Nisan ayında ABD’de tüketici enflasyonu aylık bazda %0,6 artarak piyasa beklentisiyle örtüşürken, yıllık enflasyon %3,8 ile %3,7’lik konsensüsün üzerinde gerçekleşti. Mart ayındaki %3,3 seviyesiyle karşılaştırıldığında yıllık enflasyondaki 50 baz puanlık artış, fiyat baskılarının ivme kazandığına işaret ediyor.
Asıl dikkat çekici unsur çekirdek enflasyonda ortaya çıkıyor. Gıda ve enerji hariç TÜFE aylık %0,4 ile %0,3’lük beklentinin üzerinde gelirken, yıllık çekirdek enflasyon %2,8’e yükselerek %2,7’lik konsensüsü aştı.
Bu, enflasyonist baskıların yalnızca enerji kaynaklı olmadığını, daha geniş bir tabana yayılma eğilimi taşıdığını düşündüren bir görünüm sunuyor. Ekim 2025’teki hükümet kapanması nedeniyle atlanan kira anketinin bu ayki veride teknik bir yukarı yönlü bozulma yaratmış olabileceği göz ardı edilmemeli.
İran savaşının Hürmüz Boğazı üzerinden yarattığı arz şoku manşet enflasyonun ana belirleyicisi olmaya devam ederken, Brent petrolün 108 dolar civarında seyretmesi enerji kaynaklı baskıların kısa vadede hafifleme ihtimalini zayıflatıyor. Bu tür maliyet yönlü şokların ulaştırma ve gıda kalemleri üzerinden çekirdek enflasyona daha belirgin biçimde sızma potansiyeli taşıdığı söylenebilir.
Fed cephesinde veri, mevcut bekle-gör duruşunu destekleyen bir zemin oluşturuyor. FedWatch’un 2026 boyunca faiz değişikliği öngörmemesi ve bu hafta Kevin Warsh’ın göreve başlaması beklenen, her ne kadar son dönemde güvercin tarafa yaklaşsa da nispeten şahin bir liderlik geçişiyle birlikte değerlendirildiğinde, faiz indirimlerine yönelik beklentilerin daha da ötelenmesi olası görünüyor. Nisan’da beklentilerin üzerinde gelen istihdam verisi de emek piyasasının dirençli kaldığını teyit etmekte ve Fed’e acele etmemesi için ek bir gerekçe sunmakta.
Piyasa cephesinde ise manşet TÜFE’nin beklentiyle örtüşmesi sınırlı bir rahatlama unsuru olarak değerlendirilebilecek olsa da çekirdek enflasyondaki yukarı yönlü sürpriz, altı haftalık yükseliş serisini sürdüren S&P 500 üzerinde baskı oluşturabilecek bir faktör olarak öne çıkıyor.
Özellikle faize duyarlı varlıklarda kısa vadeli dalgalanmanın artması beklenebilir. Buna karşın sapmanın çok sert olmaması, piyasalarda ani bir fiyatlama yerine daha kademeli bir yeniden konumlanmaya zemin hazırlayabilir.