Microsoft, Google, Meta, Amazon ve Oracle gibi teknoloji devlerinin sermaye harcamalarını artırmasıyla birlikte, yapay zekâ (YZ) altyapısındaki büyüme eşi benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaşıyor. Piyasa odağı özellikle veri merkezleri, grafik işlem birimi (GPU) tedariki ve yüksek finansman ihtiyacı üzerinde yoğunlaşıyor.
Ancak Morgan Stanley tarafından yayımlanan yeni bir araştırma raporu, enerji arzının YZ büyümesinde kritik bir darboğaz haline gelmesiyle birlikte, YZ finansmanı ile enerji finansmanı arasındaki sınırların hızla ortadan kalktığına dikkat çekiyor.
Veri merkezi finansmanından “enerji + hesaplama” finansmanına geçiş
Morgan Stanley, birkaç hafta önce YZ altyapısı finansmanını ele almış ve teknoloji şirketlerinin büyük ölçekli sermaye harcamalarını hisse ihracı, tahvil ve diğer kanallar yoluyla nasıl finanse ettiğini analiz etmişti.
Ancak tedarik zincirindeki müşteriler ve şirketlerle yapılan ek görüşmelerin ardından, finansman sorunlarının yalnızca teknoloji sektörüyle sınırlı olarak anlaşılamayacağına dair kanaat güçlendi.
Bunun nedeni, YZ altyapısı geliştirmedeki darboğazların yukarı yönlü tedarik zincirine doğru genişlemesi. Veri merkezleri yalnızca hesaplama gücünün son teslim noktası olurken, bu merkezlerin çalışmasını sağlayan elektrik, iletim hatları, transformatörler, enerji üretim ekipmanları, mühendislik işgücü ve su kaynakları da en az veri merkezleri kadar kritik kısıtlar haline geliyor.
Birçok bölgede veri merkezleri artık şebeke yüküne marjinal bir ek olmaktan çıkıp, yeni elektrik talebinin en büyük ve en hızlı büyüyen kaynaklarından biri haline geldi. Ancak veri merkezi inşaatına kıyasla, enerji üretim kapasitesi, iletim hatları ve kritik enerji ekipmanı tedarik zincirlerinin genişleme döngüleri çok daha uzun sürüyor. Yani teknoloji şirketleri veri merkezi inşası için yeterli kaynağa sahip olsa bile, zamanında yeterli şebeke bağlantısı sağlamakta zorlanabiliyor.
Bu nedenle YZ altyapısı finansmanı, bağımsız veri merkezi finansmanından entegre “enerji + hesaplama” finansmanına doğru kayıyor.
Enerji kısıtları, veri merkezi inşaatının mantığını değiştiriyor
Raporda aktarılan çeşitli veriler, enerji altyapısındaki kısıtların ciddiyetini ortaya koyuyor.
IndustrialSage verilerine göre, güç transformatörlerinde ortalama teslimat süresi şu anda 128 haftaya, jeneratör yükseltici transformatörlerde ise 144 haftaya ulaşmış durumda. COVID-19 pandemisi öncesinde bu tür ekipmanlar için tipik teslimat süresi yalnızca 12-16 haftaydı. Yani bazı kritik enerji ekipmanlarında bekleme süresi birkaç aydan iki yılı aşan bir döneme uzamış durumda.
Öte yandan ABD’de şebeke bağlantısı başvurularındaki birikme de kötüleşiyor. Berkeley Lab verileri, 2025 başı itibarıyla ABD’de enerji projeleri için bekleyen şebeke bağlantısı taleplerinin, ülkenin kurulu üretim kapasitesinin iki katını aştığını gösteriyor. Morgan Stanley, bu birikmenin şu anda daha da ciddi olabileceğini belirtiyor.
Bu darboğazlar, veri merkezi geliştiricilerinin davranışlarını da değiştiriyor.
Geçmişte veri merkezi lokasyonu seçerken arsa maliyeti, ağ bağlantısı, vergi teşvikleri, müşteri yakınlığı ve operasyonel giderler öncelikliydi. Bugün ise enerjiye erişim en kritik ön koşullardan biri haline geldi. Geliştiriciler, şebeke bağlantısının daha hızlı sağlanabildiği lokasyonlara öncelik veriyor ve enerji üretim tesisleriyle veri merkezlerini entegre eden çözümler arıyor.
YZ finansmanı ile enerji finansmanı birleşiyor
Enerji kısıtları arttıkça, YZ altyapısı ile enerji altyapısı arasındaki net sınır hızla ortadan kalkıyor.
Tarihsel olarak enerji projeleri, kamu hizmeti şirketleri veya bağımsız enerji üreticileri tarafından geliştirilip finanse edilirken, teknoloji şirketleri sunucu, çip ve veri merkezlerine odaklanıyordu.
Bugün bu iş bölümü bozuluyor.
Güvenilir enerji arzı sağlamak için giderek daha fazla YZ şirketi, uzun vadeli elektrik alım anlaşmaları (PPA) imzalamaktan doğrudan enerji üretim projelerine yatırım yapmaya ve enerjiyle ilgili varlıkları satın almaya kadar çeşitli yollarla enerji varlıklarına yatırım yapıyor.
Raporda özellikle iki çözüm türü öne çıkarılıyor:
İlk kategori, yakıt hücreleri, gaz türbinleri ve enerji depolama sistemleri gibi “şebeke dışı enerji” çözümlerini kapsıyor. Bu çözümler, bazı şebeke kısıtlarını aşarak veri merkezlerine daha doğrudan ve esnek bir enerji kaynağı sunabiliyor.
İkinci kategori ise “enerjiye erişim süresini” kısaltmaya odaklanıyor. Örneğin, Bitcoin madenciliği tesislerinin yeniden kullanılması. Bu tesisler genellikle yüksek enerji bağlantısına sahip olduğundan, YZ veri merkezlerine veya ilgili hesaplama altyapısına dönüştürülebiliyor.
Morgan Stanley’e göre, YZ ve enerji sektörlerinin finansman ihtiyaçları şimdiden yakınsamaya başladı ve iki sektörün gelecekte daha sıkı, birbirine bağımlı bir sermaye ekosistemi oluşturması bekleniyor.
İşgücü, su kaynakları ve politika ek zorluklar yaratıyor
Enerji arzının ötesinde, Morgan Stanley YZ altyapısı geliştirmede daha geniş yapısal kısıtların da bulunduğunu vurguluyor.
İlk olarak işgücü.
Rapora göre, ABD’de önümüzdeki on yılda yaklaşık 300 bin elektrikçi açığı oluşması bekleniyor. Ayrıca mevcut elektrikçi iş gücünün beşte birinden fazlası 55 yaş ve üzerinde, yani emekliliğe yakın.
İkinci olarak su kaynakları.
S&P analizine göre, küresel veri merkezlerinin %43’ü yüksek su stresi yaşanan bölgelerde bulunuyor. Bazı veri merkezi soğutma sistemleri önemli miktarda su tükettiğinden, su kıtlığı olan bölgelerdeki yeni yatırımlar sürdürülebilirlik ve regülasyon baskısıyla karşılaşabilir.
Üçüncü olarak politika ve yerel direnç.
Raporda, ABD’de yeni veri merkezi projelerine karşı iki partili muhalefetin arttığı belirtiliyor.
New York Eyaleti, yeni veri merkezi projelerini durdurmaya yönelik bir taslak hazırlarken; Teksas Valisi Greg Abbott, düzenleyicilere ek veri merkezi talebinin diğer tüketiciler için elektrik maliyetlerini artırmamasını sağlama talimatı verdi. Ayrıca yerel düzeyde reddedilen veri merkezi projelerinin sayısı artıyor.
Daha geniş ölçekte, ABD’de 14 eyaletin yasama organları şu anda yeni veri merkezi inşaatına yönelik bir tür moratoryum gündeminde.
Hesaplama kapasitesindeki kıtlık, “hesaplama tedarikçilerinin” fiyatlandırma gücünü artırabilir
Çoklu kısıtlar arasında Morgan Stanley, hesaplama arzı ile talebi arasında yapısal bir dengesizlik riskinin arttığını düşünüyor.
Eğer YZ talebi hızla büyümeye devam ederken, enerji, ekipman, işgücü, su kaynakları ve regülasyon onaylarındaki kısıtlar hesaplama kapasitesinin genişlemesini sınırlandırırsa, “kıtlık” gelecekteki hesaplama pazarının belirleyici özelliği haline gelebilir. Büyük ölçekli ve güvenilir hesaplama kaynaklarına sahip şirketler, daha güçlü bir fiyatlandırma gücü elde edecek.
Raporda bu şirketler “hesaplama tedarikçileri” olarak tanımlanıyor. Bu şirketlerin temel avantajı, yalnızca veri merkezi veya bulut hizmeti sahibi olmaları değil, aynı zamanda kıt, istikrarlı ve teslim edilebilir hesaplama kapasitesini kontrol etmeleri.
Enerji sektöründe kritik kaynakları kontrol eden enerji üreticilerine benzer şekilde, “hesaplama tedarikçileri” de sektör değer zincirinde daha yüksek bir pazarlık gücüne sahip olabilir.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: moomoo.com