JPMorgan: Çin’in ham petrol ithalatı Ağustos’ta toparlanacak ancak tablo göründüğünden karmaşık
JPMorgan’ın son tahminlerine göre, Çin’in ham petrol ithalatı Ağustos ayından itibaren toparlanacak. Bu durum, petrol için doğrudan bir artış beklentisi gibi görünüyor. Talep geri geliyor, fiyatlar destek buluyor ve dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı yeniden piyasada aktif oluyor.
Bu okuma yanlış değil, ancak hikâyenin sadece yarısı. Asıl ilginç olan ise diğer yarısı.
Son birkaç ayda neler olduğuna ve Ağustos’taki toparlanmanın, arka plandaki dinamikler anlaşıldığında neden normal bir talep toparlanmasından farklı görünebileceğine bakalım.
Pekin Hazırlıksız Yakalanmadı
Şubat ile Mayıs arasında Çin’in ham petrol ithalatı günlük 4,8 milyon varil azaldı. Karşılaştırmak gerekirse, COVID-19 pandemisi sırasında yaşanan en sert düşüş günlük yaklaşık 4 milyon varildi. Son dönemdeki bu gerileme daha da hızlı ve sert gerçekleşti.
İlk bakışta bu durum zayıflık olarak yorumlandı. Çin talebi zayıf, küresel görünüm belirsiz ve ithalat hızla düşüyor. Manşetler böyleydi.
Ancak daha doğru bir tablo, Pekin’in markete gitmek yerine kendi deposuna yönelmesi oldu. Ortadoğu’daki çatışmanın zirvesinde pahalı varillerin peşinden koşmak yerine, Çin bir yılı aşkın süredir ilk kez kendi iç petrol stoklarını azalttı. Haziran ayına ait gemi takip verileri, ithalatın günlük yaklaşık 8 milyon varil civarında kaldığını gösteriyor. Bu da Çin’in depolardan günlük 3 milyon varil daha kullandığı anlamına geliyor. Ülkede petrol sıkıntısı yoktu; zaman içinde sessizce oluşturulan bir tampon harcanıyordu.
Bu tamponun 1,2 ila 1,3 milyar varil arasında olduğu tahmin ediliyor; bu da yaklaşık dört aylık ithalatı karşılayacak bir miktar. Bunun önemli bir kısmının, Batılı alıcılar uzak dururken, piyasa fiyatının çok altında alınan indirimli ve yaptırıma tabi ham petrolden (çoğunlukla İran, kısmen de Rusya) oluştuğu düşünülüyor. Çin temiz stok verisi yayımlamıyor, bu nedenle Pekin dışında kimse kesin rakamı bilmiyor. Ancak analistlerin gemi hareketleri, uydu görüntüleri ve ikincil kaynaklardan oluşturduğu tablo tutarlı: Pekin, tam da böyle bir an için yıllarca yavaş yavaş stok yaptı.
JPMorgan, ithalattaki günlük 3 milyon varillik düşüşün geçici olduğunu ve kimya sektörünün toparlanmasıyla birlikte Ağustos’ta ithalatın yeniden artmasını bekliyor. Ayrıca Çin’in stratejik rezervlerini yeniden doldurmaya başlaması da önemli. Eğer Ağustos’taki toparlanmanın büyük kısmı devletin stok yenilemesinden kaynaklanıyorsa, yatırımcılar düşündüklerinden farklı bir sinyal alıyor olabilir. Stok yenileme, tanklar dolduğunda sona erer; kalıcı bir talep toparlanmasıyla aynı şey değildir.
Bağımsız Rafinerilerde Zaman Daralıyor
Bu hikâyenin bir de ikinci katmanı var.
Sektörde “çaydanlık” olarak bilinen Çin’in bağımsız rafinerileri, ucuz ve yaptırıma tabi ham petrol iştahının bel kemiği oldu. Çin, İran’ın petrol ihracatının yaklaşık %90’ını alıyor ve bu alımların çoğunu çaydanlık rafineriler yapıyor. Yıllarca bu sistem işledi çünkü ABD’nin yaptırım uygulaması sınırlıydı ve indirimli İran petrolündeki kâr marjı cazipti.
Ancak bu fırsat penceresi hızla kapanıyor. ABD Hazine Bakanlığı, Çinli çaydanlık rafinerilerle bağlantılı yaptırım riskleri konusunda bankaları ve finans kuruluşlarını aktif olarak uyarıyor. Çin’in en büyüklerinden Hengli Petrochemical zaten yaptırıma tabi tutuldu. En az dört başka çaydanlık rafineri de benzer baskı altında. Bu, teorik bir risk değil; aktif ve artan bir yaptırım uygulaması ve şu anda yaşanıyor.
İronik olan şu: Wall Street, Çin’in petrol piyasasına dönüşüyle ilgili olumlu raporlar yayımlarken, Washington ise bu dönüşü rafineriler için finansal olarak mümkün kılan indirimli ham petrol akışını kesmeye çalışıyor.
Bu durum, bir mağazanın büyük bir yeniden açılış indirimi duyururken, arka kapıdan ev sahibinin kilitleri değiştirmesine benziyor. Ön taraftaki tabela iyi görünüyor ama arka planda işler daha karmaşık.
Çoğu Yatırımcının Takip Etmediği Kaldıraç
JPMorgan’ın dikkat çektiği ve daha fazla ilgi hak eden üçüncü bir unsur ise Çin’in rafine ürün ihracat yasağı.
Ortadoğu’daki çatışma tırmandığında ve ham petrol arzı riske girdiğinde, Pekin iç piyasayı korumak için genel ticaret kanalları üzerinden rafine yakıt ihracatını yasakladı. Bu yasak hâlâ kısmen yürürlükte. JPMorgan analistleri, Çin bu yasağı tamamen kaldırırsa rafine yakıt ihracatının yılın ilk yarısına göre %88 ila %160 arasında artabileceğini belirtiyor.
Bu da pratikte çok büyük bir dalgalanma anlamına geliyor. Pekin’den çıkacak tek bir politika kararıyla, küresel piyasalara neredeyse iki katı ürün akışı olabilir.
Buradaki esas nokta şu: Pekin sadece enerji piyasalarına tepki vermiyor, onları aktif olarak şekillendiriyor. İthalat, stoklar ve ihracat kontrolleri; Pekin’in piyasaların gerçek zamanlı takip edemeyeceği şekilde oynayabildiği üç ayrı kaldıraç. Ham petrol ithalatı manşetlerde yer alıyor, diğer iki unsur ise sessizce arka planda hareket ediyor.
Yatırımcılar İçin Ne Anlama Geliyor?
Tüm bu gelişmelerde yatırımcılar fırsatı nerede arayabilir?
JPMorgan, bu ortamda Çin’in devlet petrol devi PetroChina’yı öne çıkarıyor. Banka, Hong Kong’da işlem gören PetroChina hisseleri için yıllıklandırılmış temettü veriminin yaklaşık %6,4 olmasını bekliyor. Bu oran, yerli rakip Sinopec’in öngörülen %4,8’lik veriminin oldukça üzerinde. Çin’in ham petrol toparlanmasına, çaydanlık rafinerilere yönelik yaptırım riskine maruz kalmadan yatırım yapmak isteyenler için PetroChina daha sade bir seçenek.
Kimya tarafında ise JPMorgan, ulaşım yerine sanayiye yönelik yeniden yapılanmaya bağlı şirketleri öne çıkarıyor. Tayvanlı Nan Ya Plastics, yılın ilerleyen dönemlerinde veya 2027 başında yapay zekâ sunucularında kullanılan bakır kaplı laminat malzemeler için müşteri onayı alırsa, potansiyel bir yukarı yönlü katalizör olarak görülüyor. Güney Kore’nin en büyük petrokimya şirketi LG Chem ise düşük petrol fiyatları ve enerji depolama talebindeki toparlanmadan faydalanabilecek bir “geride kalan” olarak öne çıkıyor. LG Chem hisseleri yılbaşından bu yana yaklaşık %4 artış gösterdi; bu oran, neredeyse %18 yükselen Albemarle gibi rakiplerinin gerisinde.
Bir de daha geniş bir tema var. JPMorgan, Çin’in benzin ve dizel talebine yönelik uzun vadeli tahminini aynı anda düşürdü. 2030’a kadar yıllık bazda benzin talebinde %6, dizel talebinde ise %4 düşüş öngörülüyor. Çin’in petrol hikâyesi artık bir ulaşım hikâyesi değil. Elektrikli araçlar, yol yakıtı talebini yapısal olarak azaltıyor ve büyüme artık kimya ve sanayi hammaddelerinde. Bu değişimden fayda sağlayacak şirketler, ilk akla gelenler olmayabilir.
Sonuç
Çin’in ham petrol ithalatında Ağustos’taki toparlanma gerçek ve kısa vadede petrol fiyatlarını yukarı çekebilir. Ancak bunu doğrudan talep kaynaklı bir toparlanma olarak okuyan yatırımcılar, manşetin ötesinde daha karmaşık bir tabloyla karşılaşabilir.
Pekin’in yaptığı, dış dünyanın sadece kısmen görebildiği bir enerji sistemini yönetmek. Ucuz ve yaptırıma tabi ham petrol ile oluşturulan rezervler eritildi, bu petrolü işleyen rafineriler üzerinde canlı yaptırım baskısı var ve Pekin, isterse küresel ürün piyasalarını anında değiştirebilecek bir ihracat yasağını elinde tutuyor.
Piyasa manşeti fiyatlıyor. Asıl hikâye ise yüzeyin altında işleyen tüm bu dinamiklerde yatıyor.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: Benzinga