Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), Basel’de düzenlenen yıllık genel kurul toplantısında yayımladığı 2026 Yıllık Ekonomik Raporu’nda, stablecoin’lerin hâlâ para olarak yeterli olmadığını savundu.
Raporun “Parada Güveni Sağlamak: Stablecoin’lerin Ötesinde İnovasyon” başlıklı bölümünde, BIS’in bir para sisteminde bulunması gerektiğini vurguladığı tekillik, esneklik, birlikte çalışabilirlik ve bütünlük gibi temel özellikler açısından günümüz dolar endeksli token’ları değerlendirildi. Yazarlar, mevcut stablecoin tasarımlarının bu kriterlerin hiçbirini tam olarak karşılamadığını belirtti.
Stablecoin fiyatlarının ikincil piyasalarda sabit değerlerinden sapabildiği ve itfa süreçlerinde sürtünme yaşandığı ifade edilen raporda, bu token’ların bir ödeme aracı olmaktan ziyade borsa yatırım fonu (ETF) paylarına daha çok benzediği vurgulandı. Bu yaklaşım, BIS Genel Müdürü Pablo Hernández de Cos’un nisan ayında stablecoin’leri ETF’lere benzeten açıklamalarıyla da örtüşüyor.
Stablecoin arzı, bankacılık sistemiyle kıyaslandığında hâlâ görece küçük kalıyor. BIS, mayıs sonu itibarıyla toplam piyasa değerini yaklaşık 320 milyar dolar olarak açıkladı. Fiat destekli stablecoin’lerin %99’undan fazlası ABD dolarına endeksli ve bu arzın büyük bölümü Tether’in USDT’si ile Circle’ın USDC’si arasında paylaşılıyor.
The Block’un verileri de bu tabloyu destekliyor; USDT ve USDC, merkeziyetsiz veya getiri sunan diğer stablecoin’lere kıyasla piyasada baskın konumda bulunuyor.
Raporun öne çıkan yeni analizinde, stablecoin’lerin yaygın benimsenmesinin ekonomi üzerindeki etkisi, ihraççıların rezervlerinde tuttukları varlıklara göre modellendi. ABD piyasasına göre kalibre edilen modelde, stablecoin’lerin toplam çıktıya etkisi orta vadede hafif negatif oldu. Bunun nedeni, stablecoin talebinin devlet tahvillerine yönelmesiyle kamu maliyesinde oluşan alanın, bankaların fonlama maliyetlerindeki artış ve kredi hacmindeki zayıflama ile dengelenmesiydi. Yazarlar, stablecoin piyasa değeri 1 trilyon, 2 trilyon ve 3 trilyon dolara ulaşsa bile bu etkinin sınırlı kaldığını belirtti.
BIS, stablecoin’lerin zincir üstü yasa dışı faaliyetlerde önemli bir paya sahip olduğunu, çünkü bu token’ların izin gerektirmeyen blok zincirlerinde, takma adla ve kendi kendine saklanan cüzdanlarla dolaştığını, bunun da müşteri tanıma ve kara para aklamayı önleme kontrollerini zayıflattığını ifade etti.
Yazarlar ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde hanehalkının değer saklama aracı olarak dolar endeksli stablecoin’leri tercih etmesiyle ortaya çıkan “stablecoin dolarizasyonu” riskine dikkat çekti. Bu durumun sermaye akışlarını değiştirebileceği ve parasal egemenliği zayıflatabileceği uyarısında bulunuldu.
BIS raporu, 2025’te olduğu gibi, mevcut stablecoin’lerdeki zayıflıkların uluslararası uyumlu kurallarla giderilmesini ve tokenlaştırmanın merkez bankaları ile ticari bankalardan oluşan iki katmanlı sisteme entegre edilmesini önerdi.
Bu yaklaşımın merkezinde, tokenlaştırılmış merkez bankası rezervleri, tokenlaştırılmış ticari banka parası ve diğer düzenlenmiş özel paraların tek bir platformda, merkez bankası parasının referans noktası olduğu “birleşik defter” modeli yer alıyor. BIS, sekiz merkez bankası, BIS ve 40’tan fazla özel kurumun katılımıyla yürütülen sınır ötesi ödeme prototipi Project Agora’yı, bu modelin uygulanabilirliğine örnek olarak gösterdi.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: theblock.co