Arbitrum üzerinde çalışan delegeler, geçen ay yaşanan rsETH saldırısının ardından dondurulan 30.765 Ethereum’un (ETH) koordineli bir kurtarma sürecinde serbest bırakılıp bırakılmamasını değerlendiriyor. Ancak, Kuzey Kore terörizmi mağdurlarını temsil eden bir avukat, forumda bu sürecin yasal olarak mümkün olmadığını belirtti.
19 Nisan’da Kelp DAO köprüsünde gerçekleşen saldırı sırasında, başka bir platformda sabit getiri için kilitlenen Ethereum’u temsil eden restaked ETH sahiplerinden bu varlıklar çekilmişti. CoinDesk’in aktardığına göre, bu olay 2026’nın en büyük merkeziyetsiz finans (DeFi) saldırısı olarak kayıtlara geçti.
Avukat Charles Gerstein tarafından hazırlanan yönetişim gönderisi, New York yasalarına göre üç farklı alacaklı grubunu temsilen yaklaşık 877 milyon dolarlık taleple Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti’ne (Kuzey Kore) karşı açılan davalar kapsamında bir kısıtlama bildirimi niteliği taşıyor.
Bu taleplerin geçmişi onlarca yıl öncesine dayanıyor. Bunlardan biri, 1972’de İsrail’deki Lod Havalimanı’nda gerçekleşen ve 17’si Porto Rikolu hacı olmak üzere 26 kişinin hayatını kaybettiği saldırıya dayanıyor. ABD mahkemeleri, bu saldırının Kuzey Kore tarafından desteklendiğine hükmetmişti.
Bir diğer dava, 2000 yılında Çin sınırında kaçırılan ve daha sonra Kuzey Kore’de öldürülen ABD daimî oturum sahibi Rahip Kim Dong Shik’e ilişkin. Üçüncü dava ise 2006’daki İsrail-Hizbullah savaşı sırasında Pyongyang’ın roket saldırılarında kullanılan silah ve eğitim desteği sağladığına dair federal mahkeme kararına dayanıyor.
Davacılar, mahkemelerde haklı bulunsalar da Kuzey Kore bugüne kadar herhangi bir ödeme yapmadı. Egemen varlıkların fiilen haczedilememesi nedeniyle, mağdur aileler yıllardır yasal olarak tahsil edebilecekleri Kuzey Kore’ye ait herhangi bir varlık arayışında.
Gerstein’ın başvurusu, ABD makamlarının saldırıdan sorumlu Lazarus Group’un Kuzey Kore devletiyle bağlantılı olduğunu tespit etmesi nedeniyle, Arbitrum Güvenlik Konseyi tarafından dondurulan 30.765 ETH’nin ABD uygulama yasalarına göre Kuzey Kore mülkü olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Mahkeme bu yaklaşımı kabul ederse, ödenmemiş mahkeme kararlarına sahip aileler, söz konusu fonlar üzerinde orijinal rsETH yatırımcılarından önce yasal hak iddia edebilecek.
Arbitrum’un sürece dahil olmasının nedeni ise net: rsETH saldırısının ardından Güvenlik Konseyi, ağ üzerindeki belirli bir cüzdan adresinde 30.765 ETH’yi dondurarak bu varlıklar üzerinde kontrol sağladı. Gerstein’ın başvurusu, toplamda yaklaşık 877 milyon dolarlık icra emri bulunan Calderon-Cardona, Kim ve Kaplan davalarına atıfta bulunuyor.
Kullanılan yasal araç, New York’ta uygulanan CPLR §5222(b) maddesi. Bu mekanizma, alacaklıların yeni bir mahkeme kararı almadan yalnızca kısıtlama bildirimi göndererek varlıkları dondurmasına olanak tanıyor. Hedef alınan taraf ise daha sonra bu işleme itiraz edebiliyor.
Bildirim ulaştıktan sonra, alıcı taraf varlıkları bir yıla kadar veya karar çözülene dek hareket ettiremiyor. Bu bildirime uymamak, mahkeme kararına karşı gelmekle eşdeğer görülüyor ve mahkemeye itaatsizlik kapsamında değerlendiriliyor.
Buradaki karmaşıklık, Arbitrum DAO’nun yasal statüsü net bir şirket olmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle, risk doğrudan “DAO”ya değil, mahkemenin dondurulan ETH üzerinde kontrol sahibi olarak belirleyeceği kişilere yöneliyor.
Aynı forum başlığında, sunulan hukuki yaklaşım eleştiriyle karşılandı. Delege Zeptimus, hukuki gerekçenin ters olduğunu savunarak, söz konusu ETH’nin “Kuzey Kore’nin menfaatine olan bir mülk değil, çalıntı bir varlık” olduğunu belirtti. Temel mülkiyet hukukuna göre “hırsızın mülkiyet hakkı kazanamayacağını” ekledi.
Bu bakış açısına göre, fonlar orijinal rsETH yatırımcılarına ait ve önerilen kurtarma süreci bir yeniden dağıtım değil, varlıkların gerçek sahiplerine iadesi anlamına geliyor. Zeptimus, bu sürecin engellenmesinin “Kuzey Kore’nin borcunun maliyetini, zaten mağdur edilmiş başka bir gruba yüklediğini” ifade etti.
Delegeler ise farklı çıkar çatışmalarını değerlendiriyor. Entropy Advisors, Aave kullanıcılarının kapatılamayan pozisyonları nedeniyle oluşan günlük faiz maliyetini gerekçe göstererek “evet” oyu çağrısı yaptı. Axia ise, Arbitrum Captive Insurance Product’ın olası bir sorunda delegeleri kapsayıp kapsamayacağına dair sorular gündeme getirdi.
Gerstein’ın başvurusu, sıradan delege sorumluluğu ile aktif bir icra işlemi arasındaki risk farkını daha da belirginleştiriyor.
Sonuç olarak, burada iki farklı mağdur grubu arasında bir tercih söz konusu: Bir yanda pozisyonlarını kapatamayan Aave yatırımcıları, diğer yanda ise onlarca yıl öncesine dayanan Kuzey Kore’ye karşı açılmış davaların arkasındaki aileler. Her iki taraf da haklarını aramaya devam ediyor.
Bu içerik hazırlanırken faydalanılan kaynaklar: coindesk.com