Borsa İstanbul’daki yükselişe banka hisselerinin eşlik etmemesi, Brent petrolün 94 doları ve ons altının 4.600 doları aşması, piyasaların iyimserlikten çok riskin niteliğini yeniden fiyatladığını gösteriyor. Yeni haftada portföy kararlarının yönünü Hürmüz Boğazı’ndaki fiilî geçişler, enflasyon beklentileri, ABD verileri ve merkez bankalarının altın talebi belirleyecek.
Geçen haftanın piyasa görünümüne yalnızca endeks hareketleri üzerinden bakıldığında olumlu bir tabloyla karşılaşıyoruz. BIST 100 endeksi haftayı yüzde 2,42 yükselişle 14.515 puanda tamamladı. Ancak aynı dönemde BIST Banka Endeksi’nin yüzde 8,82 gerileyerek 14.005 puana inmesi, yükselişin piyasanın bütününe yayılmadığını ortaya koydu.
Borsa endeksinin yükselmesine karşın bankacılık hisselerindeki sert kayıp, fiyat hareketinin niteliğini sorgulamayı gerektiriyor. Geniş katılımlı ve sürdürülebilir bir yükselişten söz edebilmek için banka, sanayi ve hizmet sektörlerinin benzer yönde hareket etmesi beklenir. Bankaların belirgin biçimde geride kaldığı mevcut görünüm ise yükselişin sınırlı sayıda hisse tarafından taşındığına ve piyasanın risk iştahının sanıldığı kadar güçlü olmadığına işaret ediyor.
Bu nedenle Borsa İstanbul’daki son hareketi tek başına yeni bir yükseliş eğiliminin başlangıcı olarak değerlendirmek yerine, teknik ve makroekonomik teyit gerektiren seçici bir toparlanma biçiminde okumak daha doğru olacaktır.
Hürmüz artık yalnızca jeopolitik bir başlık değil
Yeni haftanın temel risk unsuru Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler. Boğazdan gerçekleşen gemi geçişlerinin normal düzeyin yaklaşık yüzde 10 ila 20’sine kadar gerilemesi, konuyu diplomatik açıklamaların ötesine taşıdı. Artık piyasanın izlemesi gereken temel göstergeler; fiilî tanker geçişleri, sigorta primleri, navlun maliyetleri, teslimat süreleri ve enerji altyapısının güvenliği.
İran’a yönelik ekonomik baskının genişlemesi ve Tahran yönetimine destek veren ülkelerin de yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalması, enerji ticaretindeki belirsizliği artırıyor. Hürmüz Boğazı’nın küresel petrol ticaretindeki ağırlığı dikkate alındığında, geçişlerin uzun süre düşük kalması yalnızca petrol arzını değil, küresel taşımacılık ve üretim maliyetlerini de etkileyebilir.
Brent petrolün geçen hafta yüzde 6,63 yükselerek 94,39 dolara ulaşması, bu riskin piyasa tarafından fiyatlanmaya başladığını gösteriyor. Petrol fiyatının 90 doların üzerinde kalıcı hâle gelmesi, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ekonomiler açısından enflasyon, cari denge ve döviz talebi üzerinde ilave baskı oluşturabilir.
Petrol fiyatlarında 100 doların aşılması ise yalnızca enerji hisselerini ilgilendiren bir gelişme olmayacaktır. Böyle bir senaryo, küresel enflasyon beklentilerini yeniden yukarı çekebilir, merkez bankalarının faiz indirim alanını daraltabilir ve uzun vadeli tahvil faizlerinde yeni bir yükselişe yol açabilir.
Altındaki yükselişin arkasında iki güçlü dinamik var
Jeopolitik risklerdeki artışın en belirgin yansıması altın piyasasında görülüyor. Ons altın geçen hafta yüzde 5,56 yükselerek 4.624 dolara ulaştı. Ancak bu hareketi yalnızca kısa vadeli güvenli liman talebiyle açıklamak yeterli değil.
Altındaki yükselişi destekleyen ikinci ve daha yapısal unsur, merkez bankalarının devam eden alımları. Dünya Altın Konseyi verilerine göre merkez bankaları yılın ikinci çeyreğinde net 289 ton altın satın aldı. Bu miktar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 62 artış anlamına geliyor. Konseyin merkez bankalarıyla gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yüzde 89’unun küresel resmî altın rezervlerinin önümüzdeki dönemde artacağını öngörmesi de talebin geçici olmadığını düşündürüyor.
Merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmesi, yaptırım riskleri, dolar dışındaki varlıklara yönelme eğilimi ve jeopolitik belirsizlikler, altının uluslararası rezerv sistemindeki rolünü güçlendiriyor. Dolayısıyla altın fiyatındaki yükseliş, yalnızca piyasalardaki kısa süreli korkunun değil, küresel para sisteminde devam eden daha geniş bir dönüşümün sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte güçlü yapısal görünüm, mevcut fiyatlardan kontrolsüz alım yapılmasını haklı çıkarmaz. Ons altında 4.500-4.550 dolar aralığı kısa vadeli destek bölgesi olarak izlenebilir. Fiyatın 4.650 doların üzerinde en az iki günlük kalıcılık sağlaması ise yükseliş eğiliminin güçlendiğine ilişkin daha güvenilir bir teknik teyit oluşturacaktır.
Bu çerçevede altın, kısa vadeli getiri arayışından çok portföy sigortası işleviyle değerlendirilmelidir. Hürmüz riskinin devam ettiği, petrol fiyatlarının yüksek seyrettiği ve merkez bankası alımlarının sürdüğü bir ortamda altın korumasının tamamen terk edilmesi için yeterli koşullar henüz oluşmuş değildir.
ABD faizlerinde uzun vade baskısı sürüyor
ABD tahvil piyasasında iki yıllık faiz yüzde 4,24, 10 yıllık faiz yüzde 4,74 ve 30 yıllık faiz yüzde 5,27 düzeyinde bulunuyor. Kısa ve uzun vadeli faizler arasındaki bu ayrışma, piyasanın yalnızca para politikasını değil; bütçe açığı, tahvil arzı ve vade primi risklerini de fiyatladığını gösteriyor.
Dolar endeksinin haftalık bazda yüzde 0,74 gerilemesi altını destekleyen unsurlardan biri olurken, uzun vadeli ABD faizlerinin yüksek kalması altın fiyatındaki yükselişi sınırlayabilecek temel karşı kuvvet olarak öne çıkıyor.
Hafta içerisinde açıklanacak ABD büyüme ve kişisel tüketim harcamaları enflasyonu verileri ile Jackson Hole toplantısından gelecek mesajlar bu nedenle kritik olacak. Enflasyon verisinin beklentilerin üzerinde kalması, dolar ve tahvil faizleri üzerinden altın üzerinde kısa vadeli baskı oluşturabilir. Buna karşılık büyümede kontrollü yavaşlama ve enflasyonda ılımlı görünüm, güvenli liman talebiyle birleşerek altının yüksek seviyelerini korumasını sağlayabilir.
Türkiye’de tahvil için teyit ihtiyacı devam ediyor
Türkiye’de iki yıllık gösterge tahvil faizi yüzde 37,3, 10 yıllık tahvil faizi ise yüzde 32,2 civarında bulunuyor. Getiri eğrisinin mevcut yapısı, piyasanın orta vadede enflasyonun gerilemesini beklediğini; ancak kısa vadeli belirsizlikler nedeniyle yüksek bir risk primi talep ettiğini ortaya koyuyor.
Yeni haftada açıklanacak enflasyon beklentileri, tahvil piyasasının yönü açısından önem taşıyor. Beklentilerde belirgin bir iyileşmenin rezerv görünümü ve yabancı sermaye girişiyle desteklenmesi, iki-beş yıl vadeli tahvillerde kademeli pozisyon artışını gündeme getirebilir. Buna karşılık petrol fiyatındaki yükselişin enflasyon beklentilerine yansıması, uzun vadeli tahviller açısından temkinli duruşun korunmasını gerektirir.
Bu aşamada para piyasası fonları ve kısa vadeli Türk lirası araçlar, yüksek likidite ve sınırlı fiyat oynaklığı nedeniyle portföyün çekirdek bileşeni olmayı sürdürüyor. Portföyün faiz duyarlılığını artırmak için yalnızca yüksek getiri seviyesi yeterli değildir. Enflasyon beklentileri, rezervler, yabancı sermaye akımları ve petrol fiyatları aynı yönde teyit vermelidir.
Üç senaryo, üç farklı portföy yaklaşımı
Olumlu senaryoda Hürmüz geçişlerinin normalleşmesi, Brent petrolün 90 doların altına gerilemesi ve ABD enflasyonunun beklentilere paralel ya da daha düşük açıklanması öngörülebilir. Yaklaşık yüzde 20 olasılık verilen bu senaryoda iki-beş yıl vadeli Türk lirası tahviller ve seçici banka hisseleri kademeli olarak artırılabilir.
Yüzde 50 olasılıkla ana senaryo; Hürmüz geçişlerinin sınırlı kalması, Brent petrolün 90-100 dolar bandında hareket etmesi ve ABD verilerinin para politikasında keskin bir değişiklik yaratmaması. Bu durumda likiditenin korunması, kısa vadeli Türk lirası araçların çekirdek konumda tutulması ve altın korumasının sürdürülmesi daha dengeli bir yaklaşım olacaktır.
Yüzde 30 olasılık verilen olumsuz senaryoda ise Hürmüz geçişlerinin daha fazla daralması, yaptırımların genişlemesi, Brent petrolün 100 doları aşması ve ABD enflasyonunun dirençli kalması söz konusu. Böyle bir görünümde portföyün faiz ve piyasa duyarlılığı azaltılmalı; döviz ve altın koruması artırılmalıdır.
Sonuç olarak yeni haftanın temel meselesi, hangi varlığın en yüksek getiriyi sağlayacağı değil, farklı risklerin portföy içinde nasıl dengeleneceğidir. Borsadaki yükselişin dar katılımlı olması, bankacılık hisselerindeki zayıflık, Hürmüz Boğazı’ndaki fiilî geçiş sorunu, petrol fiyatlarının 94 doların üzerine çıkması ve merkez bankalarının güçlü altın talebi, ihtiyatlı fakat tamamen savunmacı olmayan bir dağılımı gerekli kılıyor.
Likidite ve kısa vadeli Türk lirası araçlar çekirdek konumda tutulmalı; iki-beş yıl vadeli tahviller ancak enflasyon ve rezerv teyidinin ardından kademeli olarak artırılmalıdır. Hisse senedi tarafında banka dışı sektörlerde seçicilik korunmalı, banka hisselerinde ise hem teknik hem de makroekonomik doğrulama aranmalıdır. Altın ve döviz koruması da jeopolitik risklerde kalıcı normalleşme görülmeden terk edilmemelidir.
Çünkü mevcut koşullarda başarılı portföy yönetimi, tek bir piyasa tahmininde haklı çıkmaktan çok farklı senaryolara karşı dayanıklı kalabilme meselesidir.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ekoturk.com