İran-ABD çatışmasının ardından artan jeopolitik riskler ve 22 Mayıs’ta devreye alınan makroihtiyati tedbirlerin bankacılık sistemi üzerindeki etkilerini inceleyen yeni bir çalışma, Türkiye’de kredi kanalının tamamen kapanmadığını ancak kredi kompozisyonunun önemli ölçüde değiştiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre ticari ve döviz kredileri yavaşlarken, bireysel tarafta kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayan kredi kanalları canlılığını koruyor.
İki büyük şok bankacılık sistemini test etti
Ahmet Baran Çekim tarafından hazırlanan ve Monetary Reflections’ta yayımlanan araştırma, 2026 yılında bankacılık sistemini etkileyen iki kritik gelişmeyi mercek altına aldı. Bunlardan ilki 28 Şubat’ta başlayan İran-ABD çatışmasının yarattığı küresel belirsizlik ve sıkılaşan finansal koşullar olurken, ikincisi ise 22 Mayıs’ta yürürlüğe giren makroihtiyati tedbirler oldu. Çalışmada haftalık bankacılık verileri kullanılarak kredi büyümesi, kredi kompozisyonu ve aktif kalitesindeki değişimler ekonometrik yöntemlerle analiz edildi.
Savaş sonrası en büyük darbe ticari ve döviz kredilerine
Araştırmaya göre İran-ABD çatışmasının ardından kredi büyümesinde belirgin bir ivme kaybı yaşandı. Ancak bu yavaşlama tüm kredi segmentlerine eşit şekilde yansımadı. En güçlü etki yabancı para (YP) kredilerinde görüldü. Kur etkisinden arındırılmış veriler, jeopolitik risklerin özellikle döviz kredilerinde belirgin bir yavaşlamaya yol açtığını ortaya koyuyor. Benzer şekilde ticari kredilerde de kredi büyümesi savaş sonrasında zayıfladı. Araştırma, büyük ölçekli şirketlerin yatırım ve işletme sermayesi kararlarında daha temkinli davrandığına, bankaların ise kredi verme iştahını daha seçici kullandığına işaret ediyor.
TL krediler ve KOBİ finansmanı direnç gösterdi
Buna karşılık TL kredi büyümesinde sert bir kırılma tespit edilmedi. KOBİ kredilerinin de ticari kredilere kıyasla daha dirençli kaldığı belirtilirken, kredi arzındaki daralmanın daha çok büyük ölçekli ticari ve döviz kredilerinde yoğunlaştığı ifade edildi. Tüketici kredilerinde ise savaş sonrasında anlamlı bir daralma gözlenmedi. Kart harcamalarının da güçlü seyrini koruduğu belirtilen çalışmada, ilk aşamada hane halkı kredi davranışında sistemik bir bozulma yaşanmadığı vurgulandı.
22 Mayıs tedbirleri kredi hacminden çok kompozisyonu değiştirdi
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri de 22 Mayıs’ta uygulamaya alınan makroihtiyati önlemlerin etkisine ilişkin oldu. Analize göre kredi büyümesi bu tarihten sonra düşük seviyelerde kalmaya devam etti ancak yeni tedbirlerin, 28 Şubat sonrasında başlayan yavaşlamanın üzerine ilave ve istatistiksel olarak güçlü bir kırılma yaratmadığı görüldü. Bunun yerine kredi kompozisyonunda belirgin bir değişim yaşandı. Makroihtiyati sıkılaştırma özellikle ticari ve yabancı para kredi kanalını soğuturken, TL kredi büyümesi devam etti. KOBİ kredilerinde de belirgin bir kırılma tespit edilmedi.
İhtiyaç kredisi ve KMH öne çıktı
Çalışmaya göre tüketici tarafında kredi kanalı tamamen kapanmadı. İhtiyaç kredileri toparlanırken, Kredili Mevduat Hesabı (KMH) kullanımında belirgin hızlanma yaşandı. Araştırma, bunun güçlü bir tüketim patlamasından ziyade hane halkının kısa vadeli likidite ihtiyacının arttığına işaret ettiğini belirtiyor. Ayrıca kredi kartı stokundaki haftalık dalgalanmaların doğrudan tüketim eğilimi olarak yorumlanmasının yanıltıcı olabileceği vurgulanıyor. Ekstre kesim tarihleri ve ödeme döngüleri dikkate alındığında kart harcamalarında anlamlı bir yavaşlama tespit edilmediği ifade ediliyor.
Risk perakende kredilere kayıyor
Araştırmaya göre en önemli değişim kredi kalitesinde yaşanıyor. 22 Mayıs sonrasında takipteki alacaklardaki bozulmanın ağırlıklı olarak bireysel segmentte yoğunlaştığı görülüyor. Tüketici kredileri, ihtiyaç kredileri ve bireysel kredi kartlarında sorunlu kredi oranları yükselirken, ticari ve KOBİ kredilerinde aynı ölçüde bozulma gözlenmedi. Bu tablo, ticari krediler yavaşlarken aktif kalitesinin görece korunduğunu, buna karşılık bireysel tarafta kredi kullanımının sürmesine rağmen geri ödeme riskinin arttığını ortaya koyuyor.
Varlık yönetim şirketleri gerçek tabloyu etkileyebilir
Çalışma, bankaların bilançolarındaki takipteki alacak verilerinin tek başına yeterli olmadığını da vurguluyor. Sorunlu kredilerin varlık yönetim şirketlerine satılması nedeniyle BDDK verilerinin kredi kalitesindeki bozulmayı olduğundan düşük gösterebileceği belirtiliyor. Bu nedenle Finansal Kurumlar Birliği verilerinin de analize dahil edildiği ifade edilirken, 2026’nın ikinci çeyreğine ilişkin haftalık verilerin henüz bulunmaması nedeniyle brüt sorunlu kredi girişlerinin tam olarak hesaplanamadığı kaydediliyor.
Sonuç: Kredi sistemi durmadı, yön değiştirdi
Araştırmanın genel değerlendirmesine göre Türkiye’de kredi musluğu tamamen kapanmış değil. Buna karşılık jeopolitik riskler ve makroihtiyati tedbirler sonrasında bankacılık sistemi içinde önemli bir yeniden dengelenme yaşanıyor. Ticari ve yabancı para kredilerinde belirgin yavaşlama görülürken, bireysel tarafta kısa vadeli likidite ihtiyacını karşılayan kredi kanalları açık kalıyor. Buna paralel olarak kredi riski de giderek şirketlerden hane halkına doğru kayıyor.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: paraanaliz.com