DTCC, aralık ayında ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’ndan (SEC) no-action izni alarak önemli bir düzenleyici onay elde etti. Bu izin, DTCC’nin saklama kuruluşu olan DTC’ye, halihazırda elinde bulundurduğu varlıkların tokenlaştırılması için gönüllü bir hizmet sunma yetkisi veriyor. Böylece, teorik olarak çok geniş bir kapsama sahip bir platformun resmi olarak başlatılması için zemin hazırlanmış oldu.
DTCC’nin saklama sistemi yaklaşık 1,4 milyon menkul kıymeti barındırıyor. Ancak operasyonun ilk aşamasında odak noktası, ABD’nin en büyük 1.000 hisse senedi ve Hazine tahvilleriyle sınırlı olacak. Bu, yüksek likiditeye ve düşük işlem sürtünmesine sahip bir başlangıç noktası sunuyor. Uzun vadede hedef, DTC’ye uygun tüm menkul kıymetlerin tokenlaştırılmasını sağlamak olsa da, kısa vadede akışlar bu çekirdek grup üzerinden kademeli olarak artacak.
DTCC, 100 trilyon doların üzerinde varlığı denetleyerek devasa bir toplam adreslenebilir pazara sahip. Ancak hizmetin lansmanı, hızlı ve test edilmemiş bir genişlemeden ziyade, sağlam altyapı ve sektörün benimsemesine odaklanan temkinli ve isteğe bağlı bir süreç olarak planlanıyor. Buradaki temel tetikleyici unsur, düzenleyici izin olurken; varlık akışının ise pratik uygulamayla birlikte başlaması bekleniyor. DTCC, hizmeti 2026 yılının ikinci yarısında başlatmayı hedefliyor.
İlk somut akış verisi de ortaya çıktı: Canton Network üzerinde tokenlaştırılmış ABD Hazine tahvillerinin piyasa değeri 11 milyar doları aştı. Bu, pilot aşamadan çıkarak zincir üstünde gerçek varlık değerinin oluştuğu ilk canlı hacim sinyali olarak öne çıkıyor.
Bu akışı tetikleyen temel mekanizma ise teminat hareketliliği. Canton Network, tüm katmanlarda atomik mutabakatı mümkün kılarak, bir Hazine tahvilinin nakit (örneğin USDC) karşılığında tek bir işlemle anında alınıp satılmasını sağlıyor. Böylece, repo piyasalarında geleneksel olarak yaşanan mutabakat sürtünmesi ve karşı taraf riski ortadan kalkıyor; çünkü teminatlar genellikle izole sistemlerde tutuluyordu.
Bu yaklaşım, likidite ve teminat verimliliği açısından önemli bir potansiyel taşıyor. Varlıkların alım-satım, mutabakat ve teminat fonksiyonları arasında kesintisiz hareket etmesi, teminat kesintilerini azaltabilir ve sermayenin serbest kalmasını sağlayabilir. Ancak bu faydanın büyüklüğü, büyük aracı kurumlar ve bankaların katılımına bağlı olacak. Şu anki kullanım örnekleri canlı olsa da, sistemik bir likidite motoruna dönüşmesi için akışın erken benimseyenlerden piyasanın ana yapıcılarına yayılması gerekiyor.
Yakın vadede bir sonraki önemli gelişme, DTCC’nin tokenizasyon hizmetini resmi olarak başlatması olacak. 2026 yılının ikinci yarısında beklenen bu adım, piyasayı pilot hacimlerden çıkarıp, 1,4 milyon menkul kıymetlik taban için isteğe bağlı, üretime hazır bir platforma taşıyacak. Buradaki asıl sınav, kurumsal müşterilerin ilk ilgisi ve varlıkların Canton gibi ağlara taşınma hızı olacak.
En büyük risk ise parçalanma. Birlikte çalışabilirlik standartları olmadan, birden fazla tokenizasyon platformunun ortaya çıkması ve varlıkların izole zincirlere hapsolması, temel verimlilik kazanımlarını baltalayabilir. DTCC’nin mevcut yasal ve düzenleyici çerçeveler üzerine inşa etme vurgusu, bütünleşme yolunda bir adım olarak öne çıkıyor. Ancak piyasanın, varlıkların yalnızca özel zincirlere kilitlendiği bir senaryodan kaçınması gerekiyor.
Gerçek akış hızlanması, aracı kurum katılımı ve Canton gibi ağlarda günlük repo hacmi izlenerek ölçülecek. Şu anki kullanım örnekleri canlı olsa da, sistemik bir likidite motoruna dönüşmesi için akışın erken benimseyenlerden piyasanın ana yapıcılarına yayılması şart. Sonuç olarak, tokenizasyonun sermaye piyasalarını modernize edip etmeyeceğini belirleyecek olan unsur, beklenti değil, uygulamanın kendisi olacak.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: ainvest.com