Avrupa’nın kripto sektörü, Kripto Varlık Piyasaları (MiCA) düzenlemesiyle yeni bir regülasyon dönemine girerken, ödeme altyapısı kurmak isteyen stablecoin şirketleri yalnızca MiCA’nın yeterli olmadığını fark ediyor.
Crossmint’in Genel Hukuk Müşaviri Miguel Zapatero’ya göre, uçtan uca stablecoin ödeme hizmeti sunan şirketlerin AB’nin uzun süredir yürürlükte olan Ödeme Hizmetleri Direktifi’ne (PSD2) de uyması gerekiyor.
Crossmint, yakın zamanda hem MiCA yetkisi hem de PSD2 Ödeme Kuruluşu lisansına sahip olan İspanya’daki iki şirketten biri oldu. Böylece, kripto hizmetleriyle düzenlenmiş ödeme işlemlerini tek bir uyum çerçevesinde birleştirme imkânı elde etti.
Bu ayrım, özellikle ödeme kullanım alanlarının sektörün en hızlı büyüyen segmentlerinden biri haline gelmesiyle, Avrupa stablecoin piyasasının bir sonraki evresini şekillendirebilir.
MiCA ve PSD2 Farklı Amaçlara Hizmet Ediyor
MiCA, Avrupa’da kripto düzenlemesiyle özdeşleşmiş olsa da Zapatero, bu çerçevenin stablecoin ekosisteminin yalnızca bir bölümünü kapsadığını belirtiyor.
MiCA ve PSD2’nin sıkça birbirine karıştırıldığını, ancak tamamen farklı faaliyet alanlarını düzenlediğini vurgulayan Zapatero, MiCA’nın şirketlere stablecoin gibi kripto varlıkların saklanması, takası ve transferi için yetki verdiğini, PSD2’nin ise ödeme işlemlerinin gerçekleştirilmesini düzenlediğini ifade ediyor.
Stablecoin’lerin yalnızca alım-satım aracı olmaktan çıkıp ödeme aracı olarak kullanılmaya başlamasıyla bu ayrım kritik hale geliyor.
Zapatero, birçok uçtan uca stablecoin akışının gerçekleştirilebilmesi için her iki düzenlemenin de gerekli olduğunu belirtiyor. Örneğin, stablecoin satın almak MiCA kapsamında düzenlenirken, stablecoin’lerin ödeme aracı olarak transferi hem MiCA hem de PSD2 kapsamında farklı düzenlemelere tabi.
PSD2 yetkisi olmadan, MiCA lisanslı bir Kripto Varlık Hizmet Sağlayıcısı (CASP), elektronik para token’larıyla ilgili ödeme işlemlerini gerçekleştirmek için ayrı bir düzenlenmiş ödeme kuruluşuna ihtiyaç duyuyor.
Her iki lisansı birleştiren Crossmint, Zapatero’nun tanımıyla, düzenlenmiş bir muhatap üzerinden satın alma ve ödeme işlemlerini tek bir uyum çerçevesinde ve 27 AB üye ülkesinde geçerli olacak şekilde sunabiliyor.
Stablecoin Şirketleri Ödeme Kuruluşuna Dönüşüyor
Stablecoin’lerin sınır ötesi transferler, ticari ödemeler ve programlanabilir ödemelerde giderek daha fazla kullanılmasıyla birlikte, Zapatero kripto şirketlerinin yalnızca dijital varlıklara odaklanmanın ötesine geçmesi gerektiğini düşünüyor.
Bir stablecoin para transferinde kullanıldığında, yalnızca kripto düzenlemelerine değil, ödeme mevzuatına da tabi hale geliyor.
Zapatero, stablecoin ödemelerinin yükselişiyle birlikte düzenleyicilerin stablecoin ile ilgili faaliyetleri yönetmek için PSD2 gibi mevcut finansal kuralları daha fazla uygulayacağını öngörüyor.
Bu alana giren şirketlerin yalnızca kripto hizmet sağlayıcısı olarak değil, aynı zamanda ödeme kuruluşu olarak da faaliyet göstermesi ve her iki düzenleyici rejime aynı anda uyum sağlaması gerekebiliyor.
Zapatero, her iki lisansı almak zor olsa da, her kripto şirketinin tüm düzenleyici gereklilikleri bağımsız olarak karşılamak zorunda olmadığını, bunun yerine gerekli yetkilere sahip düzenlenmiş sağlayıcılarla iş birliği yapılabileceğini belirtiyor.
MiCA Avrupa Genelinde Standartları Yükseltiyor
MiCA’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte rekabet ortamı da yeniden şekilleniyor.
Zapatero’ya göre, daha önce ulusal kayıtlara sahip olan şirketlerin yalnızca yaklaşık %17’si tam MiCA yetkisi almayı başardı.
Bu durumun, düzenlemenin yüksek standartlarından kaynaklandığını, gereksiz giriş engelleriyle ilgili olmadığını düşünüyor.
Piyasanın konsolide olduğunu belirten Zapatero, MiCA’nın yönetişim, sermaye yeterliliği, saklama ayrımı ve tüketici koruması gibi gerekliliklerinin stablecoin altyapısını benimseyen kurumlar arasında güven oluşturduğunu ifade ediyor.
Düzenleyici netliğin, stablecoin piyasa değerinin son iki yılda neredeyse iki katına çıkmasıyla birlikte, sektörün en güçlü büyüme dinamiklerinden biri haline geldiğini vurguluyor.
Zapatero, rekabetin azalmadığını, aksine piyasada yetkili sağlayıcıların artan talep için yarıştığını, daha küçük şirketlerin ise düzenlenmiş altyapı üzerinde ürün geliştirmeye devam ettiğini belirtiyor.
MiCA 2.0’ın Ele Alabileceği Konular
MiCA, Avrupa’nın ilk kapsamlı kripto çerçevesini oluşturmuş olsa da Zapatero, bir sonraki versiyonun çözülmemiş konulara odaklanması gerektiğini düşünüyor.
Öne çıkan öncelikler arasında AB dışı stablecoin ihraççıları için daha net kurallar, üçüncü ülke düzenleyici rejimleriyle birlikte çalışabilirlik, tokenlaştırılmış mevduatlar, protokol düzeyinde teşvik mekanizmaları ve merkeziyetsiz finans için hukuki netlik yer alıyor.
Özellikle merkeziyetsiz finans konusunda, merkeziyetsizliğin mutlak bir kavram olarak ele alınmaması gerektiğini belirten Zapatero, pratikte bunun bir spektrum üzerinde yer aldığını ifade ediyor.
MiCA 2.0’ın, bir protokolün düzenleyici yükümlülükleri gerektirecek kadar merkezi kontrol içerip içermediğini belirlemek için nesnel kriterler getirmesi gerektiğini, gerçekten merkeziyetsiz protokollerin ise düzenleme kapsamı dışında kalmasının uygun olacağını savunuyor.
Avrupa’nın Düzenleyici Avantajı
ABD’nin GENIUS Act ile stablecoin mevzuatını ilerletmesiyle birlikte, iki bölge arasındaki karşılaştırmalar da artıyor.
Zapatero, bu düzenlemelerin doğrudan rekabet halinde olmadığını düşünüyor.
ABD ve Avrupa’nın farklı yollar izlediğini belirten Zapatero, GENIUS’un esas olarak stablecoin ihracına odaklandığını, MiCA’nın ise Avrupa Birliği genelinde kripto hizmetlerini destekleyen daha geniş bir piyasa yapısı oluşturduğunu ifade ediyor.
Tek bir yetkiyle 27 AB üye ülkesinde faaliyet gösterme imkânı sunan pasaportlama haklarıyla birleşen bu düzenleyici netliğin, stablecoin benimsenmesinin hızlanmasıyla birlikte, uyumlu şirketlere uzun vadede önemli bir avantaj sağladığına inanıyor.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ccn.com