Lucid, Uber’in robotaksi anlaşmasıyla hisse seyrelmesi riskiyle karşı karşıya
Uber (UBER), 14 Nisan’da Lucid Group (LCID) ile genişletilmiş robotaksi planını açıkladığında, manşetler Silikon Vadisi için büyük bir başarı gibi görünüyordu. 35.000 otonom araçlık anlaşma, taze 200 milyon dolarlık sermaye girişi ve Suudi Arabistan’ın Ayar fonundan gelen 550 milyon dolarlık ek yatırımla, yolculuk paylaşım devinin elektrikli araç üreticisindeki payı yaklaşık %11,5’e yükseldi.
Teoride bu anlaşma, Lucid’in otonom mobilitede ciddi bir oyuncu olacağını kanıtlayacaktı. Pratikte ise yatırımcılar bu gelişmeyi bir tehlike sinyali olarak gördü. Hisseler haftalarca değer kaybetti ve 19 Mayıs’ta 5,61 dolarla dip yaptıktan sonra toparlandı. Genel olarak, hisse senedi yıl başından bu yana yaklaşık %45 düşerken, 2021’deki SPAC coşkusuyla yapılan halka arzdan bu yana %92,7 gibi çarpıcı bir kayıp yaşadı.
Sorunun özü basit: Robotaksi üretmek yazılım işi değil, üretim işi.
Ön Yatırım Riski
Uber’in daha geniş otonom stratejisinin 10 milyar doların üzerinde taahhüt içerdiği bildiriliyor. Bunun yaklaşık 7,5 milyar doları filo genişletmeye, 2,5 milyar doları ise ortaklık yatırımlarına ayrılmış durumda. Plan, 2028’e kadar 30 şehirde 100.000 adet seviye 4 otonom aracı devreye almak.
Bu plan kulağa geleceğin teknolojisi gibi gelse de, kârın kimde kalacağı konusunda dengesizlikler yaratıyor.
NVIDIA (NVDA) ise masadaki en rahat koltuğa sahip. Şirketin DRIVE AGX Hyperion 10 platformu, Blackwell tabanlı Thor çipleri ve Cosmos AI altyapısı, otonom sürüş için gerekli hesaplama gücünde adeta “geçiş ücreti toplayıcı” konumunda. Her ek robotaksi, NVIDIA için daha fazla yüksek kârlı çip, daha fazla yazılım katmanı ve tekrarlayan yapay zekâ altyapı geliri anlamına geliyor.
Uber ise görece varlıksız bir modelle ilerliyor. 200 milyon aylık aktif kullanıcısı, yönlendirme ağı ve pazar yeri hakimiyetiyle, araçların değer kaybı riskini doğrudan üstlenmeden büyüyor.
Lucid ise işin en zorlu kısmını üstlenmek zorunda kalıyor. 35.000 araçlık taahhüdü yerine getirmek için üretimi hızla ölçeklendirmesi, üretim hatlarını yeniden düzenlemesi, batarya tedarikini güvenceye alması ve sıkışık bir takvimde kusursuz bir şekilde çalışması gerekiyor.
Bu tür bir hamle, anlamlı bir nakit akışı oluşmadan çok önce ciddi bir ön sermaye harcaması gerektiriyor.
Bu nedenle, finansman paketi heyecan verici basın bülteninden daha önemli hale geliyor. Uber ve Ayar’dan gelen toplam 1,05 milyar dolarlık sermaye enjeksiyonu, bir güç göstergesi olarak değil, yatırımcılar tarafından Lucid’in robotaksi hedeflerinin sürekli dış finansmana ihtiyaç duyabileceğinin bir işareti olarak görülüyor. Açıkça söylemek gerekirse, bu bir hisse seyrelmesi riski.
Otonom Alternatifler
Stratejik değişim, marka açısından da sorun yaratıyor. Lucid, Tesla ile üst segmentte rekabet eden lüks bir elektrikli araç markası olarak kimlik inşa etmişti. Şimdi ise robotaksi ekonomisine uygun, 50.000 dolar altı orta segmentte konumlanmak zorunda.
Ancak filo üretimi, lüks sedan üretiminden çok farklı bir iş. Kâr marjları düşerken, uygulama riski artıyor. Yüksek hacim baskısı bu iki sorunu daha da büyütüyor.
Uber ve NVIDIA, risklerini yazılım ekosistemleri ve platform ekonomisiyle yayabilirken, Lucid otomotiv sektörünün en eski sorunuyla baş başa kalıyor: Fabrikalar, anlatılan hikâyelerden daha hızlı nakit tüketiyor.
Otonomi alanında büyümeden pay almak isteyen ancak tek bir hisseye bağlı kalmak istemeyen yatırımcılar, Global X Autonomous & Electric Vehicles ETF (DRIV) veya KraneShares Electric Vehicles and Future Mobility Index ETF (KARS) gibi tematik fonları tercih edebilir.
Bu ETF’ler, otonom sürüş, elektrikli araç altyapısı, yarı iletkenler ve mobilite yazılımı gibi alanlara yayılmış bir yatırım imkânı sunuyor. Böylece yatırımcılar, herhangi bir otomobil üreticisinin endüstriyel ölçekte başarılı olup olamayacağına dair tüm riskleri tek bir şirkete yüklememiş oluyor.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: Benzinga