ABD’nin önde gelen 21 bankasından oluşan bir konsorsiyum, dolar tabanlı yeni bir stablecoin ihraç etmek üzere bu yıl içinde ortak bir şirket kurmayı planlıyor. Goldman Sachs, Bank of America, Citi, Wells Fargo, Deutsche Bank ve UBS gibi büyük finans kuruluşlarının yer aldığı grup, 2027’nin ilk yarısında ABD doları stablecoin’ini piyasaya sürmeyi hedefliyor. Ardından euro ve diğer G7 para birimlerine endeksli token’lar da gündeme gelecek. Geçen ekim ayında 10 bankayla başlayan bu girişim, yaklaşık 11 ayda iki katına çıktı. Konsorsiyumun dikkat çeken yönü, stablecoin’i kendi adlarına ve halka açık blok zincirleri üzerinde ihraç etmeyi tercih etmeleri; böylece başka bir şirketin token’ını sistemlerinde kullanmak yerine doğrudan kendileri piyasaya çıkacak.
Stablecoin’in nasıl çalıştığını ve bankalar için neden cazip olduğunu anlamak, bu adımın önemini ortaya koyuyor. Dolar tabanlı bir stablecoin, bire bir dolar karşılığı işlem gören ve aynı oranda nakit veya Hazine tahviliyle desteklenen bir token. ABD’de 18 Ocak 2027’de yürürlüğe girecek olan yeni stablecoin yasası GENIUS Act, bu rezervlerin %100 nakit ve Hazine tahvillerinde tutulmasını ve ihraççıların bu varlıkları kredi olarak kullandırmasını yasaklıyor. Bu düzenleme, iş modelini net şekilde belirliyor: İhraççı banka, kredi faizi elde edemiyor; yalnızca Hazine tahvillerinden sağlanan getiri ve token transferlerinden alınan işlem ücretleriyle gelir elde edebiliyor.
Bankaların ilgisinin temelinde de bu gelir potansiyeli yatıyor. Piyasada baskın konumda olan Tether, 180 milyar doların üzerinde stablecoin ihraç etti ve rezervlerini ABD Hazine tahvillerine yatırarak bir yılda yaklaşık 14 milyar dolar kâr açıkladı. Tether ve Circle’ın USDC’si, stablecoin pazarının yaklaşık %85’ini kontrol ediyor. Bunun başlıca nedeni, bu token’ların borsalar ve ticaret platformlarında yaygın olarak kullanılması. Banka ihraçlı bir stablecoin ise kripto piyasalarında derin likiditeyle değil, halihazırda kurumsal müşterilerle olan ilişkilerle yola çıkıyor.
Ancak mevcut veriler, bankaların stablecoin alanında hızlı bir benimseme sağlayamadığını gösteriyor. Reuters’ın aktardığına göre, banka ihraçlı stablecoin’lere yönelik talep sınırlı. Bu alanda ilk adımı atan Société Générale’in geçen yıl piyasaya sürdüğü dolar destekli stablecoin’in dolaşımdaki miktarı yalnızca 12,5 milyon dolar seviyesinde. Ana bankadaki dağıtım ağı, token’ın benimsenmesine yansımadı.
Buradaki kafa karışıklığının bir nedeni de stablecoin ile banka mevduatı arasındaki yapısal fark. Mevduat hesaplarındaki bakiyeler, bankanın kredi olarak kullandırabildiği ve mevduat sigortasıyla korunan yükümlülüklerdir. Stablecoin rezervleri ise ayrıştırılmış, sigortasız ve krediye konu edilemeyen varlıklardır. Dolayısıyla bankalar, mevcut mevduat bakiyelerini token’a dönüştürmek yerine, sınır ötesi para transferleri ve dijital işlemlerin hafta sonları da dahil olmak üzere hızlıca gerçekleşmesini sağlayan, yapısal olarak farklı bir ürün sunuyor.
Stablecoin’in piyasaya sürülme takvimi de dikkat çekiyor. Şirketin yıl sonuna kadar kurulması ve dolar token’ının 2027’nin ilk yarısında, yani GENIUS Act’in yürürlüğe girmesinin hemen ardından piyasaya çıkması planlanıyor. Bu sıralama, yasal çerçevenin bankalar için yeni bir yol açacağı beklentisine dayanıyor. Konsorsiyumdaki bazı bankalar, mevduat yapısını koruyan tokenlaştırılmış mevduat projelerine de destek verirken, JPMorgan tamamen kendi özel altyapısıyla ilerlemeyi tercih ediyor.
Bu gelişme, kısa vadede bireysel yatırımcı portföyleri için doğrudan bir değişiklik yaratmıyor. Burada bir borsa kodu veya yeni bir yatırım ürünü yok; büyük bankalar, bugüne kadar dışarıdan hizmet aldıkları bir alanda kendi çözümlerini test ediyor. Duyurunun asıl mesajı, dijital paradan elde edilen getirinin, nakit ile kullanıcı arasındaki aracı konumunda olan ve bu fonlar üzerinden gelir elde eden tarafın öneminin arttığı yönünde. Ancak mevcut veriler, müşteri ilişkisi ve dağıtım ağının, stablecoin’in yaygın kullanımını sağlayan ağ etkisiyle aynı şey olmadığını gösteriyor. Tether ve Circle, güvenilir veya düzenlenmiş oldukları için değil, kullanım kolaylığı sayesinde pazar lideri konumuna ulaştı.
Bu nedenle asıl izlenmesi gereken unsur, stablecoin’in piyasaya sürülmesi değil. 2027’nin ilk yarısından bir yıl sonra, bu token’ların anlamlı bir hacimde dolaşıma girip girmediği belirleyici olacak. Eğer benimseme, dağıtım ağını takip ederse, bankalar için önemli bir gelir kapısı oluşabilir ve konsorsiyumlar güçlenir. Aksi takdirde, bankalar kimsenin talep etmediği düzenlenmiş bir dijital para üretmiş olacak. Bu da, kripto kökenli ihraççıların zaten yanıtladığı bir soruya yeni bir bakış sunacak.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ainvest.com