Bitcoin hisse senedi satışlarına rağmen 80.000 dolar civarında tutunan değer kaybı trade’i öne çıkıyor

Bitcoin hisse senedi satışlarına rağmen 80.000 dolar civarında tutunan değer kaybı trade’i öne çıkıyor

Bitcoin, hisse senedi piyasasında satışlar devam ederken 80.000 dolar seviyesine yakın seyrini sürdürüyor. Buradaki asıl dikkat çekici unsur ise bu hareketin neden gerçekleştiği ve Bitcoin’in yatırım aracı olarak nasıl konumlandığı.

Uzun süre boyunca yatırımcılar Bitcoin’i en riskli varlık olarak değerlendirdi; teknoloji hisseleriyle birlikte yükselip düşen bir enstrüman olarak görüldü. Ancak son üç haftada bu ilişki bozuldu. S&P 500, ağustos ayındaki rekor seviyesinden bu yana yaklaşık %2 gerilerken, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkması, Hazine tahvil getirilerinin çok yıllık zirvelere ulaşması ve yatırımcıların ABD Merkez Bankası’nın faiz artırma olasılığını %60 olarak fiyatlaması bu düşüşte etkili oldu. Aynı dönemde Bitcoin, ağustos sonundan bu yana yaklaşık %25 yükseldi.

Bu değişimin nedeni, Bitcoin’in bir anda güvenli liman haline gelmesi değil. Fiyatı etkileyen ana unsur, hisse senedi piyasasındaki duyarlılıktan tamamen farklı bir dinamiğe, yani “değer kaybı (debasement) trade’ine” kaymış durumda.

Değer Kaybı Trade’i: Göz Ardı Edilemeyen Dinamik

Değer kaybı trade’i, yatırımcıların itibari para birimlerinin değeri sürdürülemez kamu borcu, kalıcı enflasyon ve merkez bankalarının fiyat istikrarı yerine hükümet finansmanını önceliklendirmek zorunda kalabileceği endişesiyle erozyona uğrayacağından korktuğu dönemlerde öne çıkıyor. Bu korku arttığında, sermaye nakit ve tahvillerden çıkarak arzı devletin para basma kapasitesiyle artırılamayan varlıklara — altın ve Bitcoin’e — yöneliyor.

Bu endişenin arkasındaki veriler somut. ABD hükümet borcu 2026 başı itibarıyla 40 trilyon doların üzerine çıkarak, 2019 mali yılından bu yana 10 trilyon dolar artış gösterdi. Federal bütçe açığı 2 trilyon dolara yaklaşıyor. 10 yıllık Hazine tahvil getirisi %4,8’in üzerine çıkarak 2023 sonundan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Benzer şekilde, Japonya’dan Avrupa ve Birleşik Krallık’a kadar gelişmiş piyasalarda tahvil getirileri eş zamanlı yükseliyor; bu da devlet borcu riskinin küresel ölçekte yeniden fiyatlandığını gösteriyor.

Bu durum, devlet borcunun küresel ölçekte yeniden fiyatlanması anlamına geliyor. Yatırımcılar, devlet tahvili tutmak için daha yüksek getiri talep ediyor. ABD Hazine Bakanlığı ise aylık tahvil geri alım programını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara çıkararak borçlanma maliyetlerindeki artışa müdahale etti.

Bu zincirin ilk halkası. Mali baskı tahvil getirilerini yükseltiyor, bu da doların alım gücünü zayıflatıyor ve arzı sınırlı varlıkları daha cazip hale getiriyor.

Bitcoin’i Diğer Varlıklardan Ayıran Özellik

İkinci aşamada ise Bitcoin’in altından ayrıştığı temel yapısal fark öne çıkıyor.

Altında yeni arz, Bitcoin’deki gibi katı bir şekilde sınırlı değil. Madenler üretimi artırabiliyor, merkez bankaları rezerv satabiliyor, mücevher talebi dalgalanabiliyor. Bitcoin’de ise toplam arz 21 milyon adetle sınırlı. Bunun %95,5’i, yani 20 milyondan fazlası zaten çıkarılmış durumda ve kalan miktar bu sınırı asla aşamayacak. Yeni arz, her dört yılda bir gerçekleşen “halving” ile ciddi şekilde yavaşlıyor; son halving Nisan 2024’te gerçekleşti.

Aynı dönemde, ABD merkezli Bitcoin ETF’leri lansmanlarından bu yana milyarlarca dolarlık giriş çekerek mevcut yatırımcı tabanına kurumsal talep ekledi. Bu da yeni yatırımcı talebinin, çıkarılan yeni coin’lerin önemli bir kısmını absorbe ettiği anlamına geliyor. Borsalardaki mevcut arz ise sınırlı. Ek alımları karşılayacak arz daralmış durumda.

Sonuç olarak, bir arz sıkışması yaşanıyor. Değer kaybı endişesiyle Bitcoin’e yönelen sermaye, karşısında çok az yeni arz buluyor. Bu durumda fiyatın yukarı hareket etmesi kaçınılmaz hale geliyor.

Buradaki temel dinamik, değer kaybı temasıyla oluşan talebin, arz kısıtı nedeniyle fiyat üzerinde orantısız bir etki yaratması.

Zincirin Kırılabileceği Noktalar

Bu tablo olumlu görünse de, riskler de yapısal nitelik taşıyor.

Bitcoin’in geleneksel riskli varlıklarla olan korelasyonu tamamen ortadan kalkmadı; yön değiştirdi. Binance Research’ün analizine göre, Bitcoin’in küresel parasal gevşeme endeksiyle olan korelasyonu ETF onayı öncesinde +0,21 iken, 2026’da -0,778’e döndü. Artık makro koşullarla aynı yönde değil, ters yönde hareket ediyor. Yani ilişki biçimi değişti, tamamen ortadan kalkmadı. Bitcoin hâlâ makro ortamdan etkileniyor, ancak farklı değişkenlere bağlı olarak.

Bu değişkenler ise hızla tersine dönebiliyor. Son yükselişte kısa pozisyonların tasfiyesi etkili oldu: 3 Eylül’de dört saat içinde 164 milyon dolarlık kaldıraçlı kısa pozisyon tasfiye edilirken, uzun pozisyonlarda bu rakam sadece 7,3 milyon dolardı. Zorunlu alımlar yükselişi hızlandırdı; aynı şekilde zorunlu satışlar da düşüşü tetikleyebilir.

80.000 dolar seviyesi ise destek değil, direnç konumunda. Bitcoin, 3 Eylül’de kısa süreliğine bu seviyenin üzerine çıkarak 81.491 doları gördü, ancak 8 Eylül itibarıyla yeniden 78.500 dolar civarına geriledi. Bu seviye kalıcı olarak aşılmış değil. Piyasa, değer kaybı temasını bu noktada test etti ve karşılık buldu.

Ayrıca, değer kaybı anlatısının güçlü bir dolar karşısında ayakta kalıp kalamayacağı da belirsiz. Finansal stres dönemlerinde — örneğin Mart 2020’de olduğu gibi — yatırımcılar uzun vadeli mali endişelere bakmaksızın dolara yöneliyor. Dolar, küresel döviz rezervlerinin %56’sından fazlasını oluşturarak hâlâ baskın rezerv para birimi konumunda. Bir likidite kriziyle dolar güçlenirse, hem altın hem de Bitcoin baskı altında kalabilir.

Ayrıca, bu trade’in oldukça kalabalıklaştığı da görülüyor. Herkes pozisyon aldıysa, yeni alıcılar azalıyor ve fiyatlar kırılganlaşıyor. Hem değerli metallerde hem de kriptoda, değer kaybı temalı zirvelerden sonra sert geri çekilmeler yaşanabiliyor. Bu, yükselişin tek taraflı göründüğü dönemlerde unutulmaması gereken bir desen.

Nelere Dikkat Edilmeli?

Buradaki temel yatırım sorusu, mali endişelerin gerçek olup olmadığı değil. Zira bu endişeler mevcut. Asıl soru, Bitcoin’in bu riskleri hedge etmek için doğru varlık olup olmadığı ve mevcut fiyatın kalıcı bir değişimi mi yoksa geçici bir momentum hareketini mi yansıttığı.

Getiri yönü: Hazine tahvil getirileri mevcut zirvelerinden geri çekilirse — örneğin Fed faiz artırmayacağı sinyalini verirse veya büyüme ve enflasyon verileri mali kaygıları azaltırsa — değer kaybı trade’i ivme kaybeder. Bu durumda, hisse senedi piyasası dengelense bile Bitcoin ana destekleyici unsurunu kaybeder.

80.000 dolar seviyesi: 80.000 dolar üzerinde kalıcı günlük kapanışlar, arz sıkışması ve ETF talebinin direnci aşabildiğini teyit eder. Tekrarlanan reddedilmeler ise bu yükselişin kısa pozisyon kapama ve makro dönüş momentumu kaynaklı olduğunu, yapısal bir birikim olmadığını gösterir. Piyasa bu seviyeyi test etti ve geri çekildi. Yeniden test edilmesi gerekiyor.

Kontrol örneği: Altın. Bitcoin yükselmeye devam ederken altın yatay kalır veya düşerse, bu hareketin kripto piyasalarına özgü kaldıraç ve kısa pozisyon kapama kaynaklı olduğu düşünülebilir. İki varlık birlikte yükselirse, değer kaybı tezini destekler. Ağustos ayında altın yaklaşık %15, Bitcoin ise %25 yükseldi. Bu ilişki şimdilik korunuyor, ancak test devam ediyor.

Bitcoin’in hisse senetleri satılırken 80.000 dolar civarında tutunması, kriptonun hisse senedi piyasasına karşı bir sigorta haline geldiğinin kanıtı değil. Bu durum, mali baskı kaynaklı bir trade’in büyüme odaklı trade’le rekabet ettiğini ve şu anda değer kaybı temasının önde olduğunu gösteriyor. Ancak bu, işlemi risksiz kılmıyor. Bitcoin’in fiyat hareketini, eski “en riskli teknoloji hissesi” anlatısından ziyade, arz kısıtı, getiri hareketleri ve diğer sabit arzlı varlıkların davranışı üzerinden değerlendirmek gerekiyor.

Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ainvest.com