Altın fiyatları temmuz ayında 4.000 dolar sınırında dalgalanırken, yatırımcıların odağı yeniden enflasyon, reel faizler ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) izleyeceği para politikasına çevrildi. World Gold Council’dan Johan Palmberg’in 6 Ağustos 2026 tarihli değerlendirmesine göre, ons altın temmuz ayını 4.027 dolar seviyesinde tamamlarken yıl başından bu yana dolar bazında yüzde 7,8 değer kaybetti. Raporda, 1970’lerin sonundakine benzer ikinci bir güçlü enflasyon dalgası ihtimalinin tamamen göz ardı edilemeyeceği, ancak enflasyondaki yükselişin tek başına altın fiyatlarında büyük bir ralliyi garanti etmeyeceği belirtildi.
Altının bundan sonraki yönünde enflasyonun yanı sıra reel faizler, doların seyri, ekonomik büyüme beklentileri, merkez bankalarının alımları ve Asya kaynaklı yatırım talebi belirleyici olacak.
Altın temmuz ayında 4.027 dolarda kaldı
Ons altın, temmuz boyunca birkaç kez kritik 4.000 dolar seviyesini test etmesine rağmen ay sonunda başlangıç seviyesine oldukça yakın bir noktada kaldı. Altının temmuz kapanışı 4.027 dolar olurken, aylık değişim dolar bazında yüzde 0 olarak gerçekleşti.
World Gold Council’ın Aylık Altın Getiri Atıf Modeli’ne (GRAM) göre, temmuz performansında pozitif momentum faktörleri öne çıktı. Altın fiyatlarında daha önce yaşanan sert geri çekilmelerin ardından görülen toparlanma eğilimi, fiyatları destekleyen unsurlardan biri oldu.
Buna karşılık, başabaş enflasyon oranlarında ve piyasalardaki zımni oynaklıkta görülen düşüş, risk faktörlerinin etkisini azalttı. Tahvil getirilerindeki yükseliş, altın açısından faiz kaynaklı fırsat maliyetini artırırken, ABD dolarındaki gerileme bu etkinin bir bölümünü dengeledi.
Altın ETF’lerine Avrupa’dan güçlü giriş
Temmuz ayında altın destekli borsa yatırım fonlarına (ETF) gerçekleşen pozitif sermaye girişleri de değerli metal açısından destekleyici faktörler arasında yer aldı. Avrupa merkezli fonlar, söz konusu girişlerde ön plana çıktı.
Avrupalı yatırımcıların altına yönelmesinin hisse senedi piyasalarındaki bölgesel portföy değişiminden mi yoksa altın fiyatlarının daha cazip seviyelere gerilemesinden mi kaynaklandığı konusunda kesin bir ayrım yapılmadı.
Bununla birlikte, Avrupa’daki hareket reel faiz ortamı açısından dikkat çekti. Avrupalı yatırımcıların geçmişte pozitif reel faiz dönemlerinde altına yönelik talebi azaltma eğiliminde olmasına rağmen, temmuzdaki fon girişleri reel Alman tahvil getirilerinin yaklaşık 15 yılın en yüksek seviyelerine ulaştığı bir dönemde gerçekleşti.
Altının para birimlerine göre temmuz performansı
Altının temmuz ayındaki performansı büyük para birimlerinde sınırlı bir bantta gerçekleşti. Dolar bazında ons altın 4.027 dolar ile aylık yüzde 0 değişim gösterirken, euro bazında fiyat 3.496 seviyesinde ve aylık getiri eksi yüzde 0,9 oldu.
Japon yeni bazında gram altının değeri 20.632 seviyesinde gerçekleşirken, aylık kayıp yüzde 2’yi buldu. Sterlin bazında ons altın 2.990 seviyesinde ve yüzde 1,6 ekside, Kanada doları bazında 5.649 seviyesinde ve yüzde 1,2 düşüşle ayı tamamladı.
İsviçre frangı bazında fiyat 3.257 seviyesinde değişmeden kalırken, Hindistan rupisi bazında 10 gram altın 142.295 seviyesine çıktı ve aylık yüzde 1 kazandırdı. Çin yuanı bazında gram altın 885 seviyesinde yüzde 0,7 yükseldi.
Türk lirası bazında ons altın ise temmuz sonunda 191.328 seviyesine ulaşarak aylık yüzde 1,9 artış gösterdi. Avustralya doları bazındaki fiyat 5.731 olurken, aylık kayıp yüzde 1,6 olarak hesaplandı.
Yıl başından temmuz sonuna kadar bakıldığında, dolar bazında altının kaybı yüzde 7,8’e ulaştı. Euro bazında yüzde 5,9, Japon yeni bazında yüzde 6, sterlin bazında yüzde 7,8 ve Kanada doları bazında yüzde 5,5 düşüş görüldü.
Altın aynı dönemde Hindistan rupisi bazında yüzde 7,3, Türk lirası bazında ise yüzde 2 değer kazandı. Çin yuanı bazındaki kayıp yüzde 9, Avustralya doları bazındaki düşüş yüzde 12 olarak gerçekleşti.
Altında ikinci enflasyon dalgası senaryosu öne çıkıyor
World Gold Council değerlendirmesinde, önümüzdeki döneme ilişkin önemli başlıklardan biri yeni bir enflasyon dalgası ihtimali oldu. Raporda, 1970’lerin sonundakine benzer ikinci bir enflasyon hareketinin tamamen ihtimal dışı bırakılamayacağı ifade edildi.
Bununla birlikte, günümüz ekonomik koşullarının 1970’lerden önemli ölçüde farklılaştığına dikkat çekildi. Fed’in enflasyondaki yeni bir yükselişe geçmiş dönemlere kıyasla daha hızlı tepki verebileceği değerlendirilirken, ikinci bir enflasyon dalgasının doğrudan büyük çaplı bir altın rallisine dönüşmesinin kesin olmadığı belirtildi.
Altının böyle bir ortamda göstereceği performansın, reel faizlerdeki hareket, doların yönü, ekonomik büyüme görünümü, merkez bankalarının rezerv politikaları ve özellikle Asya’daki yatırımcıların talebiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
Enflasyon neden yeniden güçlenebilir?
Mevcut ekonomik yapı 1970’lerin koşullarından farklı olsa da, enflasyon açısından yeni risklerin ortaya çıktığına işaret edildi. Sendikaların ekonomik sistem içindeki ağırlığının geçmişe kıyasla azalması, petrolün ekonomideki göreceli öneminin gerilemesi ve Fed’in fiyat istikrarı konusunda daha açık bir görev tanımına sahip olması, iki dönem arasındaki temel farklılıklar arasında gösterildi.
Buna karşılık, enflasyon beklentileri tamamen normalleşmeden yeni bir arz veya talep şokunun ortaya çıkmasının fiyat baskılarını yeniden artırabileceği değerlendirildi.
Yeni dönemde risklerin yalnızca petrol ambargoları veya enerji arzındaki kesintilerden kaynaklanmayabileceği belirtildi. Hükümetlerin ve şirketlerin harcamaları, yapay zeka yatırımlarındaki genişleme, stratejik stok oluşturma eğilimi ve kritik ham maddeler üzerindeki küresel rekabet de fiyat baskılarını artırabilecek unsurlar arasında sıralandı.
Yakın dönemde dezenflasyon sürecinin devam etme ihtimali de değerlendirme dışında bırakılmadı. ABD ekonomisinin COVID-19 sonrası enflasyon dalgasının yaşandığı döneme göre daha düşük büyüme kapasitesine sahip olması, yeni fiyat artışlarının ekonomi üzerindeki etkisini değiştirebilecek faktörlerden biri olarak gösterildi.
ABD çekirdek enflasyonu yüzde 3,3 seviyesinde
Raporda, ABD’deki çekirdek enflasyonun yüzde 3,3 seviyesinde bulunduğuna dikkat çekildi. Bu oranın yükselmeye devam etmesi halinde, yatırımcıların fiyat baskılarını daha kalıcı ve yönetilmesi daha güç bir risk olarak değerlendirmeye başlayabileceği belirtildi.
World Gold Council’ın tarihsel analizine göre, düşük veya ılımlı enflasyon dönemlerinde altının fiyat hareketleriyle enflasyon arasında güçlü bir ilişki ortaya çıkmıyor.
Ancak enflasyonun yüzde 4 seviyesinin üzerine çıktığı dönemlerde tablo değişiyor. Bu seviyenin üzerindeki fiyat artışlarının para politikasında hata ihtimalini daha fazla gündeme getirdiği ve yatırımcıların altına ilgisini artırabildiği kaydedildi.
Enflasyondaki yükseliş tek başına altın fiyatlarında güçlü bir artış anlamına gelmiyor; dolar, reel faizler ve ekonomik büyüme beklentileri fiyatlamada önemini koruyor.
Enflasyon yükselirken reel faizlerin düşmesi, doların değer kaybetmesi veya resesyon ihtimalinin artması halinde altın açısından daha güçlü bir destek ortamının oluşabileceği ifade edildi.
Altın fiyatlarında dolar ve reel faiz etkisi
World Gold Council’ın 1971’in ilk çeyreğinden 2026’nın ikinci çeyreğine kadar uzanan regresyon analizinde, altının farklı makroekonomik göstergelere verdiği tepki incelendi.
Toplam 222 gözlemden oluşan tüm örneklemde TÜFE değişiminin katsayısı 1,32 olarak hesaplandı. Enflasyonun yüzde 4’ün üzerinde olduğu 72 gözlemden oluşan dönemde ise katsayı 2,98’e yükseldi.
Reel Fed faizindeki değişimin katsayısı tüm dönem için eksi 0,63, yüksek enflasyon dönemlerinde eksi 0,84 olarak belirlendi.
Dolar getirisinin altın üzerindeki katsayısı genel örneklemde eksi 0,93, enflasyonun yüzde 4’ü aştığı dönemlerde ise eksi 1,2 oldu. Resesyon olasılığındaki değişimin katsayısı sırasıyla 0,14 ve 0,19 olarak hesaplandı.
Veriler, yüksek enflasyon dönemlerinde altının özellikle dolar hareketlerine ve reel faizlerdeki değişime daha duyarlı hale gelebildiğini ortaya koydu.
1970’lerin sonundaki senaryonun tekrarı beklenmiyor
World Gold Council, ikinci bir enflasyon dalgası ihtimalini dışlamamakla birlikte, 1970’lerin sonundaki ekonomik tablonun birebir tekrarlanmasını temel senaryo olarak görmüyor.
Fed’in enflasyona karşı daha güçlü bir politika yaklaşımına sahip olduğu belirtilirken, ABD’deki hane halklarının mevcut finansal koşullarının da geçmiş dönemden farklı olduğu kaydedildi.
ABD’de kişisel tasarruf oranının tarihsel olarak düşük seviyelerde bulunması, tüketicilerin uzun süre devam edecek yüksek fiyat artışlarını karşılayabilme kapasitesini sınırlayan unsurlardan biri olarak değerlendirildi.
Bu nedenle, yeni bir enflasyon hareketinin 1970’ler tarzı kalıcı bir fiyat artışı döngüsünden ziyade daha sıkı para politikası ve daha düşük ekonomik büyüme sonucunu doğurabileceği belirtildi.
Merkez bankaları ve Asya talebi altının yönünde etkili
Altın piyasasında ABD enflasyonu ve Fed politikası tek belirleyici olmaktan çıkarken, merkez bankalarının rezerv alımları ile Asya’daki yatırımcı talebinin ağırlığı artıyor.
Bu iki talep kaynağının ABD’deki makroekonomik koşullardan kısmen bağımsız hareket edebildiğine dikkat çekildi.
Altının 2023’ten itibaren ABD’deki tarihsel olarak sıkı reel faiz koşullarına rağmen güçlü performans gösterebilmesinde merkez bankalarının alımları ve Asyalı yatırımcıların talebi önemli rol oynadı.
Bu nedenle, ABD’de reel faizlerin yüksek kalması altın açısından baskı yaratabilse de, küresel fiziksel talep ve resmi sektör alımları fiyatların yönünü etkileyen diğer önemli değişkenler olarak öne çıkıyor.
Altın fiyatlarında kısa vadede faiz baskısı görülebilir
World Gold Council değerlendirmesine göre, enflasyon görünümü giderek daha önemli bir risk haline gelirken, 1970’lerin sonundaki fiyat dinamiklerinin yeniden ortaya çıkması düşük olasılıklı senaryo olarak değerlendiriliyor.
Fed’in fiyat baskılarına daha sıkı para politikasıyla karşılık vermesi halinde, tahvil getirilerinin yüksek seyretmesi ve bunun kısa vadede altın fiyatları üzerinde baskı oluşturması mümkün görülüyor.
Bununla birlikte, daha sıkı finansal koşulların ekonomik büyümeyi yavaşlatması halinde piyasa dengelerinin yeniden değişebileceğine işaret ediliyor. Enflasyonun gerilemesi, büyümenin belirgin biçimde zayıflaması veya iki gelişmenin birlikte ortaya çıkması, uzun vadeli tahvil getirilerinde aşağı yönlü bir hareket oluşturabilir.
Merkez bankalarının altın alımlarının devam etmesi ve Asyalı tüketicilerden gelen talebin korunması da değerli metal açısından destekleyici unsurlar arasında gösteriliyor.
Bu çerçevede, altının 2025’te kaydettiği olağanüstü performansın tekrarlanması temel beklenti olarak sunulmazken, reel faizlerde ilerleyen dönemde yaşanabilecek düşüş, merkez bankası talebi ve Asya piyasalarındaki alımların altın fiyatlarını destekleyebileceği değerlendiriliyor.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ekoturk.com