Fresenius Medical Care, büyük bir uluslararası çalışmanın sonuçlarını açıkladı. Buna göre, hemodiafiltrasyon (HDF) yöntemi, geleneksel yüksek akışlı hemodiyalize kıyasla tüm nedenlere bağlı ölüm riskini anlamlı ölçüde azaltıyor. Amerikan Nefroloji Derneği Dergisi’nde (JASN) yayımlanan ve yaklaşık 20.000 hastanın verilerinin analiz edildiği bu çalışma, yüksek hacimli hemodiafiltrasyonun (HVHDF) modern diyaliz tedavisindeki rolünü destekleyen önemli yeni gerçek yaşam verileri sunuyor.
Araştırmacılar, gerçek yaşam verilerini randomize klinik çalışmalara yakın bir şekilde değerlendiren ileri düzey bir analitik yaklaşım olan “hedef deneme emülasyonu” yöntemini kullandı. Medyan 16 aylık takip süresinde, HDF uygulanan hastalarda, geleneksel yüksek akışlı hemodiyaliz uygulananlara kıyasla toplam ölüm riski yüzde 28 daha düşük bulundu. En belirgin yaşam avantajı ise, seans başına 23 litreden fazla konveksiyon hacmiyle sürekli HDF uygulanan hastalarda görüldü; bu grupta ölüm riski yüzde 33 daha düşüktü.
Konveksiyon hacmi, HDF tedavisinin kandan atık maddeleri, özellikle de böbrek yetmezliği olan kişilerde iltihaplanma ve başka sağlık sorunlarına yol açabilen “orta moleküller” gibi büyük toksinleri ne kadar etkili temizlediğini gösteriyor. Bulgular, AB destekli CONVINCE çalışması ve New England Journal of Medicine’da yayımlanan analizler dahil olmak üzere, HVHDF lehine giderek artan uluslararası kanıtlarla uyumlu. Yeni analiz, HVHDF’nin klinik faydasını destekleyen ek gerçek yaşam verileri sunarken, tedavi başına 23 litreden fazla konveksiyon hacmine ulaşmanın, bunu ölçmenin ve izlemenin önemini vurguluyor.
Çalışma, Fresenius Medical Care’in yanı sıra, CONVINCE çalışmasının önde gelen isimleri olan Profesör Giovanni Strippoli ve Bernard Canaud, Avrupa Böbrek Derneği eski başkanı Profesör Carmine Zoccali, ileri istatistiksel analizleri yöneten Dr. Giovanni Tripepi ve Sydney Üniversitesi’nden Profesör Germaine Wong’un da aralarında bulunduğu uluslararası böbrek hastalıkları uzmanlarının iş birliğiyle yürütüldü. Fresenius Medical Care, yirmi yılı aşkın süredir hemodiafiltrasyonun geliştirilmesi, klinik uygulaması ve araştırılmasında öncü olarak kabul ediliyor. Geleneksel yüksek akışlı diyaliz yalnızca bir filtrasyon tekniği kullanırken, hemodiafiltrasyon hem difüzyon hem de konveksiyon yöntemlerini birleştirerek, “orta moleküller” dahil olmak üzere daha geniş bir atık yelpazesini kandan uzaklaştırıyor.
Bu tedavi, dünya genelinde standart bakım olarak yaygın şekilde uygulanıyor ve 90’dan fazla ülkede yapılan randomize klinik çalışmalar ile büyük gözlemsel çalışmalarla destekleniyor. Yeni yayımlanan çalışma, şirketin kısa süre önce duyurduğu ve ABD’de HVHDF uygulamalarına, sonuçlarına ve hasta deneyimlerine dair ülkeye özgü gerçek yaşam verileri sunacak olan BEACON-US araştırma girişiminin de önemini ortaya koyuyor. Böbrek hastalıkları, artan diyabet ve yüksek tansiyon oranlarının etkisiyle küresel ölçekte büyüyen bir sağlık yükü oluşturuyor.
Bu hastalıklar, dünya genelinde en yaygın ölüm nedenleri arasında yer alıyor ve çoğu zaman ömür boyu süren, kaynak yoğun tedaviler (diyaliz veya böbrek nakli gibi) gerektiriyor. Bu da, yenilikçi yaklaşımlara ve tedaviye erişimin artırılmasına olan ihtiyacı gösteriyor. Çalışmada, 2014 ile 2019 yılları arasında sekiz Avrupa ülkesinde tedavi gören 19.539 yetişkin diyaliz hastasının verileri incelendi. Araştırmacılar, randomize klinik çalışmayı taklit eden ileri epidemiyolojik yöntemlerle, sürekli yüksek hacimli hemodiafiltrasyon (postdilüsyon) uygulanan hastalar ile geleneksel yüksek akışlı hemodiyaliz uygulanan hastaları karşılaştırdı.
Analiz, HDF’nin toplam ölüm riskini yüzde 28 azalttığını gösterdi; en güçlü ilişki ise tedavi başına 23 litreden fazla konveksiyon hacmine ulaşan hastalarda gözlendi ve bu grupta ölüm riski yüzde 33 daha düşüktü. Ancak, bu çalışma gözlemsel bir hedef deneme emülasyonu olup randomize klinik çalışma olmadığı için, elde edilen sonuçlardan doğrudan nedensellik çıkarılamaz. Daha yüksek konveksiyon hacmi ile daha düşük ölüm oranı arasındaki ilişki dikkatli yorumlanmalı; çünkü yüksek hacimlere ulaşılması, hastaların genel durumu ve diğer tedaviyle ilgili faktörleri de yansıtabilir ve bu durum her zaman bağımsız bir nedensel doz-yanıt ilişkisi anlamına gelmeyebilir.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: marketscreener.com