Çin’in sınır ötesi hisse senedi aracı kurumlarını piyasadan çıkarmaya yönelik adımı, devletin sermaye akışını kontrol etme ve devlet şirketlerini öne çıkarma isteğini bir kez daha ortaya koydu. Öte yandan, Wendy’s’in Çin’de 1.000 mağaza açma hedefi, yoğun rekabet ve tüketicilerin yerli markalara artan ilgisi nedeniyle ciddi zorluklarla karşı karşıya.
Son gelişmeler, Çin pazarında yol almanın iki farklı yönünü gözler önüne seriyor. Bir yanda, Çinli bireysel yatırımcıların ABD, Hong Kong, Japonya ve Singapur gibi denizaşırı piyasalarda hisse alımına yönelik son baskı dikkat çekiyor. Bu adım, Pekin’in sermaye hareketleri üzerindeki sıkı kontrolünü pekiştiriyor. Diğer yanda ise, büyük bir ABD’li hızlı servis zincirinin, rakiplerinden onlarca yıl sonra Çin ana karasına giriş yapma çabası var. Her iki gelişme de Çin’de ayakta kalmak için düzenleme, zamanlama ve yerel uygulamanın ne kadar hassas bir denge gerektirdiğini gösteriyor.
Çinli yatırımcılar için önemli bir gelişmeyle başlayalım. Çin’in iki büyük sınır ötesi aracı kurumu olan Futu (FUTU) ve UP Fintech (TIGR), ülkede aracı kurum lisansı olmadan faaliyet gösterdikleri gerekçesiyle Çinli düzenleyici tarafından resmen para cezasına çarptırıldı. Daha da önemlisi, bu iki şirket Çin’deki faaliyetlerini tamamen sonlandırmak zorunda kalacak. Böylece Çinli yatırımcıların yurtdışında hisse alım seçenekleri oldukça kısıtlanmış oldu.
Bu adım aslında sürpriz değil. Üç yıl önce Çin Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu, bu iki şirketin yasa dışı faaliyet gösterdiğini açıklamış ve yeni müşteri kabul etmelerini yasaklamıştı. Ancak mevcut hesapların devamına izin verilmişti. Şimdi ise bu eski hesaplar da kapatılıyor. Bu, şirketlerin Çin’deki faaliyetlerinin fiilen sona erdiği anlamına geliyor.
Bazı gözlemciler, düzenleyicinin yasal lisanslama için bir yol açmasını ummuş olabilir. Ancak sonucun bu şekilde olması şaşırtıcı değil. Son 15 yılda, Çinli düzenleyicilerin farklı sektörlerde benzer bir yaklaşım izlediği çok sayıda örnek var: Önce uyarı, ardından kademeli baskı ve nihayetinde sektörün devlet kontrolüne alınması. Bu yöntemle devlet, “düzensiz” olarak gördüğü davranışları dizginlemeyi amaçlıyor.
Kararın ardından piyasa hızlı tepki verdi ve her iki şirketin hisseleri yaklaşık dörtte bir oranında değer kaybetti. Bu satış dalgası, şirketlerin son üç yılda işlerini çeşitlendirmiş olmalarına rağmen gerçekleşti. Bugün, gelirlerinin yalnızca %10 ila %15’i Çin’den geliyor. Ancak artık ana pazarlarından tamamen dışlanmış durumdalar ve yurtdışındaki büyümeleri de çoğunlukla etnik Çinli topluluklarla sınırlı kaldı. Bu da potansiyel müşteri tabanlarını daraltıyor.
Bu tablo, daha önce özel finans şirketlerine yönelik baskılara benziyor. O dönemlerde baskının bir kısmı büyük dolandırıcılıklardan kaynaklanıyordu, ancak devlet bankaları da haksız rekabetten şikâyetçiydi. Şimdi ise fintech aracı kurumlarına yönelik baskının temelinde sermaye yönlendirmesi var. Çin hükümeti, yerli kurum ve bireysel yatırımcılardan gelen sermayenin ulusal ekonomiye ve devlet güvenliğine yönlendirilmesini istiyor. Bu süreçten en çok Citic Securities ve Guotai Junan gibi devlet aracı kurumları yararlanacak. Sonuçta mesele tamamen kontrolle ilgili.
Hızlı servis zincirlerinde geç kalan bir hamle
Diğer yandan, Batılı bir markanın Çin pazarına girme çabasına da tanık oluyoruz. Wendy’s (WEN), son bilanço görüşmesinde markasını nihayet Çin’e getirme planını açıkladı. Şirket fazla detay vermedi; yalnızca, onlarca yıllık deneyime sahip büyük bir yerel restoran işletmecisiyle anlaşma imzaladığını duyurdu. Sektörde alışıldık iddialı bir dille, on yıl içinde Çin’de 1.000 restoran açmayı hedeflediklerini belirtti.
Burada akla gelen ilk soru: Neden şimdi? KFC (YUMC) ve McDonald’s (MCD) Çin’de 30 yılı aşkın süredir faaliyet gösteriyor. Starbucks (SBUX) da 30. yılını kutlamaya yaklaşıyor. Bu köklü rakiplerin büyük avantajı varken, Wendy’s neden böyle bir adım atıyor?
Wendy’s, ABD’de bir süredir zorlanıyor. Bu hamle, şirketin yurtiçindeki ciddi sorunlar karşısında büyüme arayışında olduğunu gösteriyor. Duyurunun bu kadar sessiz yapılması da üst yönetimin sonuçtan tam emin olmadığını düşündürüyor. Burger King (QSR), Popeyes ve Tim Hortons gibi diğer Batılı zincirler de Çin’de ciddi zorluklar yaşadı.
Bugün bir Batılı marka Çin’in restoran sektörüne girdiğinde, başarının neredeyse tamamı yerel ortak ve uygulamaya bağlı. Wendy’s’in seçtiği ortak hakkında özel bir bilgi yok. Ancak pazarın dinamiklerini anlamak, doğru fiyatlandırma yapmak ve rekabet edilecek alanları belirlemek bu girişimin kaderini belirleyecek.
Üstelik bu adım, oldukça zorlu bir döneme denk geliyor. Çinli tüketicilerin yabancı markalardan yerli markalara yöneldiği, özellikle gıda ve içecek sektöründe belirgin bir değişim yaşanıyor. Starbucks gibi devler bile Luckin Coffee gibi yerel rakiplerle mücadele etmekte zorlanıyor. 1.000 mağaza hedefi büyük olasılıkla franchise modeliyle gerçekleştirilecek. Çin’de hızlı zengin olma hayaliyle hareket eden çok sayıda girişimci var. Bu nedenle ilk franchise sahiplerini bulmak kolay olabilir ve hızlı bir başlangıç sağlanabilir. Asıl sınav ise sürdürülebilirlikte; yani işin ekonomik olarak yürümesi ve franchise sahiplerinin uzun vadede devam edebilmesi. Bu iddialı hedefe biraz şüpheyle yaklaşılsa da, Wendy’s’in Çin’de kapılarını açmasını yakından takip edeceğiz.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: Benzinga