uluslararası kanıtlarla uyumlu. New England Journal of Medicine’da yayımlanan bu çalışma ve devamındaki analizler, sağkalım ve hasta bildirimli sonuçlarda iyileşme göstermişti. Yeni analiz, HVHDF’nin klinik değerini güçlendiren gerçek yaşam verileri sunarken, tedavi başına 23 litreyi aşan konveksiyon hacimlerinin düzenli olarak uygulanması, ölçülmesi ve izlenmesinin önemini vurguluyor.

Fresenius Medical Care’in Küresel Medikal Direktörü Charles Hugh-Jones, böbrek sağlığını geliştirme misyonlarında araştırmanın kritik rol oynadığını belirtti. Hugh-Jones, önde gelen araştırmacılarla iş birliği yaparak ve büyük ölçekli klinik verilerde ileri istatistiksel yöntemler uygulayarak, bilimsel bilginin tedavi süreçlerine ve hasta sonuçlarına anlamlı iyileştirmeler olarak yansımasını sağlayacak kanıt tabanını büyüttüklerini söyledi.

Bu araştırma, Fresenius Medical Care ve Renal Research Institute iş birliğinde, CONVINCE çalışmasının önemli isimleri Profesör Giovanni Strippoli ve Bernard Canaud, Avrupa Böbrek Derneği eski başkanı Profesör Carmine Zoccali, ileri istatistiksel analizleri yöneten epidemiyolog Dr. Giovanni Tripepi ve Sydney Üniversitesi’nden Profesör Germaine Wong’un da aralarında bulunduğu uluslararası böbrek uzmanlarının katılımıyla yürütüldü.

Çalışmanın kıdemli yazarı Profesör Carmine Zoccali, önceden belirlenmiş hedef deneme simülasyonu, ters olasılık ağırlığı ve titiz duyarlılık analizleriyle CONVINCE çalışmasına yakın sonuçlar elde ettiklerini, ölçülen karıştırıcı ve diğer gözlemsel yanlılıkları azalttıklarını belirtti. Zoccali, bu titiz metodolojinin gerçek yaşam bulgularının güvenilirliğini ve klinik önemini artırdığını vurguladı.

Fresenius Medical Care, yirmi yılı aşkın süredir hemodiyafiltrasyonun geliştirilmesi, klinik uygulaması ve araştırmasında öncü konumda. Geleneksel yüksek akışlı diyaliz yalnızca bir filtrasyon yöntemi kullanırken, hemodiyafiltrasyon difüzyon ve konveksiyon olmak üzere iki filtrasyon yöntemini birleştirerek, hastanın kanından orta moleküller dahil daha geniş bir atık yelpazesini uzaklaştırıyor.

Bu tedavi, 90’dan fazla ülkede yürütülen randomize klinik çalışmalar ve büyük gözlemsel araştırmalarla desteklenerek, uluslararası alanda standart bakım olarak yaygın şekilde kullanılıyor. Yeni yayın, şirketin kısa süre önce duyurduğu ve ABD’de HVHDF erişimi arttıkça tedavinin uygulanışı, sonuçları ve hasta deneyimine dair ABD’ye özgü gerçek yaşam verileri üreten BEACON-US araştırma girişiminin de önemini vurguluyor.

Böbrek hastalığı, küresel ölçekte büyüyen ciddi bir sağlık yükü oluşturuyor. Diyabet ve hipertansiyon oranlarındaki artışla birlikte, dünya genelinde önde gelen ölüm nedenleri arasında yer alıyor ve çoğunlukla ömür boyu süren, kaynak yoğun tedaviler (diyaliz veya böbrek nakli) gerektiriyor. Bu durum, inovasyonun ve bakım erişiminin sürekli geliştirilmesi ihtiyacını öne çıkarıyor.

Çalışma Hakkında

Araştırmada, 2014-2019 yılları arasında sekiz Avrupa ülkesinde tedavi gören 19.539 yetişkin diyaliz hastasının verileri incelendi. Rastgele klinik denemeyi taklit edecek şekilde tasarlanmış ileri epidemiyolojik yöntemler kullanılarak, sürdürülebilir yüksek hacimli post-dilüsyon hemodiyafiltrasyon uygulanan hastalar ile geleneksel yüksek akışlı hemodiyaliz alan hastalar karşılaştırıldı. Analiz sonucunda, HDF uygulananlarda tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin yüzde 28 daha düşük olduğu, en güçlü ilişkinin ise tedavi başına 23 litreyi aşan konveksiyon hacmi uygulanan hastalarda yüzde 33 daha düşük ölüm riskiyle görüldüğü tespit edildi.

Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: marketscreener.com