Brent petrolün varil fiyatı son iki haftada %16 düşerek 120 dolardan 73 dolara geriledi. Bu gelişmenin, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) başındaki Kevin Warsh yönetiminde, piyasaların öngördüğünden daha fazla faiz manevra alanı kazanmasını sağlayan planlı bir sürecin sonucu olduğu değerlendiriliyor.
Petrol fiyatlarındaki düşüşün tesadüf olmadığına dair nedenler
ABD’nin toplam borcu 39 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor. Sadece bu borcun yıllık faiz yükü yaklaşık 1 trilyon dolar ve bu tutar, ABD’nin tüm savunma bütçesinden daha fazla. Faizlerin uzun süre yüksek kalması, ABD’nin mali sürdürülebilirliği açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Petrol ise plastikten taşımacılığa, lojistikten enerjiye kadar ekonominin her alanına yayıldığı için enflasyon üzerinde en büyük etkiye sahip kaldıraç olarak öne çıkıyor.
İran ve Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri gerilim başlamadan önce Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık 60 dolar seviyesindeydi. Bugünkü 73 dolar seviyesi, kriz öncesi fiyatlara oldukça yakın. Bu da, çatışma nedeniyle yapılan küresel petrol altyapısı yatırımlarının artık fiyatlar üzerinde baskı yarattığına işaret ediyor.
Manşetlerin gizlediği çekirdek enflasyonun gösterdikleri
ABD’de tüketici enflasyonu (CPI) son dönemde %4,2’ye yükselerek yatırımcılar arasında neredeyse panik havası yarattı. Ancak enerji ve gıda hariç çekirdek enflasyon (Core-CPI) sadece %2,9 seviyesinde. Aradaki fark neredeyse tamamen geçici olarak yükselen petrol fiyatlarından kaynaklanıyor. Petrol fiyatlarındaki düşüş devam ederse, enflasyon endişesinin büyük bölümü de matematiksel olarak ortadan kalkacak.
Bu değerlendirmeyi tahvil piyasaları da destekliyor. Kısa vadeli faiz beklentilerine en duyarlı olan iki yıllık ABD tahvilinin getirisi, yıl sonunda %3,5’in altındayken kısa süreliğine %4,16’ya yükseldi. Buna karşılık, uzun vadeli büyüme ve enflasyon beklentisini yansıtan otuz yıllık tahvilin getirisi aynı dönemde neredeyse hiç değişmedi. Bu da uzun vadeli faiz beklentilerinde köklü bir değişimden ziyade kısa vadeli bir dalgalanma yaşandığını gösteriyor.
Finans basınının FOMC toplantısını yanlış okumasının nedenleri
Kevin Warsh yönetimindeki son Fed toplantısı, finans basınında ağırlıklı olarak yaklaşan bir faiz artışı sinyali olarak yorumlandı. Oysa 18 Fed üyesinin dokuzu bu yıl bir faiz artışı beklerken, diğer dokuzu ise beklemiyor. Warsh ise kendi beklentisini açıklamadı. Bu tablo, kamuoyuna yansıyandan çok daha dengeli bir görünüm sunuyor.
Yanlış algıyı güçlendiren bir diğer unsur ise Warsh’ın geleneksel FOMC açıklamasını 341 kelimeden 130 kelimeye indirmesi oldu. Warsh, ayrıntılı ekonomik değerlendirmelerin ileride yanlış çıkma riskini taşıdığını belirtti. Piyasalar bu kısalığı sertlik sinyali olarak okudu; ancak üyelerin görüş dağılımı bu yorumu desteklemiyor.
Yatırımcılar için sonuçlar
Faiz hassasiyeti yüksek olan Home Depot ve Capital One gibi hisseler, geçen hafta sırasıyla %7 ve %14 yükseldi. Bu artış, Fed’in faiz artırmayacağı beklentisinin güçlenmesine doğrudan bir tepki olarak öne çıktı. Öte yandan petrol üreticileri baskı altında kaldı; Exxon-Mobil hissesi bir işlem gününde yaklaşık %4,5 değer kaybederken, enerji sektörü genelinde %3’ün üzerinde düşüş yaşandı.
Düşük petrol fiyatı, havayolu şirketlerine de yapısal olarak avantaj sağlıyor. Örneğin Deutsche Lufthansa gibi şirketlerde yakıt maliyetleri yıllık cironun yaklaşık %20’sini oluşturuyor. Dolayısıyla petrol fiyatındaki düşüş, doğrudan maliyetlere olumlu yansıyor.
Tezin riskleri
Bu değerlendirme kesinlik taşımıyor. Ortadoğu’da jeopolitik tansiyonun kalıcı olarak düşmemesi, örneğin Hürmüz Boğazı’nda yeni bir çatışma çıkması halinde, petrol fiyatı hızlıca yeniden yükselebilir ve enflasyon dinamikleri tersine dönebilir. Ayrıca, bireysel yatırımcıların şu anki düşük yatırım oranlarının ne kadar sürdürülebilir olduğu da belirsiz. Piyasa havası yeniden bozulursa, temelde haklı fiyat hareketleri kısa vadede abartılı hale gelebilir.
ABD’ye yönelik sermaye akışları da bu tezi kısmen zayıflatıyor. Yapay zekâ yatırımlarındaki artış, ABD piyasasına ciddi miktarda uluslararası sermaye çekiyor ve bu da petrol fiyatından bağımsız olarak faizleri yukarı itiyor. Son iki haftada ABD doları, euro karşısında %1,7 değer kazandı. Sadece petrol fiyatı ile faiz arasındaki ilişkiye odaklananlar, faiz beklentilerini etkileyen bu ikinci ve zıt yönlü faktörü göz ardı etmiş oluyor.
Sonuç
Petrol fiyatındaki %16’lık düşüş, kısa vadeli bir jeopolitik gelişmeden öte, ABD para politikasının temel dinamiklerini değiştiriyor. Portföyünde faiz hassasiyeti yüksek pozisyonlar bulunduran yatırımcılar, bu değişimden, mevcut faiz endişesi odaklı haberlerin ima ettiğinden daha fazla fayda sağlayabilir.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: investing.com