Kısa bir süre içinde birden fazla Avrupa hissesine göz atmak, gerçek bir ilginin işareti ve iyi bir araştırma alışkanlığıdır. Ama çok sayıda şirkete bakmak ile bir tanesine karar vermek arasında bazen ters bir ilişki oluşur.
Psikolog Barry Schwartz’ın “seçim paradoksu” (paradox of choice) olarak tanımladığı örüntü tam da budur, seçenek sayısı arttıkça kararın kolaylaşacağı düşünülür ama belli bir noktadan sonra tam tersi olur. Her yeni şirket karşılaştırılması gereken bir değişken daha ekler ve zihin “en iyisini bulayım” arayışına girdiğinde, “yeterince iyisini seçip devam et” mantığı geri planda kalır.
Buna karar yorgunluğu da (decision fatigue) eşlik eder. Art arda karşılaştırma yapmak zihinsel bir maliyet taşır ve bu maliyet biriktiğinde en kolay çıkış yolu genelde hiçbir karar vermemektir. Böylece araştırma sonuçsuz bir döngüye dönüşebilir.
Oysa amaç, incelenen her şirketten bir pozisyon açmak değildir. Amaç, elenmiş bir kısa listeye inmektir. Bir şirketi izleme listesinden çıkarmak da bir karardır ve bu, listenin geri kalanına daha fazla netlik kazandırır.
Pratik bir çerçeve işe yarar, örneğin her şirket için aynı üç ya da dört soruyu sormak iyi bir fikirdir. (sektör, büyüme hikâyesi, mevcut portföyle ilişkisi, hangi seviyede ya da hangi gelişmede ilgileniyorum). Aynı kriterlerle bakmak karşılaştırmayı öznel bir “hangisi daha iyi” hissinden çıkarır ve yan yana koyulabilir bir tabloya dönüştürür.
Küçük bir başlangıç, bu döngüyü kırmanın en pratik yolu olabilir. Kısa listedeki bir ya da iki isimde parça (fractional) alımla küçük bir pozisyon açmak, geri kalan araştırmaya da bir referans noktası kazandırır, çünkü artık gerçek bir pozisyonla piyasayı takip edebilirsin, sadece ekrandan izleyerek değil.
Çok bakmak kötü bir alışkanlık değil, aksine değerli bir alışkanlık. Ama bir noktada listeyi daraltıp küçük bir adım atmak, o değerli alışkanlığı bir sonuca bağlayacaktır.
Burada yer alan bilgiler yatırım tavsiyesi içermez. Bilgi için: Midas Sorumluluk Beyanı