Bu haftanın genel haber akışına göre ABD piyasalarında risk iştahı belirgin şekilde zayıflarken yatırımcıların önündeki soru değişiyor: Düşüşü fırsat bilip erken pozisyon almak mı, yoksa toz dumanın oturmasını beklemek mi?
Hafta, İran ile ABD arasındaki çatışmanın yedinci ayına girmesiyle petrol fiyatlarındaki sert yükselişin gölgesinde geçti. WTI ham petrol %6,7 artışla 102 doların üzerine çıkarken Brent, Mayıs ayından bu yana en yüksek kapanışıyla 107 doların üzerine yerleşti.
Buna hafta ortasında gelen beklentilerin üzerindeki ÜFE verisi eklenince, Fed’in bu ayki toplantısında faiz artırma ihtimaline dair fiyatlamalar güçlendi ve tahvil getirileri yükseldi. Hazine’nin getirileri bastırmaya yönelik geri alım programı bile bu baskıyı tersine çeviremedi.
Sonuç olarak S&P 500, Dow ve Nasdaq dört işlem günü üst üste kayıpla kapandı; küçük ölçekli ve büyüme odaklı hisseleri temsil eden Russell 2000, faiz artırım beklentilerinden en çok etkilenen segment oldu. Çip üreticileri de yükselen uzun vadeli finansman maliyetlerine olan hassasiyetleri nedeniyle satış baskısının merkezinde yer aldı. Bu ortamda yalnızca “ucuzladı” diye alım yapmak yeterli olmayabilir; çünkü fiyatı gerileyen hisselerin bir kısmında düşüşün nedeni bozulan temeller olabilirken, bir kısmında yalnızca genel risk iştahının azalmasıdır. Böyle dönemlerde tek başına değerleme değil, şirketin satış dalgasına ne kadar dayanıklı olduğu da önem kazanıyor.
Bu doğrultuda ilk kriterimiz beta katsayısının 1,2’nin altında kalması. Beta, bir hissenin piyasa geneline göre ne kadar sert hareket ettiğini gösterir; düşük betalı şirketler satış dalgalarında endeksten daha az kayıp yaşama eğilimindedir. Bu hafta özellikle küçük ölçekli ve büyüme hisselerinin daha sert vurulduğu düşünüldüğünde, bu eşik riskli/volatil isimleri değil, düşüş döneminde nispeten sakin kalan şirketleri öne çıkarıyor.
İkinci kriterimiz, borç/özkaynak oranının 0,7’nin altında kalması. Tahvil getirilerinin yükseldiği ve finansman maliyetlerinin arttığı bir ortamda, bilançosu görece güçlü şirketler hem borçlanma maliyetindeki artışlara hem de olası gelir daralmasına karşı daha dayanıklıdır. Bu filtre, düşüş döneminde şirketin “hayatta kalma” gücünü ölçüyor.
Üçüncü kriterimiz analist konsensüsünün güçlü kalması. Düşüş dönemlerinde analist görüşlerinin bozulmamış olması önemli bir ayraç. Fiyat geri çekilirken analistlerin hedeflerini korumaya devam ettiği şirketler, piyasanın genel satış baskısına karşı daha dirençli olabilir.
Dördüncü kriterimiz, ortalama hedef fiyat potansiyelinin %30’un üzerinde kalması. Fiyatlar gerilediği için hedef fiyata olan uzaklık yani potansiyel getiri doğal olarak genişlemiş olmalı. Bu eşiği yüksek tutmak, düşüşün yarattığı marjı yakalamayı amaçlıyor.
Bu liste, petrol kaynaklı enflasyon endişesinin ve faiz artırım beklentisinin en çok hırpaladığı ya da temelleri en çok bozulmuş görünen hisseleri değil, düşük volatiliteli, bilançosu görece sağlam ve analist desteği hâlâ bozulmamış şirketlere odaklanıyor. Petrol fiyatları sakinleşir ya da Fed toplantısı beklentilerden daha yumuşak çıkarsa, bu tür hisseler yalnızca “ucuz” oldukları için değil, düşüş döneminde de dayanıklılıklarını korudukları için yeniden fiyatlama potansiyeli taşıyabilir.
Filtreler:
Beta < 1,2
Borç/Özkaynak oranı < 0,7
Analist konsensüs skoru < 1,6
Ortalama hedef fiyat potansiyeli > %30

Burada yer alan bilgiler yatırım tavsiyesi içermez. Bilgi için:
Midas Sorumluluk Beyanı