Bağışıklık sistemiyle ilişkili hastalıklara yönelik tedaviler geliştiren klinik aşamadaki biyofarmasötik şirketi Cue Biopharma (CUE), Çin’de Genesis Life Sciences tarafından yürütülen CUE-221 (UB-221) Faz 2 klinik çalışmasından olumlu üst düzey sonuçlar elde edildiğini açıkladı. Çalışmaya, H1 antihistamin tedavisine rağmen yeterli kontrol sağlanamayan, orta ila şiddetli kronik spontan ürtiker (CSU) hastası 145 kişi dahil edildi.
Cue Biopharma Başkanı ve CEO’su Shao-Lee Lin, elde edilen olumlu sonuçların CUE-221’in kronik spontan ürtiker hastaları için potansiyel olarak en iyi tedavi seçeneklerinden biri olabileceğini gösterdiğini belirtti. Lin, bu verilerin CUE-221’in hassas mühendislikle geliştirilmiş, benzersiz çift etkili mekanizmasına olan inançlarını güçlendirdiğini ifade etti. Şirket, bu veriler ışığında CSU’da Faz 2b/3 çalışmasını hızla başlatmayı ve gıda alerjisinde planlanan Faz 2 çalışmasını ilerletmeyi hedefliyor. Lin, 36 haftalık çalışmanın tüm veri setinin, farmakokinetik (PK) ve IgE analizleriyle birlikte yakında bilimsel bir toplantıda sunulacağını da ekledi.
Faz 2 CSU Çalışmasının Temel Sonuçları
Çin’de çok merkezli, randomize, çift kör, plasebo ve aktif karşılaştırmalı olarak yürütülen Faz 2 çalışmasında, 16 haftalık tedavi ve ardından 20 haftalık takip dönemi uygulandı. Hastalar, beş gruba 2:2:2:1:1 oranında rastgele dağıtıldı: CUE-221 4 mg/kg, 2 mg/kg veya 1 mg/kg (her biri dört haftada bir), plasebo (dört haftada bir) veya omalizumab 300 mg (dört haftada bir). Birincil sonlanım noktası, 12. haftada HSS7=0 (ürtikerin tamamen çözülmesi) oranıydı. İkincil önemli sonlanım noktası ise 12. haftada UAS7=0 (tam yanıt) oranıydı. Çalışma, plaseboya üstünlüğü test etmek üzere tasarlandı. Omalizumab, istatistiksel karşılaştırma yapılmaksızın etkinlik kıyaslaması amacıyla dahil edildi.
12. haftada HSS7=0 oranı, tüm doz seviyelerinde doza yanıt verdi ve hedefe ulaşıldı. 12. haftada UAS7=0 oranı ise yalnızca 4 mg/kg’lık en yüksek dozda istatistiksel anlamlılığa ulaştı.
12. Haftada HSS7=0 Birincil Sonlanım Noktası
CUE-221 (4 mg/kg) grubunda hastaların yüzde 54’ünde, 2 mg/kg’da yüzde 53’ünde, 1 mg/kg’da yüzde 43’ünde, plasebo grubunda yüzde 11’inde ve omalizumab grubunda yüzde 41’inde ürtiker tamamen çözüldü. Güven aralıkları sırasıyla yüzde 37-71, yüzde 36-70, yüzde 27-61, yüzde 1-35 ve yüzde 18-67 olarak raporlandı. Plaseboya karşı p değerleri 4 mg/kg ve 2 mg/kg için p<0,005, 1 mg/kg için p<0,05 olarak hesaplandı.
12. Haftada UAS7=0 İkincil Sonlanım Noktası
CUE-221 (4 mg/kg) grubunda yüzde 46, 2 mg/kg’da yüzde 39, 1 mg/kg’da yüzde 38, plasebo grubunda yüzde 11 ve omalizumab grubunda yüzde 29 oranında tam yanıt elde edildi. Güven aralıkları sırasıyla yüzde 29-63, yüzde 23-57, yüzde 23-55, yüzde 1-35 ve yüzde 10-56 olarak bildirildi. 4 mg/kg dozunda istatistiksel anlamlılık sağlandı (p<0,05).
HSS7=0 oranı, 12. haftadaki birincil sonlanım noktasının ötesinde artmaya devam etti ve tüm CUE-221 doz gruplarında 22. haftada zirveye ulaştı. Tüm gruplara son doz 16. haftada uygulandıktan sonra, 4 mg/kg dozunda tedavi kesildikten sonraki 12 haftaya (28. hafta) kadar klinik olarak anlamlı fayda korundu. 4 mg/kg doz grubunda, daha düşük dozlara ve plaseboya kıyasla daha yüksek oranda tam çözülme gözlendi. 28. haftada yapılan analizde, omalizumab ile karşılaştırıldığında yüzde 36’lık anlamlı bir fark saptandı. Bu da CUE-221 ile omalizumab arasındaki biyolojik etki farkını destekliyor.
Birincil Sonlanım Noktası, Zirve Etki ve Tedavi Sonrası 12. Haftada Ürtikerin Tam Çözülme Oranları
12. haftada CUE-221 (4 mg/kg) grubunda yüzde 54, 2 mg/kg’da yüzde 53, 1 mg/kg’da yüzde 43, plasebo grubunda yüzde 11 ve omalizumab grubunda yüzde 41 oranında tam çözülme sağlandı. 22. haftada bu oranlar sırasıyla yüzde 69, yüzde 61, yüzde 57, yüzde 11 ve yüzde 41’e yükseldi. 28. haftada (ilaçsız geçen 12 hafta sonunda) ise 4 mg/kg grubunda yüzde 60, 2 mg/kg’da yüzde 31, 1 mg/kg’da yüzde 24, plasebo grubunda yüzde 11 ve omalizumab grubunda yüzde 24 olarak kaydedildi. 4 mg/kg CUE-221 ile omalizumab arasındaki fark yüzde 36 olarak hesaplandı (p<0,05).
Tedavi grupları arasında demografik ve başlangıç hastalık özellikleri genel olarak dengeliydi. CUE-221’in güvenlik profili olumlu olarak değerlendirildi. Tedaviye bağlı ciddi yan etki veya anafilaksi dahil aşırı duyarlılık reaksiyonu görülmedi. Enjeksiyon bölgesi reaksiyonları nadirdi, yalnızca bir vaka 1. dereceden yüksekti ve hiçbir vaka çalışmadan ayrılmaya yol açmadı.
Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Profesörü ve daha önce XOLAIR geliştirme ekibinin küresel lideri olan Dr. Dale Umetsu, Faz 2 CUE-221 çalışmasının sonuçlarının özellikle dikkat çekici olduğunu belirtti. Umetsu, üç doz sonrası 12. haftada elde edilen sonuçların, test edilen tüm dozlarda CUE-221’in CSU’da XOLAIR’den daha iyi olduğunu gösterdiğini söyledi. Ayrıca, 4 mg/kg dozunda 28. haftada (tedavi sonrası 12 hafta) kalıcı bir iyileşme gözlendiğini ve bunun standart XOLAIR dozlamasından anlamlı derecede daha iyi olduğunu vurguladı. Şimdiye kadar analiz edilen güvenlik verilerinde ise önemli bir sorun saptanmadı.
Umetsu, CUE-221’in XOLAIR gibi IgE’nin FceR1’e bağlanmasını engellemek üzere tasarlandığını, ancak XOLAIR’den farklı olarak IgE’nin CD23’e bağlanmasına izin verdiğini ve bunun önemli bir ilerleme olabileceğini ifade etti. CUE-221’in IgE fonksiyonu üzerindeki etkilerinin, dozlama sona erdikten sonra bile birkaç ay sürebilecek anlamlı bir etkinlik sağlayabileceğini belirtti. XOLAIR’in bugüne kadar CSU tedavisinde standart olarak kabul edildiğini, CUE-221’in ise bu standardın ötesine geçme potansiyeli taşıdığını ekledi. Bu etkinlik artışının, XOLAIR’in hâlihazırda standart tedavi olduğu gıda alerjisi alanı için de önemli olabileceğini söyledi.
XOLAIR ve UB-221’in mucidi, IgE biyolojisi alanında uluslararası uzman olan Dr. Tse-Wen Chang ise UB-221 Faz 2 CSU çalışmasından elde edilen sonuçların, molekülün yalnızca IgE’yi doğrudan nötralize etmekle kalmayıp, zamanla yeni IgE üretimini de ortadan kaldıracak yeni nesil bir yaklaşım sunduğunu klinik olarak kanıtladığını belirtti. Chang, biyolojik mekanizmadaki bu temel farkın, daha yüksek doz veya daha güçlü IgE nötralizasyonuyla elde edilemeyeceğini vurguladı. UB-221’in geliştirilmesine yol açan çeşitli yenilikçi IgE hedefli moleküllerin mucidi olarak, ortaya çıkan bu verilerin IgE aracılı hastalıklarda işlevsel bir tedaviye giden yolda anlamlı bir farklılık sunabileceğini düşündüğünü ifade etti.
Cue Biopharma, sonuçların sunulacağı bir webcast ve konferans görüşmesi düzenleyecek. Etkinlik canlı olarak yayımlanacak ve aşağıdaki bağlantıdan erişilebilecek: https://edge.media-server.com/mmc/p/mjexxy37
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: quiverquant.com