ABD’nin borcu, bir zamanlar ülkenin gücünün kaynağı olarak görülürken, bugün federal hükümet ve tahvil piyasası üzerinde bir tehdit unsuru haline geldi.
Bağımsızlık Bildirgesi’nin 250. yılı kutlanırken, ABD’nin finansal gücünün kökeni, 1790 yılında alınan ve Devrim Savaşı’ndan kalan borçların konsolide edilmesine yönelik tartışmalı bir karara dayanıyor.
İlk Hazine Bakanı olarak görev yapan Alexander Hamilton, Amerikan finans sisteminin mimarı olarak kabul ediliyor. Hamilton, borcun genç cumhuriyetin dönüşümünde kaynak yaratabileceğini fark etti. Ancak öncelikle Devrim Savaşı’nın yarattığı borç karmaşasını çözmesi gerekiyordu.
İngiliz İmparatorluğu’na karşı mücadele eden Kıta Kongresi, hem yurtiçinde hem de yurtdışında çeşitli araçlarla yoğun şekilde borçlandı. Aynı zamanda, eyaletler de kendi savaş borçlarını biriktirdi.
Hamilton’ın planı kapsamında, yeni kurulan federal hükümet eyalet borçlarını üstlendi ve tüm borçları tek bir ulusal borç altında topladı. Ayrıca, ABD’nin bu borcu tamamen ödeyeceğini taahhüt etti; anayasa ile kurulan hükümetin savaş dönemi borçlarından sorumlu olmadığını iddia etmedi.
Kırılgan bir ülke için bu yaklaşım devrim niteliğindeydi ve ABD’nin kredi itibarını erken dönemde tesis etti. O dönemde yatırımcılar, ABD’nin borçlarını ödemeyeceğini ya da yatırımcılara zarar ettireceğini bekliyordu.
Güvenilirlik algısı güçlendikçe ABD borcuna olan talep arttı ve Hazine tahvilleri kısa sürede Avrupa piyasalarında işlem görmeye başladı. Bu sayede ABD, “Amerika Birleşik Devletleri’nin tam inancı ve kredisi” güvencesiyle daha düşük maliyetle borçlanabildi ve yeni borçlanmalar Louisiana Satın Alımı gibi büyük harcamaların finansmanında kullanıldı.
Günümüze gelindiğinde, Hazine tahvilleri küresel finans sisteminin temel taşlarından biri haline geldi ve dünyanın en güvenli varlıkları arasında gösteriliyor.
Bu tahviller, merkez bankalarının ve şirketlerin rezervlerinde önemli bir yer tutarken, ABD dolarının rezerv para statüsünü de güçlendiriyor. Böylece ABD, doların kullanıldığı her yerde finansal gücünü gösterebiliyor.
Bu “aşırı ayrıcalık”, ABD’nin mali disiplinsizliğine rağmen düşük maliyetle borçlanmasını sağladı.
ABD’nin toplam borcu şu anda 39 trilyon dolara ulaştı. Kamuya açık borç, ülke ekonomisinin büyüklüğüne eşit seviyede. Sadece faiz ödemeleri yılda 1 trilyon doları buluyor; bu tutar savunma bütçesinin üzerinde ve borç yükünü, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemdeki seviyelere yaklaştırıyor.
Özellikle son 20 yılda hızla artan bütçe açığı, sürdürülemez bir tabloya işaret ediyor ve endişeleri artırıyor. Buna rağmen, yasa yapıcılar gelirleri azaltan vergi indirimlerine devam ediyor; harcamaların en büyük kalemleri olan Sosyal Güvenlik ve Medicare ise ele alınmıyor.
Şimdilik yatırımcılar ABD borcunu almaya devam ediyor. Ancak son dönemde bazı Hazine ihalelerinde talebi çekmek için daha yüksek getiri sunulması gerekti.
Hazine piyasası, 30 trilyon doların üzerinde dolaşımdaki menkul kıymet ve günlük 1 trilyon doları aşan işlem hacmiyle dünyanın en derin ve likit piyasası olmayı sürdürüyor.
Kriz yaratacak kesin borç seviyesi bilinmese de, Penn Wharton Bütçe Modeli bu eşiği GSYH’nin %210’u olarak belirledi.
PWBM’ye göre, bu “dış sınır” aşıldığında, yatırımcıların kabul edebileceği getirilerle ABD borcunun faiz ödemelerini karşılayacak bir işgücü vergisi uygulamak mümkün olmuyor.
PWBM, federal borcun bu dış sınırının, temerrüt riskinin neredeyse kesinleştiği, yani Hazine borcu ya da Sosyal Güvenlik gibi doğrudan transferlerin ödenemeyeceği bir nokta olduğunu belirtiyor.
Borç/GSYH oranı bugün yaklaşık %100 seviyesinde. Kongre Bütçe Ofisi’nin tahminlerine göre bu oran 2056’da %175’e ulaşacak; mevcut gidişatla %210’luk eşik onlarca yıl uzakta görünüyor.
Ancak sağlık harcamalarındaki artış ve Medicare giderlerinin yükselmesi, bu eşiğin çok daha erken aşılmasına yol açabilir.
PWBM, düşük büyüme senaryosunda ABD’nin 25, orta büyümede 22, yüksek büyümede ise 19 yıl daha bu sınırın altında kalabileceğini öngörüyor. Ancak bu tahminler bile riskleri hafife alıyor olabilir.
PWBM, sağlık harcamalarının tarihsel büyüme hızına göre, borç tavanına 14 yıl içinde ulaşma olasılığının %25 olduğunu da ekliyor.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: fortune.com