D

Doji, piyasa hareketliliğini gösteren bir mum çubuğu formudur. Bu grafik, açılış ve kapanış fiyatlarının birbirine çok yakın seviyelerde olduğu durumlarda oluşur. Doji oluşumu, alıcı ve satıcıların güçlerinin eşit veya birbirine yakın olduğunu gösterir. Söz gösterge, genellikle bir kararsızlık belirtisi olarak kabul edilir.

Doji, dikkatle okunması gereken bir grafik formudur. Bu grafiklerin oluşması, ani değişimlerin yakında olduğunu gösterir. Söz konusu değişimlerde gereken önlemleri alarak borsa kararsızlıklarından korunmak mümkündür. Mum çeşitlerini ve belirtilerini iyi okuyarak radikal değişimlere karşı önlem alabilirsiniz.

Doji Mum Çeşitleri Nelerdir?

Doji mum çeşitleri fiyat eğilimlerine göre belirlenir. Bu göstergeler, olası piyasa hareketlerinin sinyalidir. Söz konusu mumlar; yusufçuk, uzun bacaklı ve mezar taşı olmak üzere üç temel forma sahiptir. Bu formlar, yükseliş ve düşüş trendlerine göre farklı renklerde olabilir.

Aşağı yukarı hareket eden mum formasyonu yusufçuk (dragonfly) olarak adlandırılır. Dragonfly, fitil üzerinde yusufçuk böceğini andıran küçük bir gövdeye sahiptir. Bu göstergenin görülmesi genellikle fiyatların tersine döneceği şeklinde yorumlanır. Yusufçuk, aynı zamanda geçmişteki fiyat hareketlerini kontrol eden bir parametredir. 

Çizginin orta kısmında yer alan kısa gövdeli mum formasyonu uzun bacaklı (long legged) olarak adlandırılır. Bu formasyon, genellikle yükseliş sinyali olarak yorumlanır. Borsanın düşük fiyatlarla kapandığı bir günün grafiğinde uzun bacaklı formasyon görülüyorsa, fiyatların artacağı düşünülebilir. Ard arda görünen long legged formlar ise konsolidasyon döneminin geldiğini gösterir.

Mezar taşı (gravestone), yusufçuğun tam tersi bir formdadır. Bu formasyonda gövde yine kısadır ancak çubuğun dip kısmında yer alır. Gravestone, piyasadaki kesin değişimlerin alametidir. Bu gösterge, fiyatların mevcut gidişata göre ters bir istikamette gideceğini ifade eder.

external link icon
betacontent (1)

Borsada Hisse Se├žme Rehberi: Beta Katsay─▒s─▒ Mucizesi

Doji Nasıl Oluşur?

Mum formasyonları, borsanın kapanış ve açılış vakitleri yakınken oluşur. Söz konusu göstergeler, fiyat değişikliklerindeki eğilimlere göre belirlenir. Doji formunun görülmesi, fiyatlarda yakın zamanda büyük bir dönüşüm olacağını gösterir. Bu dönüşüm, yükseliş veya düşüş biçiminde gerçekleşebilir. Doji oluşumu, alıcı ve satıcıların birbirlerine üstünlük kuramadıklarını gösterir. Hızlı değişimler, yatırımcıları tedirgin edebilir. Bu formasyonlar görüldüğünde piyasa hareketlerini iyi izlemek ve alım-satım emirlerini dikkatlice vermek gerekir.

Yükselen Trendlerde Doji Mumu

Yükselen doji, genellikle mezar taşı formunda görünür. Bu durumda, hissenin aşırı alındığını düşünen yatırımcılar pozisyon kapatmaya başlayabilir. Pozisyon kapatmayı ise genellikle satışlar takip eder. Bahsedilen mum formasyonu, trendin değişkenliğini gösteren bir işarettir. Bu gösterge, yükseliş durumunun geçiciliğini ifade eder.

Doji mumları kararsız formasyonlar olarak tanımlanır. Bu göstergeler, bulundukları yere göre yorumlanır. Destek ve direnç bölgesindeki formasyonlar yükseliş sinyali olarak yorumlanabilir. Söz konusu göstergelerin sıklığı ise trendlerin kararlı olmadığını gösterir. Mum formasyonlarının yükseliş trendlerinde görülmesi, düşüşün yakın olduğu şeklinde yorumlanabilir.

Düşen Trendlerde Doji Mumu

Düşen doji formları yusufçuk biçiminde olur. Bu göstergeler, gölgelerle birlikte yorumlanır. Mumun uzun bir gölgesi varsa bu durum alıcıların devreye girdiğini gösterir. Böyle bir hareketlilik söz konusuysa, fiyat düşüşleri önlenmiş olur. Diğer yandan, yusufçuk formundaki grafik satıcıların güç kaybettiğini ifade eder.

Grafiklere içi boş olarak yansıtılan mumlar, kararlı düşüşleri gösterir. Böyle bir durumda, satıcılar nezdinde radikal bir güç kaybı olduğu düşünülür. Söz konusu hareketlerde kontrol alıcılara gösterilebilir. Piyasada böyle bir hareket söz konusuysa mum formasyonları yönleri aşağı dönük olarak gösterilir.

Dolaylı Vergi Nedir?

Satış bedeline yansıtılan ödemeler dolaylı vergi olarak adlandırılır. Bu kalemde, vergi ödeme ve beyan yükümlülüğü genellikle farklı kişilere aittir. Dolaylı uygulamalarda ürün ve hizmet alım bedelleri üzerinden bir oran belirlenir.

Dolaylı olarak adlandırılan bu uygulama, kişiler ve kurumlar arasında gerçekleşen ekonomik işlemler için ödenmesi gereken bir kalemdir. Bu vergiler genellikle fiyatlara dâhil edilir. Örneğin; yurt dışından getirilen bir ürün için gümrük ödemeleri ve KDV bedelleri satış fiyatına eklenebilir. Böyle bir durumda, mükellef olunan bedeli ürünü satın alan kişi öder. Beyan yükümlülüğü ise satıcıya aittir. OECD üyesi ülkelerin tamamında dolaylı vergi uygulamaları yapılır. Söz konusu vergi kalemi, ekonomik işleyişin kayıt altına alınmasını sağlar. Bu uygulama aynı zamanda ülke bütçesi için kaynak yaratılmasına yardımcı olur.

Dolaylı Vergi Türleri Nelerdir?

Dolaylı vergi türleri; alım/satıma konu olan ürün ve hizmet üzerinden belirlenir. Söz konusu uygulamalar, yapılan işlemlere göre farklı oranlara ve prosedürlere sahiptir. Kanunlar dâhilinde belirlenen bu tipteki vergiler;

Yukarıdaki başlıklara ek olarak; finansal işlemler üzerinden alınan ödemeler de dolaylı uygulamalar kapsamındadır. Örneğin; kredi ve poliçe işlemlerinde ödenen Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi bu başlıkta değerlendirilir. Alışveriş, hizmet alımı ve sözleşme bedelleri üzerinden alınan bütün vergiler dolaylı uygulama kapsamındadır.

external link icon
betacontent (1)

Borsada Hisse Se├žme Rehberi: Beta Katsay─▒s─▒ Mucizesi

Dolaysız Vergi Nedir?

Kazanç ve varlık üzerinden talep edilen ödemeler dolaysız vergi olarak adlandırılır. Ticaretle uğraşan, çalışan ve herhangi bir suretle kazanç elde eden herkes bu vergiyi ödemekle mükelleftir. Söz konusu uygulamada vergiyi ödeme ve beyan etme yükümlülüğü aynı kişiye aittir. Herhangi bir sermayeye veya düzenli kazanca sahip olan kişi ve kurumlar, dolaysız vergi ödeme mükellefiyetine sahiptir. Kazanç ve varlık sahibi olmak, bu vergilerle ilgili mükellefiyet için yeterlidir.

Dolaysız Vergi Türleri Nelerdir?

Dolaysız vergi türleri, kazanç çeşidine ve mükellefin kimliğine göre değişiklik gösterir. Bu kategoride yer alan vergilerin oranları ve prosedürleri farklıdır. Bahsedilen kriterlere göre ayrılan dolaysız vergi çeşitleri şunlardır;

Gerçek kişiler gelir vergisi ödemekle mükelleftir. Kira ve maaş gibi kazançlarda bu ödemelerin yapılması zorunludur. Şirket ve işletme gibi tüzel kişilikler ise kurumlar vergisi mükellefiyetine sahiptir.

Dolaylı ve Dolaysız Vergilerin Bütçedeki Oranları Nelerdir?

Bütçe payı üzerinden dolaylı ve dolaysız vergi karşılaştırması yapmak mümkündür. 2020 yılı Genel Bütçe İstatistikleri’ne göre dolaylı uygulamalar toplam vergi gelirlerinde %64,6 oranında bir paya sahiptir. Dolaysız vergilerde ise bu pay %35,4 civarındadır. Dolaylı ve dolaysız vergi oranları karşılaştırması, harcama ve tüketimin ülke bütçesinde büyük bir paya sahip olduğunu gösterir.

Dolaylı ve Dolaysız Vergi Örnekleri Nelerdir?

Enflasyonu azaltmak için yapılan borçlanmalar, dolaylı vergi örnekleri arasında gösterilebilir. Söz konusu uygulama, piyasadaki fiyat artışına müsaade edilmesiyle yapılır. Bu sayede, halktan doğrudan ödeme talep etmeden bütçe için gelir sağlanır. Söz konusu uygulama hakkında detaylı bilgi edinmek için “Enflasyon Vergisi” başlıklı içeriğimizi okuyabilirsiniz.

Konut ve işyerlerinin kullanımından elde edilen kazançlar, dolaylı-dolaysız vergilerin farkının net biçimde anlaşılmasına yardımcı olur. Kira gelirleri üzerinden yapılan ödemeler dolaysız vergi örnekleri kapsamında değerlendirilir. Gayrimenkul üzerinden belli bir oranın üstünde gelir elde eden mülk sahibi vergi ödemekle mükelleftir. Söz konusu ödeme, kiracıya yansıtılmadığı ve mülkün kullanma bedeline eklenmediği için dolaylı olarak kabul edilmez.

Delist kelimesi, Türkçe’ye liste dışı olarak çevrilir. Bu sözcük, finansal terminolojide bir varlığın bulunduğu dizinden çıkarılması anlamına gelir. Bir finansal varlık liste dışı edildiği zaman daha önce işlem gördüğü borsadaki mevcudiyeti sona erer. Ürünün delist edilmesi, işleme kapatıldığı ve artık borsada listelenmeyeceği anlamına gelir.

Finansal varlıkların delist edilmesi, borsa koşullarını sağlayamadıkları anlamına gelir. Söz konusu varlıkların başka borsalarda işlem görmesi için bir engel yoktur. Örneğin; Binance’da delist edilen bir kripto para birimi FTX3’te işlem görmeye devam edebilir. Söz konusu yaptırım, borsaların ve finans platformlarının koşullarıyla ilgilidir.

Delist Ürün Ne Demektir?

Daha önce işlem gördüğü borsa platformundan çıkarılmış olan varlıklar delist ürün olarak adlandırılır. Söz konusu finansal ürünlerin işlemleri ve listelendirmeleri durdurulur. Bu varlıkların diğer coin ve para birimleriyle takas edilmesi mümkün değildir. Ürünler, platforma yeniden eklenene kadar işleme kapalı olur.

external link icon
betacontent (1)

Borsada Hisse Se├žme Rehberi: Beta Katsay─▒s─▒ Mucizesi

Delist ürünler, kişisel cüzdanlara ve hâlâ işlem görebildiği borsalara transfer edilebilir. Örneğin; X borsasında delist edilen bir finansal varlığı Y platformuna aktararak burada işlem görmesini sağlamak mümkündür. Söz konusu varlık, X platformunun koşullarına uymadığı için platform dışına çıkarılır ve buradaki hacmini kaybeder. Bir finansal varlığın liste dışı edilmesi borsaya tekrar dâhil olamayacağı anlamına gelmez. Söz konusu ürün, platformun koşullarını karşıladığı an tekrar listelenebilir. Böyle bir durumda, işlem çiftleri için herhangi bir engel kalmaz.

Delist İşlemi Neden Yapılır?

Hukuki süreçler, finansal varlıkların liste dışına çıkarılmasının temel sebeplerinden biridir. Spekülatif, etik dışı ve hukuki süreçlere uymayan hareketler söz konusu ürünleri delist etmek için sebep olabilir. Bu yaptırım, geçici veya kalıcı şekilde uygulanır. Örneğin; herhangi bir para biriminde spekülatif hareket algılandıysa araştırma sürecinde listeden çıkarılabilir.

Her finansal ürünün bir işlem hacmi vardır. Düşük hacme sahip olan varlıklar, piyasaya katkı sağlama yetisini yitirir. Örnek olarak; dalgalanmadan sonra eski fiyatına gelemeyen bir hissenin işlem hacmini yitirdiği düşünülür. Bu tür ürünler, piyasada istikrarsızlık ve güvensizlik yaratır. Böyle bir durum söz konusu olduğunda bahsi geçen varlık listeden çıkarılır.

Borsa varlıklarının listelenmesi ve işlem görmesi belli bir maliyet gerektirir. Her platformda kabul edilen bir kazanç-maliyet dengesi vardır. Bu dengenin kazanç aleyhine bozulması ürünün liste dışına çıkarılmasına sebep olur. Başka bir ifadeyle; maliyeti kazancından yüksek olan ürünlerin listelenmesi ve işlemleri durdurulur.

Delist Olacak Coinler Hangileridir?

Her borsa platformunun belli gereksinimleri vardır. Söz konusu gereksinimler, geliştirme faaliyetleri ve kalite ile belirlenir. Bu koşulları karşılamayan kripto para varlıkları liste dışı olacak coinler olarak adlandırılır. Sürdürülebilir olmayan ve içinde bulunduğu platformun ekosistemine katkı sağlamayan coinler listeden çıkarılır.

Delist edilen coinler için bir bekleme süresi söz konusudur. Bu varlıklar, listeden çıkarılma kararı verildikten belli bir süre sonra işleme kapatılır. Bu uygulamanın sebebi, yatırımcıların zarar görmesini önlemektir. Söz konusu süre içinde yatırımcılar, coinlerini cüzdanlarına alma veya başka bir borsaya transfer etme hakkına sahip olur.
Delist olacak coinler, borsa platformları tarafından düzenli olarak açıklanır. Liste dışına çıkarılma işlemi belli bir sürece yayılır. Açıklamadan sonra belli bir süre içinde ürünler işleme kapatılır. Yatırımcılar varlıklarını çektikten sonra bu coinler borsadan tamamen çıkarılır. Coin piyasasına yatırım yapmayı düşünüyorsanız delist listelerini düzenli olarak takip etmeniz tavsiye edilir. Midas yatırım hesabı üzerinden kripto para hisseleri satın alabilir ve varlıklarınızı kazanca dönüştürebilirsiniz.

Duran varlık, bir yıldan kısa sürede nakde dönüştürülmesi planlanmayan işletme değerlerine verilen isimdir. Kavrama dair detaylı bir açıklama yapmadan önce bilançonun temelini oluşturan varlık ve kaynak dengesinden bahsetmekte fayda vardır. İşletmelerin mali özetini gösteren bilançoda her varlığa ayrılan bir kaynak bulunur. Bilanço temel denkliği olarak adlandırılan bu eşitlik ise muhasebe hesapları aracılığıyla kurulur. Sabit varlıklar, bahsi geçen hesapların yer aldığı gruplardan biridir. 

Duran varlık, işletmenin mevcut değerlerini ve alacaklarını gösterir. Bir yıldan kısa süre içerisinde satılmayacak olan bu varlıkların faydası birden fazla mali döneme yayılır. Yakın zamanda nakde dönüştürülmesi düşünülmeyen bu değerler, işletmeye uzun vadeli yarar sağlar. Binalar, taşıtlar, arazi ve arsalar söz konusu hesap grubunda yer alan işletme varlıklarından bazılarıdır.

external link icon
betacontent (1)

Borsada Hisse Se├žme Rehberi: Beta Katsay─▒s─▒ Mucizesi

Duran Varlık Özellikleri Nelerdir?

Bilanço, işletmelerin belirli bir tarihteki mali durumunu gösteren tablodur. Bu tabloda yer alan varlık hesapları ise likidite yani nakde çevrilme kabiliyetlerine göre duran ve dönen olmak üzere ikiye ayrılır. Dönen varlık, en fazla bir yıl içerisinde nakde çevrilmesi düşünülen değerleri kapsar. Bunun dışında kalan mevcutlar ve alacaklar da sabit varlıklar kapsamına girer. Birden fazla dönemde kullanılabilen bu değerlerin özellikleri şöyledir:

Sabit varlıkların özelliklerinden yola çıkarak bu değerlerin hangi sektörlerde daha çok yer aldığını belirlemek mümkün olur. Makineler ve demirbaşlar aracılığıyla üretim faaliyetlerinin yürütüldüğü sanayi alanında bu varlıkların oranı oldukça yüksektir. Öte yandan, söz konusu unsurların yer almadığı hizmet sektöründe bu oranın daha düşük olduğu söylenebilir. 

Hangi Hesap Grupları Duran Varlık İçine Girer?

Bilançonun aktif kısmını oluşturan duran varlıklar, birden fazla hesap grubundan meydana gelir. Bu gruplarda yer alan hesapların kodu “2” ile başlar. İlgili hesap gruplarının tamamını aşağıda görebilirsiniz:

Söz konusu grupların her birinde alt hesaplar yer alır. Örneğin Ticari Alacaklar grubu, 220 Alıcılar Hesabı ve 221 Alacak Senetleri Hesabı gibi alt dallara sahiptir. Varlığın türü, fiziki yapısı, elde edilme yöntemi ve vadesi gibi hususlar bu ayrımı belirler. 

Maddi ve Maddi Olmayan Duran Varlık Arasındaki Fark Nedir?

Sabit varlıklar, fiziki niteliklerine göre birbirinden ayrılır. Maddi duran varlıklar, firmanın faaliyetlerinde kullanılan değerleri kapsar. Binalar, taşıtlar, makine ve cihazlar bu grupta yer alan kalemlerden birkaçıdır. Maddi olmayan duran varlıklar ise fiziksel yapıya sahip olmayan ancak işletmeye bir yıldan daha uzun süreli yarar sağlayan değerlerdir. Bu kapsamda değerlendirilen varlıklar arasında lisans, şerefiye ve marka değeri gibi unsurlar yer alır. 

Duran Varlık Nasıl Hesaplanır?

İşletmeler, makine ve ekipman gibi sabit varlıkları aracılığıyla hangi oranda gelir elde edeceğini ölçmek ister. Bunun için de sabit varlık devir hızı formülünden yararlanır. Duran varlık hesaplamasında kullanılan formüller şöyledir:

Formülde yer alan birikmiş amortisman kavramı, varlıkların değerinde kullanıma bağlı olarak meydana gelen azalmayı ifade eder. Brüt sabit varlık ise değer kayıplarının henüz yansıtılmadığı hesaplardır. Bahsi geçen değerleri ayrı ayrı belirledikten sonra formül üzerinden hesaplama işlemini gerçekleştirebilirsiniz.

Değişken faizli ihraçlar, getirisi önceden belirlenen farklı bir değişkene endekslenen kıymetlerdir. “Değişken faizli ihraç nedir?” sorusuna cevap vermeden önce bu borçlanma türünün tercih edilmesinde belirleyici olan etkenlerden bahsetmek gerekir. İlgili yöntem, tahvil sahiplerini ve ihraççılarını korumak adına başvurulan bir borçlanma türüdür. Piyasaların belirsiz olduğu dönemlerde tahvil arz ve talep edenlerin kayba uğramasını önler. Bu yönüyle, işlem yapan her iki taraf için de riski azaltır. 

Değişken faizli ihraçları tercih edenler, getirilerdeki belirsizliğin arttığı dönemleri en az kayıpla atlatmayı hedefler. Söz konusu borçlanma türünde faiz oranı daha önce belirlenen bir değişkene endekslenir. Bu değişkenler arasında gerçekleşen enflasyonun yanı sıra LIBOR (London Interbank Offered Rate) gibi uluslararası faiz oranları da yer alır. Böylece yatırımcıların getirisini piyasadaki dalgalanmalara karşı korumak ve riski azaltmak mümkün hâle gelir. 

Değişken Faizli Tahvil Nedir?

Tahvil, kurumların finansman ihtiyaçlarını karşılamak üzere daha önce belirlenen getiri oranı üzerinden gerçekleştirdikleri bir yatırım türüdür. Değişken faizli tahvilde oranlar piyasa koşullarına göre güncellenir. Uzun vadeli bir borçlanma aracı olan tahvillerin alım ve satım sürecinde enflasyon rakamlarına göre değişen faiz oranları uygulanır. 

Yatırımcılar, tahvil satın alarak şirketlere bir nevi borç verir. Bunun sonucunda şirket, tahvil arz edilen kişiye belirli bir vadenin ardından anaparayı ve önceden açıklamış olduğu faizi ödemeyi taahhüt eder. Bu ödeme, kupon faizi olarak ara dönemde ya da vade sonunda tek seferde yapılabilir. 

“Değişken faizli tahvil nedir?” sorusuyla birlikte bu yönteme dair detaylar da merak edilir. Söz konusu borçlanma türünde faiz riskini ortadan kaldırmak amacıyla 3, 6 veya 12 aylık dönemlerde kupon getirisi ödemesi yapılır. Yüksek enflasyon rakamları söz konusu olduğunda kupon faizine ekstra getiri oranları da eklenir. Böylece tahvil talep edenlerin elde edeceği faiz geliri koruma altına alınır. Ayrıca tahvil arz edenlerin de yatırımcılardan uzun vadeli borçlanmaya gitmesi kolaylaşır. Hem kamu hem de özel sektör tarafından başvurulan bu yöntem sayesinde tahvil arz-talep sürecindeki belirsizliklerin etkisi minimum seviyeye indirilir. 

external link icon
betacontent (1)

Borsada Hisse Se├žme Rehberi: Beta Katsay─▒s─▒ Mucizesi

Değişken Faizli Tahvil Nasıl Hesaplanır?

Değişken faizli tahvil, özellikleri ve avantajları bakımından uzun vadeli borçlanmaya gitmek isteyenler tarafından sık tercih edilir. Bu borçlanma yöntemine başvuran yatırımcılar ve ihraççılar, endeksleme sonucunda ortaya çıkan faiz oranından yararlanır. Kupon faizine eklenen getiriyi hesaplarken kullanılan bir formül bulunur. Söz konusu formül şu şekildedir:

Tahvilin Güncel Fiyatı = (Nominal Değer / (1 + Yıllık Faiz Oranı) ^ Vadeye Kalan Yıl Sayısı) + (Kupon Ödemeleri / (1 + Yıllık Faiz Oranı) ^ Vadeye Kalan Yıl Sayısı)

İlgili hesaplama, yatırımcılara ekonomik koşulların belirsiz olduğu dönemlerde elde edecekleri getiriyi öğrenme imkânı verir. Bu borçlanma türü sayesinde 3, 6 ve 12 aylık dönemlerde ödenen tahvil kuponlarıyla, vade sonuna kadar oluşması muhtemel kayıplar önlenir. Böylece hem tahvil arz-talep dengesini korumak hem de uzun vadeli borçlanmanın dezavantajlarını ortadan kaldırmak mümkün olur. 

Değerleme, yalın anlamıyla kıymet takdir edilmesi olarak ifade edilir. Vergi Usül Kanunu açısından önemli olan bu kavram, iktisadi kıymetlerin para olarak karşılığını belirler. Belirlenen tutar, vergi hesaplamasında matrah olarak kullanılacağı için önem arz eder.  

Bu süreç iki aşamalı bir işlem olarak uygulanır. Bunlardan ilki, iktisadi kıymetin miktarının belirlenmesidir. Buna envanterin çıkartılması da denir. İkinci aşama ise miktarı belirlenen söz konusu kıymetin değerleme günü itibarıyla belirli bir para cinsinden bedelinin bulunmasıdır. 

Vergi Usulü Kanunları’nda bahsi geçen değerleme, uzman kişiler tarafından yapılması gereken bir işlemdir. Uygulama yapılacak alana göre kurumsal değerleme süreçlerinin takip edilmesi gerekir. Bu amaçla süreçlerin nasıl işlediği ve çeşitleri konusunda bilgi edinilmesi önemlidir. Gayrimenkul ve kasko değerleme konularında yetkili kişilerin bildirimde bulunmaları gerekir. Bu amaçla gayrimenkul değerleme uzmanlığı alanında çalışan yetkililerden destek alınabilir. 

Değerleme Nasıl Yapılır?

Değerleme; kıymetli varlıkların, hesapların tanımlanmasını ve para cinsi üzerinden ifade edilmesini sağlayan bir işlemdir. Vergi usulüne uygun olarak tamamlanan bu süreç, müşteri veya temsilcilerden alınan talimatlara ve girdilere göre yapılır. Kayda geçirme sürecinde ilk olarak vergilerin matrahları hesaplanır. İktisadi olarak yapılan tespit çalışmaları neticesinde sürecin tamamlanması sağlanır. Bu durumda yeniden değerleme oranı verileri de dikkate alınarak bilgiler girilir.

Hangi kıymetlerin ne şekilde değerleneceği konuları ilgili kanunda ayrıntılı bir şekilde belirtilir. Böylece mükelleflerin inisiyatifine kalan bir durum söz konusu olmaz. Gelir ve Kurumlar Vergisi’nde hesap dönemine göre işlem yapılır. Değerleme günü, hesap döneminin kapandığı gün olarak belirtilir. Özel hesap dönemi belirlenmiş mükellefler için aralık ayının son günü hesap döneminin kapanış tarihidir. Değerleme günü olarak 31.12 esas alınır ve bilançonun dönem sonunda sahip olunan değerlerleri fiili olarak göstermesi sağlanır. 

external link icon
betacontent (1)

Borsada Hisse Se├žme Rehberi: Beta Katsay─▒s─▒ Mucizesi

Değerleme Çeşitleri Nelerdir?

Değerleme çeşitleri arasında sayılanlar; iktisadi kıymet değerleri, iktisadi kıymetlere dâhil kıymetleri değerleme, vergi değerleri ve yeniden değerlemedir. Her bir iktisadi kıymetin hangi kriterlerde değerleneceği belirlenmiştir. Bu kapsamda gayrimenkul değerlemeden hisse senedi ve alacaklara kadar pek çok konu yer alır. VUK 268. maddesine göre vergi değeri, yalnızca bina ve arazi için geçerlidir. Araç değerleme konusunda ise iktisadi işletmelere dâhil kıymetleri değerleme kriterleri dikkate alınır. Yeniden değerleme sayesinde nominal değerler reel kavramlara dönüşür. Bu sayede mali tablolar gerçekleri yansıtır ve aşırı vergi ödenmesi önlenir. 

Değerleme Ölçütleri Nelerdir?

Değerleme ölçütleri iktisadi kıymetin nevi ve mahiyetine göre hesaplanması gereken bir konudur. Bu amaçla belirlenen pek çok ölçüt arasından uygun olanın belirlenmesi önemlidir. Vergi Kanunu’nun 261.maddesine göre değerleme ölçütleri:  

Bunlara ek olarak; alış bedeli, ortalama perakende satış ve tapu siciline kayıt değeri gibi ölçütler de bulunur. Tüm bu unsurlar göz önüne alınarak gerekli hesaplama işlemleri yapılır.

Devlet iç borçlanma senetleri ya da kısa adıyla DİBS, resmî kurumlar tarafından iç piyasaya sunulan bir menkul kıymet türüdür. Bu gruba giren senetler, genellikle Türk lirası cinsinden ihraç edilir.

DİBS, kuponsuz (iskontolu) ya da kuponlu olabilir. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından ihraç edilir. Söz konusu menkul değerler belirli bir vadeye sahip olacak şekilde piyasaya sunulur. Vadenin sonunda borçlu konumundaki devlet, senedi elinde bulunduran kurum ya da kişilere gerekli ödemeyi yapar. DİBS, vadesi boyunca alınıp satılabilir ve işlem tarihindeki piyasa koşulları uyarınca nakde çevrilebilir. Vergi avantajı sağlaması ve yüksek likiditeye sahip olması, DİBS’nin diğer önemli özelliklerinin arasında sayılabilir.

Devlet İç Borçlanma Senetleri Ne İşe Yarar?

DİBS, devlet ve yatırımcılar açısından farklı amaçlara hizmet eder. Devlet kurumları, bu senetleri genellikle bütçeleri finanse etmek için ihraç eder. Ayrıca DİBS, zaman zaman özel bazı amaçlar doğrultusunda da piyasaya sunulabilir.

Yatırımcılar için ise DİBS, avantajlı bir menkul kıymettir. Türk lirası cinsinden yatırımları değerlendirmek için ideal bir araç olan DİBS, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın güvencesindedir. Bu sebeple düşük risk taşır.

external link icon
ucuzkalanlar (1) (1) (1) (1)

G├╝├žl├╝ Sekt├Ârlerin Rasyolar─▒na G├Âre Cazip Hisseleri

Uzun Vadeli Devlet İç Borçlanma Senetleri Nasıl Olur?

DİBS, genellikle vadelerine göre sınıflandırılır. Vadesi 1 yıldan kısa olan senetler hazine bonosu olarak adlandırılır. Vadesi 1 yılı aşan, dolayısıyla uzun vadeli olarak tanımlanabilecek DİBS ise devlet tahvili ismiyle anılır. Söz konusu iki menkul kıymet türü arasında herhangi başka bir fark bulunmaz.

Devlet İç Borçlanma Senetleri Endeksleri Nedir?

DİBS kavramı ve bu finansal enstrümanın özellikleri anlaşıldıktan sonra Devlet İç Borçlanma Senetleri Endeksleri nedir sorusunun yanıtı kolayca kavranabilir. Bu endeksler, ilgili kıymetlerin getirilerini ve fiyatlarını ölçmek için kullanılan göstergelerdir. Endeksler, kurumsal ya da bireysel düzeydeki tüm yatırımcıların DİBS performansını takip etmesini kolaylaştırmak adına belirlenmiş değerlerdir. 

Endeksler kendi içlerinde iki alt gruba ayrılır. Devlet İç Borçlanma Senetleri Endeksleri nelerdir sorusunun yanıtı şu şekildedir:

Fiyat ve Performans Endeksleri için belirlenen baz tarih 2 Ocak 2001 iken vadeler; 91, 182, 273, 365 ve 456 günlüktür. Fiyat Endeksleri, DİBS değerlerindeki faiz kaynaklı değişimleri işaret eder. Performans Endeksleri’nde ise bu hesaplamaya menkul değerin vadesindeki azalmanın yarattığı etki de dâhil edilir. Bu endeksler, İMKB Tahvil ve Bono Piyasası’nda yapılan işlemlerin ağırlıklı ortalama fiyatları ve getirileri üzerinden hesaplandıktan sonra bilgi dağıtım firmalarınca yayımlanır.

Portföy Performans Endeksleri ise gelişmeleri gün içinde yapılan valörlü işlemler bağlamında eş zamanlı olarak gösterir. Baz tarihi 31 Aralık 2003 olan bu endekslerin gün içinde oluşan maksimum, minimum ve son değerleri gerçek zamanlı olarak bilgi dağıtım firmalarının ekranlarına yansır. Aynı değerler gün sonunda OTASS ekranlarında ve bültenlerde de yayımlanır.

Devre kırıcılar, menkul kıymet piyasasında oluşan aşırı düşüşlerin ve yükselmelerin fiyatlara olan etkisini önlemek amacıyla işlemin durdurulması anlamına gelir. 1929 Ekonomik Buhranı’ndan beri ülkeler tarafından sıklıkla uygulanan bu yöntem, yatırımcıların kâr ve risk beklentilerinin piyasaları olumsuz etkilemesini önlemek için uygulanır. Devre kırıcılar, piyasalarda oluşması muhtemel volatiliteye karşı kullanılan araçların arasında yer alır. Yetkili kurumların kontrolünde belirli şartlar oluştuğunda uygulamaya konur.

Borsada işlem yapan yatırımcılar rasyonel beklentilerinin yanında daima risk faktörünü de göz önünde bulundurur. Kişiler, dünyada gerçekleşen olayların piyasaya etkilerini takip ettikten sonra alım ve satım yaparak kâr ve zararlarını dengede tutmaya çalışır. Çok sayıda yatırımcının aynı anda ve yönde işlem gerçekleştirmesi, piyasa dengesinde bozulmalara sebebiyet verir. Devre kırıcıların önemi bu noktada öne çıkar. Toplu alım ve satımların gerçekleştiği dönemlerde işlemin durdurulması, muhtemel zararları önler. 

Devre Kırıcıların Özellikleri Nelerdir?

Devre kırıcılar, alım satım dengesizliklerinde kullanılır. Dolayısıyla sadece belirli dönemlerde uygulamaya alınan bir müdahale yöntemidir. Piyasadaki tıkanıklığı gidermede ve fiyat dengesini sağlamada önemli bir rol üstlenir. Ülkeler her ne kadar piyasaya müdahale etme taraftarı olmasa da dünyada yaşanan olayların borsayı doğrudan etkilemesi söz konusu uygulamayı gerekli kılar. Domino etkisi yaratarak ülke ekonomisinde birçok soruna yol açabilecek piyasa dengesizlikleri devre kırıcılar tarafından önlenir. 

Bahsi geçen uygulama kapsamında hisse senedi ve vadeli endeks alış ve satış talimatlarındaki dengesizlikler de yer alır. Spekülatif bir atağın gerçekleştiği anlarda ilgili kurumlarca gerekli aksiyonlar alınır. Optimum sınırı aşan alım satım dengesizlikleri sonucunda piyasadaki tüm işlem durdurulur. Dengesizlik ortadan kalkana kadar herhangi bir işleme izin verilmez. Bu sayede fiyat artışları ve onu takip eden süreçte yaşanacak diğer ekonomik sorunlar da önlenmiş olur. 

external link icon
betacontent (1)

Borsada Hisse Se├žme Rehberi: Beta Katsay─▒s─▒ Mucizesi

Devre Kırıcıların Önemi Nedir?

Devre kırıcılar, ülke ekonomisinin yanı sıra yatırımcıların davranışları üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Bu yöntem, yaşanan olayların sonucunda kazanç elde edilmeden yapılan panik satışlarını önler. Yatırımcıların rasyonel olmayan bir kararla kâr beklentisinin altında satış yapması, söz konusu uygulamayla engellenir. Volatilite ortadan kalktıktan sonra nispeten daha güvenli bir piyasa ortamında işlem yapılmaya devam edilir. Böylece hem fiyat istikrarı hem de yatırımcı için faydalı bir adım atılır. 

Bu uygulama ile yatırımcıya elindeki hisselerle ne yapması gerektiğine dair belirli bir süre de tanınır. Yatırım ortamı normal değerlere ulaşana kadar herhangi bir işlem yapmanın mümkün olmaması, mevcut hisselerin durumunu takip etme noktasında kişilere zaman tanır. Bu, spekülatif yönlendirmeler ve kitlesel satışların etkisi altında kalmadan hareket etme şansı verir.

Bir bankacılık terimi olan dışarıda yerleşik kişi, Türk Parası Kıymetini Koruma Mevzuatı’nda tanımlanır. Bu terim, Türkiye’de yerleşik sayılmayan tüzel ve gerçek kişileri tanımlamak için kullanılır. Kavram, Türk parası içeren belgelerin ithalat ve ihracatta belirli kıstaslar çerçevesinde korunmasını amaçlar. 

Yurt dışında düzenlenen döviz endeksli sözleşmeler, Dışarıda Yerleşik Kişi Mevzuatı’na uygun olarak yapılır. Kambiyo Mevzuatı’na göre Türkiye’de yerleşik kişileri belirlemek için önce dışarıda yerleşik bireyleri tanımlamak gerekir. “Dışarıda yerleşik kişiler ne demek?” sorusuna ise yurt dışında bulunan işçiler, serbest meslek sahipleri, müstakil iş sahipleri ve Türkiye’de yerleşimi bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler şeklinde cevap verilebilir.  

Dışarıda Yerleşik Kişinin Özellikleri Nelerdir?

Mevzuatta 2006 yılında yapılan son değişiklik ile 32 sayılı Karar’daki 2/C maddesinde dışarıda yerleşik kişi tanımı yapılır. Kavramın özellikleri de bu açıklamadan çıkarılabilir. Söz konusu tanım, Türkiye’de yerleşik sayılmayan ve Türk vatandaşı olmayanlar açısından aynıdır. Türkiye dışında yaşayanlar için ise bu kavramın tanımı varsayımsal unsurlarla belirlenmez. Bu kişilerin Türkiye’de ikâmet etme izni olup olmadığına bakılır. Bahsi geçen kişiler, Türkiye’de ikamet etme iznine sahip değilse dışarıda yerleşik kişi olarak kabul edilir. Türkiye Cumhuriyeti Kanunları’na göre ülkede şube açan tüzel veya gerçek kişiler de bu özellikler dâhilinde tanım kapsamına alınır. 

Dışarıda yerleşik kişi olarak geçenlerin Türkiye’de Türk parasıyla tahsilat, ödeme, tevdiatta bulunmaları da bu tanımın özelliklerindendir. Bankalar ise dışarıda yerleşik kişiler adına, Türkiye’de bulunan bireyleri muhatap alabilir. Ayrıca dışarıda yerleşik kişilerin diğer bir özelliği de satın alma hakkıdır. Buna göre bu kişiler, yurt dışındaki ortaklık fonları ve yatırımlar dâhil menkul kıymetler veya diğer piyasa araçlarını bankalar ya da aracı kurumlar vasıtasıyla satın alabilir. 

external link icon
betacontent (1)

Borsada Hisse Se├žme Rehberi: Beta Katsay─▒s─▒ Mucizesi

Dışarıda Yerleşik Kişinin Etkileri Nelerdir?

Ödemeler dengesi açısından çok önemli olan dışarıda yerleşik kişi, ekonomik hareketlerin kayıtlarını tutmayı sağlayarak piyasada etki gösterir. Bir ekonomide; ihraç edilen mal tutarı, yatırımlar ve varlıklar kaydedilir. Böylece ekonomideki varlık artışı, mal ve hizmet ithalatı olarak görülür. Dışarıda yerleşik kişinin ekonomik hareketlerinin kaydı, piyasa değerini ortaya çıkarmada etkili olur.  

Bir ekonomi çevresinde yerleşik olarak 1 yıldan fazla ikamet eden ve piyasa içinde faaliyet yürüten kişilerin yanında başka ülkelerde yaşayan ama dönemsel olarak Türkiye’de belirli parasal işlemler yapan bireyler vardır. Dışarıda yerleşik kişiler, bu ikinci kısımda yer aldığı için iki taraflı işleyen sistemde ödemeler dengesini sağlar. Ayrıca bu ödeme dengesinin tutulması mülkiyet değişiminin yapılmasına olanak sağlar.

Devalüasyon, sabit ya da yarı sabit kur rejimi uygulayan ülkeler tarafından başvurulabilen bir para politikası aracıdır. Kısaca devalüasyon tanımı, ulusal para değerinin diğer ülke para birimleri karşısında düşürülmesi olarak yapılabilir. Ödemeler bilançosu açık veren ülkelerde bu uygulama gerçekleştirildiğinde ulusal paranın dış satın alma gücü de düşer. Çoğunlukla iktisadi depresyon ile karıştırılan bu kavram, revalüasyonun tam tersidir. 

Devalüasyon, ilgili para birimini kullanan ülkenin hükümeti ya da merkez bankası tarafından ekonomiye dışarıdan yapılan bir müdahaledir. Yerel para birimi değerinin diğer para birimleri karşısında belirli bir oranda düşürülmesi eylemi de devalüe etme olarak tanımlanır. 

Normal ekonomilerde, piyasadaki paranın toplam kıymetlere eşit miktarda olması gerekir. Enflasyonun yüksek seyrettiği ülkelerde ise para arzı piyasadaki toplam kıymetlerin çok üzerindedir. Bu durumda merkez bankası karşılığı olmayan miktarda para basar. Devalüasyonda, öncelikle karşılıksız basılan miktar oranında paranın değeri düşürülür. Böylece para arzı ve toplam kıymet değeri eşitlenmeye çalışılır. Diğer yandan ulusal para değer kaybederken diğer döviz birimleri artış gösterir. Devalüe etme eylemi olumlu bir para politikası aracı olarak değerlendirilse de bu uygulamanın negatif sonuçları da bulunur.

external link icon
growth (1)

En Y├╝ksek Y─▒ll─▒k K├ór B├╝y├╝mesi A├ž─▒klamas─▒ Beklenen ┼×irketler

Devalüasyonun Meydana Gelmesinin Nedenleri Nelerdir?

Sağlıklı ekonomiye sahip bir ülke, normal koşullarda millî parasının diğer döviz birimleri karşısında değer kaybetmesini istemez. Fakat bazı durumlar, ekonomik toparlanma açısından devalüasyonu zorunlu hâle getirebilir. Ulusal para biriminin devalüe edilmesinin en önemli nedeni, mevcut dış ticaret açığının dengelenme gereksinimidir. 

Dış ticaret açığı, ithalat miktarının ihracatın üzerinde gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkar. Bu durumda devalüasyon uygulanıp ülkenin satın alma gücü zayıflatılır. Ülkede üretilen mal ve hizmetlerin yabancı para birimlerinin alım gücünü etkileyecek şekilde artması durumunda da bu araç kullanılabilir. Enflasyonun uzun vadede kontrol altına alınamadığı dönemlerde, Uluslararası Para Fonu (IMF) müdahalesi ile paranın devalüe edilmesi söz konusu olabilir.     

Devalüasyonun Etkileri Nelerdir?

Devalüasyonun etkileri ekonomide birden fazla alanda gözlemlenir. Ülke yönetiminin değer kaybeden para birimine müdahalesi, devalüe edilen oranda bir kayba daha neden olur. Bunu sonucunda da değer kaybeden ulusal para birimi, ülkenin makro ekonomik politikalarının seyrini değiştirir. İç ve dış satın alma gücünde meydana gelen değişiklikler, kurlara yansıtıldığında devalüasyonun etkileri piyasada da hissedilir bir duruma gelir. 

Dış ticaret açığına denge arayışında; ithalat pahalı, ihracat daha avantajlı hâle gelirken enflasyon değeri artabilir. Paranın devalüe olmasından sonra cari açığın azaldığı gözlemlenirken ülke ekonomisinde bir durgunluk yaşanması da mümkündür. Bu da müdahalenin faiz artışına neden olacak bir etkisidir.      

Devalüasyonun Sonuçları Nelerdir?

Yüksek cari açığın finanse edilmesindeki güçlüklerden kaynaklanan sorunların çözülmesi için parayı devalüe etme yoluna gidilir. Bu yöntem, ideal durumda döviz talebinin azalmasını ve cari açığın kapatılmasını sağlar. Fakat devalüasyon sonuçları açısından incelendiğinde hem olumlu ve hem de olumsuz durumlar söz konusudur.

Devalüasyonun Faydaları Nelerdir?

Devalüasyon faydaları bakımından ticaret ve üretimle ilgili bir dizi olumlu etkiyi tetikler. Bu uygulamanın sonucunda yabancı paralar değer kazandığı ve döviz kurları yükseldiği için ithalatın gerilemesi beklenir. İthalatın azaldığı bir ortamda ihracatın artırılıp özendirilmesi ve daha avantajlı hâle getirilmesi hedeflenir. Paranın devalüe edilmesinden sonra ihracat yapmak isteyenlere yeni fırsatlar sunulması muhtemeldir. 

İhracatta artış ve ithalatta azalış sağlanmasının en büyük faydası, dış ticaret açığının kapanmasıdır. Ülkede üretim arttığında yerli mallar da bol ve ucuz hâle gelir. Bunun bir sonucu olarak yabancı yatırımcılara daha fazla mal ve hizmet satılabilecek piyasa koşulları oluşur. Mal ve hizmet fiyatlarının arttığı bir ekonomide devalüasyon, yabancı para birimlerinin alım gücünü aynı oranda yükseltmek üzere uygulanabilir. 

Devalüasyonun Zararları Nelerdir?

Üretim yapısının büyük oranda ithala dayalı olduğu bir ekonomide devalüasyonun hedefine ulaşması zorlaşır. Böyle bir ortamda ticaret açığında denge kurulmaya çabalanırken ülkenin üretim kapasitesi hem ihracatı hem de artan iç talebi karşılamayaz. Petrole ve doğal gaza bağımlı bir ülkede, ithalat ekonomik daralmaya bağlı olarak kısmen azalsa da bu faaliyete ödenen döviz artmaya devam eder. Ayrıca fiyat düşüşlerine rağmen yerli ürünlere yeterli talebin olmaması beklenen ihracat artışını sağlamaz. 

Para biriminin devalüe edilerek belirlenen değerinin olması gerekenin çok altında kalması, bu aracın hedefine ulaşmasına engel olabilecek unsurlardan biridir. Devalüasyon sürecinin iyi yönetilememesi, ekonomik sorunlara çözüm getirmek yerine zararlı sonuçlar doğurabilir. Geçtiğimiz yıllarda enflasyon-devalüasyon girdabına kapılan Venezuela’da bu durumun bir örneği yaşanmıştır. Ülkedeki enflasyon birkaç yıl içinde %500.000 gibi kontrol edilemez seviyelere yükselmiştir.   

Türkiye’de Devalüasyon Örnekleri Nelerdir?

Devalüasyon nedir konusunu daha iyi kavramak için bu uygulamanın hayata geçirildiği örnekleri incelemek son derece yararlıdır. Bu araç gündeme geldiğinde; ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum, ithalat, ihracat, üretim ve tüketim dengesi ile dış borç yükü gibi faktörler dikkate alınmalıdır. Doğru zamanlamanın yanı sıra sürecin titizlikle yönetilmesi de çok önemlidir. 

Bu uygulama, hızla yükselen enflasyonun kontrol altına alınamaması ve döviz cinsinden dış borç yükünün geri ödenmesinde güçlüklerin yaşanması gibi sorunları da beraberinde getirir. Tarihsel süreçte dünyanın pek çok ülkesinde olumlu ya da olumsuz sonuçlanmış devalüasyon örneklerine rastlama mümkündür. Türkiye’de bu yönteme pek çok kez başvurulmuştur. Ülke tarihinde yer alan üç büyük devalüasyon örneği bulunur. 

İlk Devalüasyon

1946 yılında Recep Peker hükümetinin aldığı 7 Eylül Kararları sonucu gerçekleştirilen müdahalede, ABD dolarının fiyatı 1.29 TL’den 2.83 TL’ye çıkarılır. Devalüe edilen Türk lirası %40 değer kaybeder. Türkiye, 2. Dünya Savaşı’na katılmamış olsa da ekonomik dengelerin bozulmasından kaçınamaz. Bunda erkek nüfusun askere alınmasından kaynaklı olarak tarımsal gelirlerin ciddi ölçüde azalmasının rolü büyüktür. Maden ürünlerinden elde edilen gelirler artmasına rağmen alınan bu karar, o dönemde çok tartışılır. Müdahale sonrasında devlet giderleri ve bütçe açığı artar. Devalüasyonun amacına tamamen ters bir tablo oluşur. Döviz stoğu azalır, dış ticaret açığı artar, alım gücü düşer ve işsizlik yükselir. 

İkinci Devalüasyon

4 Ağustos 1958 tarihinde Adnan Menderes hükümeti tarafından yapılan devalüasyon ile 2.83 TL olan ABD dolarının fiyatı 9 TL’ye çıkarılır. Demokrat Parti hükümeti 1950 ve 1960 yılları arasında liberal ekonomi politikaları uygular. Bu politikalar ihracatın gerileyip ithalatın artmasına  ve bunun sonucunda dış ticaret açığının büyümesine neden olur. Enflasyonun yükselmesi, büyüme hızının düşmesi ve ABD’nin para desteğini kısıtlaması gibi nedenler, ekonomik krizi derinleştirdiğinde devalüasyon kararı alınır. Bu karar ihracat tıkanıklığını olumlu yönde etkiler. Fakat üretimin yetersizliğinden kaynaklanan ithalat ihtiyacı, büyük zorluklara ve fiyatlarda yükselişe neden olur. Türk lirasının dış piyasada sürekli olarak değer kaybetmesiyle ülke ekonomisi sarsılır.     

Üçüncü Devalüasyon

Süleyman Demirel hükümeti tarafından 10 Ağustos 1970 tarihinde yapılan bu devalüasyon hareketiyle ABD doları 9 liradan 15 liraya çıkar. 1978 yılına kadar ufak devalüasyon hareketleriyle devam eden sürecin sonunda 1 USD’nin karşılığı 19 TL olur. Bu kararın alınmasında millî sermayenin yetersizliği, ihracat artışının ithalata yetişememesi ve fiyat istikrarsızlığı gibi koşullar etkilidir.

Türk lirası için %66 değer kaybı yaratan üçüncü müdahale de beklenen dönüşümü gerçekleştirmez. İhracatı artırmaya yönelik faaliyetler, yabancı ülkelerde yaşayan vatandaşların dövizlerini Türkiye’ye getirmesi ve turizm gelirlerinin artması gibi olumlu etkiler hedeflenen istikrarı sağlamaz. Önceki uygulamalara benzer şekilde Türk lirasının değerinin sürekli düşmesi, iç piyasada fiyat istikrarsızlığı ve vergi yükü gibi sorunları beraberinde getirir.