Brookings Enstitüsü’nün yeni araştırmasına göre ABD’de bu altyapının 2032’ye kadarki maliyeti 10,3 trilyon dolara ulaşabilir. Araştırmayı Columbia Business School’dan Prof. Stijn Van Nieuwerburgh hazırladı.
Bu rakam ne kadar büyük?
Araştırmaya göre bu harcama 2025–2032 arasında her yıl ABD ekonomisinin ürettiği toplam değerin (GSYH) ortalama %3,6’sına denk gelecek. Karşılaştırma için: ABD tarihinde ülkeyi baştan sona değiştiren büyük yatırım dönemleri oldu. Demiryolları döşendi, otoyollar yapıldı, evlere elektrik ulaştırıldı, telefon ve internet hatları çekildi. Ekonominin büyüklüğüne oranlandığında yapay zekâ yatırımı bunların hepsinden büyük. Yani çağın en büyük altyapı projesiyle karşı karşıyayız.
Şirketlerin kasası yetmiyor
Bu yarışın başını beş büyük teknoloji şirketi çekiyor: Oracle, Microsoft, Amazon, Meta ve Alphabet. Bu şirketlerin 2026’da altyapıya yapacağı toplam harcamanın 800 milyar doları aşması bekleniyor.
Araştırmadaki en dikkat çekici nokta şu: Bu harcama ilk kez beş şirketin işlerinden elde ettiği toplam nakitten daha fazla olacak. Basit bir örnekle anlatmak gerekirse, maaşı ayda 100 lira olan birinin 120 liralık harcama yapmaya başlaması gibi. Aradaki farkın bir yerden bulunması gerekiyor.
Para nereden bulunuyor?
Şirketler bu farkı kapatmak için yalnızca kendi nakitlerine ve kendi adlarına aldıkları kredilere güvenmiyor. Onun yerine farklı yollar kullanıyorlar:
- Kiralama: Tesisi kendisi satın almak yerine başkasının kurduğu tesisi kiralamak.
- Ortaklık: Maliyeti başka yatırımcılarla paylaşmak.
- Projeye özel borç: Krediyi şirketin tamamı adına değil, sadece o proje adına almak.
- Özel kredi: Bankalar dışındaki yatırım fonlarından borç bulmak.
- Özel amaçlı şirket (SPV): Sadece o proje için ayrı bir şirket kurup borcu o şirketin üstüne yazmak.
Bu yöntemlerin ortak noktası, borcun ana şirketin mali tablolarında (bilançosunda) daha az görünmesi. Buna “bilanço dışı finansman” deniyor. Şirket kâğıt üzerinde az borçlu görünüyor, ama projelerin içinde ciddi borç birikmiş olabiliyor.
Somut bir örnek: Meta’nın Hyperion veri merkezi
Araştırma bu durumu Meta’nın Hyperion adlı veri merkezi üzerinden anlatıyor:
- Proje yaklaşık 30 milyar dolarlık.
- Projenin %80’i yatırım şirketi Blue Owl’a (OWL) satıldı.
- Kalan yaklaşık 27 milyar dolar dışarıdan borçla karşılandı.
- Sonuçta projenin yaklaşık %90’ı borçla dönüyor.
Ancak bu borç Meta’nın kendi mali tablosunda doğrudan görünmüyor. Meta’ya bakan bir yatırımcı düşük borçlu bir şirket görüyor. Projenin kendisine bakıldığında ise tablo çok farklı.
Tehlike var mı?
Prof. Van Nieuwerburgh bu durumu 2008 krizindeki gibi tüm sistemi çökertebilecek bir kredi balonu olarak görmüyor. Yine de önemli bir uyarısı var: Borçlar böyle farklı şirketlere, fonlara ve yapılara dağıldığında, riskin gerçekte nerede biriktiğini ve bu risklerin birbirine nasıl bağlandığını görmek zorlaşıyor. Bir sorun çıktığında bunu fark etmek için geç kalınabilir.
Van Nieuwerburgh’a göre bu yeni finansman düzeni henüz oturmadan, yani sektörün borç yapısı şekillenirken, riskin ölçülmesi ve şeffaflığın artırılması öncelik olmalı.
Yatırımcı için neden önemli?
Yapay zekâ hisselerinin bugünkü yüksek fiyatları, bu dev yatırımların ileride büyük kârlar getireceği beklentisine dayanıyor. Harcamanın şirketlerin kazandığı nakdi ilk kez geçmesi ve borcun gözden uzak yapılara kayması, yatırımcıların bakış açısını değiştirebilir. Artık yalnızca “ne kadar harcıyorlar?” değil, “bu parayı nasıl buluyorlar ve kim risk alıyor?” sorusu da önem kazanıyor.
Araştırma, riskleri yapay zekânın temel ekonomisine bağlıyor:
- Talep: Yapay zekâ kullanımı beklendiği kadar hızlı artmazsa, kurulan tesisler boş kalabilir.
- Çiplerin eskimesi: Yapay zekâ çipleri çok hızlı yenileniyor. Bugün alınan pahalı donanım birkaç yıl içinde eskiyebilir, ama borcu ödenmeye devam ediyor.
- Enerji: Veri merkezleri çok elektrik tüketiyor. Yeterli enerji bulunamazsa projeler aksayabilir.
- İnşaat gecikmeleri: Tesis geç açılırsa gelir de geç gelir, ama faiz işlemeye devam eder.
- Az sayıda müşteri: Bu tesisleri kiralayan şirketler (hyperscaler denen dev bulut şirketleri) sayıca çok az. Bunlardan biri sıkıntıya girerse, ona bağlı projeler de zorlanabilir.
- Borcun maliyeti: Bu projelerin büyük kısmı borçla yürüdüğü için faiz oranları da belirleyici oluyor. 10 yıllık ABD tahvil faizinin %5,15’e çıkması, borç almayı pahalandırıyor. Hyperion gibi %90’ı borçla finanse edilen projelerde faizdeki her artış, maliyete doğrudan yansıyor.