ABD’nin altın rezervlerini yeniden değerleme planı, 1 milyon Bitcoin alımının finansmanı olarak öne çıkıyor

ABD Merkez Bankası’nın bilançosunda, yaklaşık 11 milyar dolarlık “altın sertifikası” olarak görünen küçük bir altın varlığı bulunuyor. Aslında ABD hükümeti, yaklaşık 261,5 milyon ons altına sahip ve Ağustos 2026 sonundaki spot fiyatlarla — ons başına 4.600 doların üzerinde — bu rezervin değeri yaklaşık 1,2 trilyon dolara ulaşıyor. Ancak bilanço üzerindeki 11 milyar dolarlık rakam, 1973’te yasal olarak belirlenmiş ve güncellenmemiş olan 42,22 dolarlık ons fiyatına dayanıyor. Fed’in altın rezervlerini satarak 1 milyon Bitcoin almak için gündeme gelen planın tüm ilginç yönleri, bu fiyat farkında yatıyor.

Fed’in altına sahip olmadığı gerçeğiyle başlamak gerekiyor. 1934 tarihli Altın Rezerv Yasası’ndan bu yana, külçe altının sahibi Hazine. Fed ise yalnızca faiz getirmeyen altın sertifikalarına sahip. 1934’te Fed, elindeki altını devredip karşılığında sertifika aldı; yasal fiyat önce ons başına 35 dolara, ardından 1970’lerin başında 42,22 dolara çıkarıldı ve o noktada sabitlendi. Bu nedenle Fed’in kayıtlarında altının değeri yaklaşık 11 milyar dolar olarak görünüyor ve hiçbir resmi kayıtta 1,2 trilyon dolarlık gerçek piyasa değeri yer almıyor. Altın, Fort Knox’ta, doların konvertibilitesinin sona erdiği dönemde sabitlenen bir fiyatla tutuluyor.

Wyoming Senatörü Cynthia Lummis’in, mevcut yönetim göreve gelmeden önce de savunduğu plan, bu fiyat farkını nakde çevirmeyi hedefliyor. Teklifi oldukça doğrudan: Fed, elindeki altın sertifikalarını Hazine’ye iade ediyor; Hazine, altının güncel piyasa değerinden yeni sertifikalar çıkarıyor; aradaki fark Hazine’nin hesabına aktarılıyor ve bu tutar öncelikli olarak Bitcoin alımında kullanılıyor — yılda en fazla 200.000 adet olmak üzere beş yılda toplam 1 milyon Bitcoin alınması öngörülüyor.

Bu mekanizma, finansal açıdan yeni bir yöntem değil; geçmişte de benzer uygulamalar yapıldı. 1934’teki yeniden değerleme, Döviz İstikrar Fonu’nun kurulmasına katkı sağlayan ünlü bir “kâr” yarattı. 1970’lerin başında ons başına 38 dolara yapılan değerleme ise Hazine’nin altını satmadan yaklaşık 800 milyon dolarlık ek değeri nakde çevirmesini sağladı. Fed, 2025’te yayımladığı bir araştırma notunda, son otuz yılda altın veya döviz rezervlerindeki değer artışını kullanan beş ülkeyi sıraladı: 2002’de İtalya’dan 2024’te Güney Afrika’ya kadar. Notta, farklı muhasebe yaklaşımlarına rağmen şu ortak noktaya vurgu yapılıyor: Bu tür işlemler, ülkenin rezerv miktarını değiştirmiyor. Zaten sahip olunan altının yeniden değerlenmesi yeni bir servet yaratmıyor; yalnızca devletin kendi muhasebesinde harcanabilir olarak görülen bir “piyasa değerine” işaret ediyor.

Buradaki asıl sıra dışı unsur, işlemin ölçeği. Kasım 2024’te Lummis, seçim sonrası tasarıyı ilk gündeme getirdiğinde, 1 milyon Bitcoin alımının yaklaşık 90 milyar dolara, altının piyasa değerinin ise yaklaşık 675 milyar dolara karşılık geldiğini belirtmişti. Ağustos 2026 sonu itibarıyla Bitcoin yaklaşık 78.000 dolardan işlem görüyor ve 1 milyon adet için yaklaşık 80 milyar dolar gerekiyor. Aynı dönemde altının piyasa değeri ise 1,2 trilyon doları aşıyor. Yani, tek bir muhasebe işlemiyle yapılacak alım, mevcut değerlemeyle on kattan fazla karşılanabiliyor.

1 milyon Bitcoin, toplam arzın %5’ine denk geliyor ve bu, piyasada bugüne kadar görülmüş en büyük alıcı anlamına geliyor. Lummis, Kasım 2024’te piyasanın hükümetin alım yapacağına inanması halinde fiyatların yükseleceğini ve gerçek maliyetin çok daha yüksek olabileceğini kabul etmişti. Buradaki temel çelişki, hükümetin sabit arzlı bir varlığın %5’ini, büyük ölçüde kağıt üzerinde oluşan bir “kâr” ile almak istemesi ve bu alım vaadinin bile fiyatları yukarı çekmesi.

Bu süreç “bedava bir kazanç” mı? Tam olarak değil. Resmi kayıtlarda yeni bir vergi veya borç görünmüyor. Ancak para yine de yaratılıyor: Fed, yeniden değerlenen sertifikalarla Hazine’nin hesabını kredilendiriyor ve Hazine bu bakiyeyi Bitcoin alımında kullandığında, sisteme yeni merkez bankası parası giriyor. Sertifikalar faiz getirmiyor, fonlar Fed’in yükümlülüğünde olan ve faiz kazandıran rezervlere dönüşüyor. Cato Enstitüsü’nün hesaplamalarına göre, bu yöntem hükümete tahvil piyasasından borçlanmaktan daha pahalıya mal olabilir. Ayrıca, hükümetin en az yirmi yıl boyunca aldığı fiyattan Bitcoin’i satmadan tutma zorunluluğu, altın ve dolar karşısında Bitcoin’in uzun vadede daha iyi performans göstereceğine dair iki on yıllık bir risk anlamına geliyor. Lummis’in, 1 milyon Bitcoin’in “ulusal borcu 20 yılda yarıya indirebileceği” yönündeki iddiası ise oldukça iyimser bir projeksiyon olarak öne çıkıyor.

İki yıl sonra, planla ilgili en önemli gerçek, neredeyse hiçbir adımın atılmamış olması. Başkan Trump, Mart 2025’te Stratejik Bitcoin Rezervi kurulmasına yönelik bir başkanlık kararnamesi imzaladı. Ancak bu rezerv yalnızca suç ve sivil el koymalar yoluyla elde edilen Bitcoin’lerle finanse ediliyor ve içindeki varlıkların satılması yasak. Hükümet bu yolla halihazırda yaklaşık 328.000 Bitcoin’e sahip ve bu miktarın değeri yaklaşık 25 milyar dolar. Kararname, ek alım yapılmasına izin vermiyor. Lummis’in 1 milyon Bitcoin’lik zorunlu alım öngören yasa tasarısı ise henüz kabul edilmedi. Mayıs 2026’da Cumhuriyetçi Nick Begich ve Demokrat Jared Golden tarafından sunulan American Reserve Modernization Act ise planı sessizce geri çekti: El koyma rezervini yasalaştırıyor, 20 yıllık kilit süresini koruyor ve zorunlu alım yerine Hazine ve Ticaret Bakanlıklarına “bütçe nötr” büyüme yollarını inceleme görevi veriyor. Altın sertifikası yeniden değerlemesi ise önde gelen fikir olarak listeleniyor. Ağustos 2026 itibarıyla, sektörün kendi tanımıyla rezerv yalnızca onaylanıyor, fiilen satın alınmıyor.

Yatırımcılar açısından, mekanizma ile yetkilendirme arasındaki farkı ayırmak gerekiyor. Mekanizma gerçek, belgelenmiş ve geçmişte örnekleri var; ancak yetkilendirme yok ve zorunlu alım maddesi bir incelemeye dönüştü. Teklif iki partinin de desteğini alıyor; bu da bir zamanlar marjinal görülen piyasa fikirlerinin yasalaşma yolunu açıyor. Altın fiyatındaki her yükseliş, potansiyel “kârı” artırıyor: Ons başına eklenen her 1.000 dolar, gizli “kâr”a çeyrek trilyon dolar ekliyor. Bitcoin tutanlar için bu, bilinen en büyük yapısal destek: ABD’yi, toplam arzın %5’ini alacak ve yirmi yıl boyunca satmayacak bir alıcıya dönüştürebilecek yasal bir muhasebe kaynağı. Altın tutanlar için ise planın ana hatlarıyla ne olmadığı önemli: Fiziki altın el değiştirmiyor, külçe kasada kalıyor; yalnızca kağıt üzerindeki fiyatı yükseltiliyor ve bu değer başka bir yerde harcanıyor.

Yasanın geçip geçmeyeceğini kimse bilmiyor ve Bitcoin’in fiyatı da bu olasılığı kısmen yansıtıyor. Yapı, riskin kimde olduğunu net biçimde ortaya koyuyor: “Bedava” trilyon doları yaratan bilanço. 1973’ten kalma bir fiyat, hükümetin altınını yarım yüzyıl boyunca yeni basılmış gibi gösterdi. 2026’nın temel sorusu ise şu: Bu işaretin Bitcoin’e harcanması, vergi mükelleflerinin kendi seçimi mi, yoksa onlar adına alınmış bir risk mi olacak? Manşetlerin gizlediği finansal altyapı bu ve rezervi iki metalden birine yatırım gerekçesi olarak görmeden önce iyi anlaşılması gerekiyor.

Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ainvest.com