Petrol şoku 1970’lerin korkularını canlandırdı ama ekonomi daha hazırlıklı

Google News Icon Takip Et

Orta Doğu’daki çatışmaların etkisiyle yükselen petrol fiyatları, küresel ekonomide 1970’lerin enerji krizlerini anımsatan endişeleri yeniden gündeme getirdi. Benzin, dizel ve jet yakıtı maliyetlerindeki artış, düşük büyüme ve kalıcı enflasyonun bir arada yaşandığı stagflasyon riskini tekrar tartışmaya açtı.

Ancak ekonomistler ve enerji uzmanları, bugünkü durumun geçmişteki krizlerin birebir tekrarı olmadığını belirtiyor. Hükümetler ve sektörler, onlarca yıl boyunca enerji şoklarına karşı önlem alarak ekonomiyi daha dayanıklı hale getirdi.

New York Üniversitesi Küresel İlişkiler Merkezi’nden Amy Myers Jaffe, “Bu tür petrol şoklarıyla başa çıkma konusunda artık onlarca yıllık deneyime sahibiz.” dedi.

Mevcut dalgalanmanın temelinde İran’ın dahil olduğu çatışmalar ve bunun sonucunda Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol akışının büyük ölçüde durması yatıyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birini taşıyor. Bazı sevkiyatlar farklı rotalara yönlendirilse de, günlük üretimin önemli bir kısmı devre dışı kaldı ve bu durum, 1973’teki ambargo gibi önceki krizlerden daha büyük bir şok yarattı.

Buna rağmen, küresel enerji sistemindeki yapısal değişiklikler etkileri hafifletiyor. Petrol, toplam enerji tüketimindeki payını 1970’lere kıyasla azaltırken; doğalgaz, nükleer enerji ve yenilenebilir kaynakların rolü arttı.

Özellikle ABD, enerji alanında büyük bir dönüşüm geçirdi. Eskiden ithalata bağımlı olan ülke, kaya petrolü gibi teknolojik gelişmeler sayesinde üretimini artırarak net petrol ihracatçısı konumuna geldi.

Chicago Üniversitesi Enerji Politikası Enstitüsü’nden Sam Ori, “ABD ekonomisi, 1970’lere kıyasla çok daha iyi bir konumda. O dönemde petrol fiyat şoklarına karşı özellikle savunmasızdı.” dedi.

Enerji kullanım alışkanlıkları da değişti. 1970’lerin başında ABD’de elektrik üretiminde petrol önemli bir rol oynarken, politika değişiklikleriyle bu bağımlılık büyük ölçüde ortadan kalktı. Günümüzde petrol, neredeyse sadece ulaşımda kullanılıyor.

Geçmişteki petrol krizleri, verimlilik önlemlerinin yaygınlaşmasını da sağladı. Yakıt ekonomisi standartları önemli ölçüde iyileşti; birçok ülke enerji kaynaklarını çeşitlendirdi ve stratejik rezervler oluşturarak gelecekteki şoklara karşı tampon oluşturdu.

Merkez bankaları da geçmişten ders çıkardı. 1970’lerde büyümeyi desteklemek için faizler düşürülmüş, ancak enflasyon riski hafife alınmıştı. Günümüzde ise yetkililer, benzer bir hatadan kaçınmaya özen gösteriyor.

Yine de kırılganlıklar sürüyor. Ulaşım sistemleri hâlâ büyük ölçüde petrole bağımlı ve fiyat şokları hızla tüm ekonomiye yayılabiliyor. Sam Ori, “Petrol hâlâ ABD ekonomisinin bir numaralı yakıtı. Küresel tedarik zincirinin herhangi bir noktasındaki aksama, maliyetleri her yerde artırabilir.” dedi.

Ayrıca, son dönemde uygulanan bazı politika değişikliklerinin ABD’yi gelecekte daha savunmasız bırakabileceği uyarısı yapılıyor. Elektrikli araçlara teşvikler ve daha sıkı yakıt verimliliği standartları gibi petrol bağımlılığını azaltmaya yönelik önlemler geri çekiliyor ve bu da 1970’lerden bu yana kaydedilen ilerlemenin bir kısmını tersine çevirebilir.

Bugünkü enerji şokunun, geçmişteki gibi ciddi kıtlık ve kotalara yol açması beklenmiyor. Ancak bu gelişmeler, jeopolitik çatışmalar ile petrol piyasalarının hâlâ yakından bağlantılı olduğunu ve geçmişten alınan derslerin günümüzde de sınandığını gösteriyor.

Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: Seeking Alpha