BIS stablecoin’lere karşı çıkarken bankalar kendi stablecoin planlarını hayata geçiriyor

Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), stablecoin’lerin ölçeklenebilir bir ödeme aracı olarak kullanılmasına yönelik şüpheci tutumunu yineleyerek, bankalar tarafından ihraç edilen tokenlaştırılmış mevduatları tercih ettiğini açıkladı. BIS Başkanı Pablo Hernández de Cos, ABD dolarına endeksli stablecoin’lerin artan hakimiyetinin parasal egemenlik açısından ciddi bir risk oluşturduğunu vurguladı. Özellikle, ABD dışında bu özel dijital dolarların yaygın şekilde benimsenmesinin, diğer ülkelerin para politikalarını zayıflatabileceğini ve “dijital dolarizasyon” sürecini tetikleyebileceğini belirtti.

Mevcut durumda, Tether (USDT) ve Circle (USDC) öncülüğündeki ABD doları tabanlı stablecoin’ler, pazarın %90’ından fazlasını kontrol ediyor. Stablecoin’ler ağırlıklı olarak bireysel ve kurumsal kullanıcılar tarafından tercih edilse de, yerel para birimlerinin istikrarsız olduğu gelişmekte olan piyasalarda önemli bir kullanım alanı buluyor. Bolivya’nın USDT’yi yerel para birimi olarak kabul etmeyi değerlendirdiği bildiriliyor. Bu eğilim, özel dijital dolarların yerel itibari paranın yerini almaya başladığını gösteriyor. Analist Austin Campbell gibi isimler, USD stablecoin’lerin önümüzdeki otuz yıl içinde küresel para birimlerinin %50’sinden fazlasını ortadan kaldırabileceği uyarısında bulunuyor.

Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda konuşan Hernández de Cos, stablecoin’lerin güvenilir ve ölçeklenebilir bir para birimi olabilmesi için gerekli niteliklere sahip olmadığını savundu. Eleştirileri, paranın üç temel özelliği olan tekillik, birlikte çalışabilirlik ve finansal bütünlük üzerinde yoğunlaşıyor. USDT ve USDC gibi farklı stablecoin’ler arasında dönüşümün, piyasa dalgalanmalarına bağlı olarak bire bir pariteyle gerçekleşmeyebileceğini ve bu nedenle tekillik özelliğinin sağlanamadığını ifade etti.

Birlikte çalışabilirlik açısından, stablecoin’lerin parçalı halka açık blok zincirleri ve farklı katmanlarda faaliyet göstermesi, zincirler arası transferleri karmaşık ve maliyetli hale getiriyor. Finansal bütünlük konusunda ise, stablecoin’lerin önemli bir kısmının kendi kendine saklanan cüzdanlarda tutulması, geleneksel finans sistemindeki Müşterini Tanı (KYC) kontrollerinin atlanmasına yol açıyor. Bu takma adlı yapı, banka mevduatlarının hesap tabanlı yapısıyla keskin bir tezat oluşturuyor.

BIS, buna karşılık bankaların liderliğinde geliştirilen tokenlaştırılmış mevduatları savunuyor. De Cos, bu araçların finansal kurumların blok zinciri teknolojisinden yararlanmasını sağlarken, para sisteminin temel bütünlüğünü ve egemen kontrolü koruduğunu belirtiyor. Tokenlaştırılmış mevduatlar, merkez bankası hesapları üzerinden daha iyi pariteyle geri ödeme, kesinlik ve finansal bütünlük sunuyor. JPMorgan gibi büyük finans kuruluşları tokenlaştırılmış mevduatları test ederken, Avrupa Merkez Bankası da zincir üstü merkez bankası parası üzerinde çalışmalar yürütüyor.

BIS’in bankacılık odaklı, izinli tokenlaştırılmış mevduat vizyonuna rağmen, küresel ölçekte büyük bankalar stablecoin girişimlerine hız veriyor. Bank of America, Wells Fargo, Santander, Citi, Goldman Sachs ve UBS gibi 12’den fazla bankadan oluşan bir konsorsiyumun, halka açık blok zincirlerinde kendi stablecoin’ini çıkarmaya hazırlandığı bildiriliyor. Bu stratejik değişimin arkasında, özel stablecoin’lerin geleneksel bankalardan önemli miktarda mevduat çekebileceği endişesi yatıyor.

Bank of America CEO’su Brian Moynihan, stablecoin ihraççılarının getiri sunmasına izin verilmesi halinde bankacılık sisteminden 6 trilyon dolara kadar mevduat çıkışı olabileceği uyarısında bulundu. Temmuz 2025’te yürürlüğe giren GENIUS Act, bankalara OCC onaylı iştirakler aracılığıyla federal lisans erişimi için daha net bir yasal yol sunuyor. Ancak, mevzuat stablecoin sahiplerine faiz ödenmesini yasaklayarak yeni kurumsal stablecoin’ler için belirli bir düzenleyici kısıtlama getiriyor.

Boston Consulting Group ve Allium verilerine göre, stablecoin işlem hacmi yıllık bazda 62 trilyon doları aşarken, bunun yalnızca yaklaşık 4,2 trilyon doları gerçek ekonomi ödemelerini oluşturuyor. Buna rağmen, stablecoin’lerin piyasa değeri Aralık 2025 itibarıyla 307 milyar dolara ulaştı. Daha küçük ölçekli kredi kuruluşları ise BankChain Alliance çatısı altında birleşerek, 2027’de ortak tokenlaştırılmış mevduat ve stablecoin erişimi sunmayı hedefliyor.

Stablecoin işlem hacimleri yaz aylarında %37 gerileyerek, haziranda 1,8 trilyon dolardan ağustosta 1,13 trilyon dolara düştü. Bu durum, yapısal tartışmalar devam ederken kısa vadede benimsemenin geçici olarak yavaşladığına işaret ediyor. Sektördeki tartışma, stablecoin’lerin hızlı transfer kapasitesinden ziyade, altyapının stres altında güven ve birlikte çalışabilirliği koruyup koruyamayacağına odaklanıyor.

ABD’li politika yapıcılar, özel stablecoin’ler için düzenleyici bir çerçeve oluştururken, bu yaklaşım merkez bankalarının şüpheci tutumuyla ayrışıyor. BIS’in “Will the real stablecoin please stand up?” başlıklı raporu, stablecoin piyasasının son on yıldaki evrimini kapsamlı şekilde inceliyor. Analiz, piyasadaki yapısal bütünlüğü ve çeşitli stablecoin ihraççılarının operasyonel geçmişini değerlendiriyor.

Sektör, BIS’in tokenlaştırılmış mevduatlara öncelik veren yaklaşımı ile ticari bankaların halka açık blok zincirlerinde stablecoin ihraç etme eğilimi arasında bölünmüş durumda. Stablecoin’ler, özellikle offshore spor bahisleri gibi belirli kullanım alanlarında hız ve volatiliteyi azaltma avantajı sunsa da, ağ hataları veya ihraççı iflası gibi riskleri ortadan kaldırmıyor. Sektörün, küresel finansal sistemde uzun vadeli sürdürülebilirlik için bu farklı vizyonlar arasında denge kurması gerekiyor.

Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ainvest.com