2025, yatırımcılar için “olan biteni izlemekle yetinmenin” yeterli olmadığı bir yıl oldu.
Siyasi gelişmeler, gümrük tarifeleri, ticaret savaşları, yapay zeka tartışmaları, enflasyon, işgücü krizi, faizler ve piyasa psikolojisi… Her şey çok hızlı yaşandı.
Daha da önemlisi: piyasa, manşetlere rağmen kendi yolunu çizdi.
ABD tarafında 2025, kısa süreli ama sert bir sarsıntıya rağmen piyasanın ne kadar hızlı toparlanabildiğini gösteren bir yıl oldu. Endekslerde Şubat ayında görülen zirvelerin ardından tarife kaynaklı belirsizliklerle Nisan ayına kadar yaklaşık %20’lik bir geri çekilme yaşansa da bu düşüş kalıcı olmadı. Endeksler çok kısa sürede toparlanarak yılın geri kalanında defalarca yeni zirveler test etti.
Yaz aylarından itibaren güçlü bilançolar, yapay zeka yatırımlarının sürmesi ve risk iştahının yeniden artmasıyla birlikte piyasa, belirsizlik ortamını geride bırakarak pozitif bir seyir izledi. Yılın sonuna doğru ise altın ve gümüşte görülen ralli, yatırımcıların kazanç arayışına ek olarak portföylerde denge ve koruma ihtiyacını da öne çıkardı.
BIST tarafında ise 2025, sert düşüşlerden çok yıpratıcı bir yatay seyir ile hatırlandı. Mart ayından itibaren endeksin sık sık yön değiştirdiği, yükselişlerin kalıcı olamadığı ve “testere piyasa” olarak tanımlanabilecek bir yapı öne çıktı. Yüksek faiz ortamı, yatırımcıların bir kısmını mevduat ve para piyasası fonlarına yönlendirirken; hisse tarafında seçicilik her zamankinden daha önemli hâle geldi.
Böylesi bir yıldan çıkarılacak dersler, yalnızca teorik değil; bizzat yaşanmış dersler.
İşte 2025’ten deneyimlerimizle çıkardığımız 5 yatırım dersi:
Ders 1: En zor hissettiğin anlar, çoğu zaman en doğru anlardır.
2025’in en öğretici anı, şubat ile nisan arasında küresel piyasalarda yaşanan tarife kriziydi. Trump’ın açıkladığı sert ticaret tarifeleriyle birlikte borsa, haftalar içinde yaklaşık %20 geriledi. Korku endeksi yükseldi, haber akışı sertleşti ve yatırımcıların zihninde tek bir soru dolaşmaya başladı: “Bu kez gerçekten farklı mı?”
Bu soruyla birlikte refleksler devreye girdi. Nakit geçmek, beklemek, “bir durulsun sonra bakarım” demek… Hepsi psikolojik olarak anlaşılır tepkilerdi. Çünkü belirsizlik arttığında, yatırımcı için en doğal savunma mekanizması hareket etmemek ya da kaçmak olur.
Ama 2025 bize şunu tekrar hatırlattı: Piyasada en zor kararlar, genellikle en çok kazandıran kararların tam yanındadır.

Nisan ayındaki dipten sonra gelen hızlı toparlanma, panik anlarında piyasadan çıkanların bir kısmını geri dönüşü izlemek zorunda bıraktı. Daha da önemlisi, bu toparlanma “her şey güllük gülistanlık oldu” diye değil; belirsizlik hâlâ masadayken gerçekleşti.
Yani piyasa, rahatlık geri gelmeden yükselmeye başladı.
Bu da dersin özünü netleştiriyor. Piyasanın en sert düştüğü anlar, yalnızca fiyatların değil, yatırımcı iradesinin de test edildiği anlardır ve çoğu zaman, uzun vadeli sonucu belirleyen şey; o an “doğruyu bilmek” değil, önceden belirlenmiş bir sürece sadık kalabilmektir.
Bu yüzden piyasa düştüğünde en büyük risk, piyasanın kendisi değil; o anda verilen acele kararlardır.
Ders 2: Kazananı seçmek zor; kazananı taşımak daha da zor.
2025, “doğru temayı buldum” diyen yatırımcıyı bile sınadı.
Son yıllarda olduğu gibi yılın büyük anlatısı yapay zeka olmaya devam ederken yapay zeka faydalanıcıları daha ivmeli hareket etti. Veri merkezleri, çip üreticileri, yazılım şirketleri ve yapay zekayı iş modeline entegre eden devler piyasada öne çıktı.
Ama 2025’te asıl mesele şu oldu: Kazanan varlıkları taşımak, onları bulmaktan daha zordu.
Yıl boyunca yaşanan sert geri çekilmeler, volatilite ve anlatı değişimleri; yatırımcıları defalarca “satmalı mıyım?” sorusuyla baş başa bıraktı.
En iyi performansı gösteren hisseler bile, yıl boyunca ciddi düşüşler ve uzun toparlanma süreleri yaşattı.

Bu dinamiğin en çarpıcı örneklerinden biri de altın oldu. Yılın başında yatırımcı ilgisinin sınırlı olduğu altın, 2025’i ons bazında yaklaşık %64 getiriyle tamamlarken; bu yükselişin büyük kısmı, kimsenin altını konuşmadığı dönemlerde başladı.
Fiyatlar yükselmeye başladıktan sonra ise Wall Street kurumları birbiri ardına hedef fiyatlarını yukarı revize etmek zorunda kaldı.
Yani kazanan, yükseliş herkesin diline düştüğünde değil; sessiz dönemlerde ortaya çıktı. Ama asıl zor olan, bu yükselişi sonuna kadar taşıyabilmekti.
Bu yüzden yatırım başarısı, yalnızca doğruyu seçmekle değil; doğruya yeterince uzun süre katlanabilmekle gelir. Bu davranış biçimi, davranışsal finans literatüründe Shefrin ve Statman’ın tanımladığı “disposition effect” ile birebir örtüşüyor. Yatırımcılar, kârda oldukları varlıkları çok erken satma; zarar yazanları ise elde tutma eğiliminde oluyor.
2025’te hem yapay zeka hisselerinde hem de altın tarafında gördüğümüz şey tam olarak buydu. Fiyatlar henüz kimsenin ilgisini çekmezken pozisyonda kalmak zor, yükseliş başladıktan sonra ise “artık çok yükseldi” düşüncesiyle erken çıkmak kolaydı.
Oysa kazanan varlıklar, çoğu zaman en çok konuşuldukları dönemde değil; kimsenin onlara inanmadığı dönemde alınır ve en zor olan şey, yükseliş süresince o pozisyonu taşımaya devam edebilmektir.
Ders 3: Balon korkusu, zamanlama hatasına neden olabilir.
2025 boyunca yatırımcıların zihnini en çok meşgul eden sorulardan biri şuydu: “Yapay zeka bir balon mu?”
Yılın başından itibaren, özellikle büyük teknoloji hisselerindeki yüksek değerlemeler 2000’lerdeki dot-com dönemiyle karşılaştırıldı. “Bu kadar yatırım, bu kadar beklenti fazla değil mi?” sorusu sıkça soruldu.
Ancak yılın devamı bize önemli bir şey gösterdi: Eğer gerçekten bir “balon” yaşanıyor olsaydı, tarife şokları ve artan belirsizlik bunun için ideal bir zemin yaratmıştı. Buna rağmen piyasa, kısa süreli sarsıntının ardından yeniden aynı hikâyeye tutundu.

Yapay zeka yatırımları, veri merkezleri, şirket bilançoları ve büyüme beklentileri fiyatlamalarda ağırlığını korudu.
Yani yapay zeka anlatısı bir yandan “fazla pahalı” tartışmalarıyla sorgulanırken, diğer yandan piyasayı ayakta tutan ana motorlardan biri olmaya devam etti.
Bu ortamda bazı yatırımcılar “tam tepeyi bulma” çabasıyla erken çıktı, bazıları da “daha da düşsün” diye beklerken geri dönüşü kaçırdı.
Bu yüzden 2025, balonu zamanlamaya çalışanların ne kadar zor bir oyun oynadığını bir kez daha gösterdi.
Ders 4: Yatay piyasalar sabır değil, strateji gerektirir.
BIST’in mart ayından itibaren içine girdiği testere piyasası, yatırımcıya klasik “bekle ve tut” yaklaşımının her zaman çalışmadığını gösterdi.
Endeks sert bir düşüş sergilemedi; ancak yönsüzlük, zamanın portföy üzerindeki maliyetini görünür kıldı. Bu dönemde en büyük kayıp, fiyatlardan çok fırsatlardı.
Yükselişlerin kalıcı olamaması, pasif portföyleri hem moral hem performans açısından yıprattı. Yani bu yıl, aktif portföy yönetiminin önemini yeniden gündeme taşıdı.

Yatay ve belirsiz piyasalarda risk yönetimi, getiri arayışının önüne geçti. Bu yüzden stop-loss disiplinine sahip olmayanlar için küçük geri çekilmeler hızla daha büyük kayıplara dönüşebildi. Oysa zararı erken sınırlamak, yeni fırsatlara sermaye ve psikolojik alan yaratıyor. 2025, bu dersi acı bir şekilde öğreten bir yıldı.
Bant içinde hareket eden bir piyasada kazanç, zamanlama becerisinden ve işlem disiplininden geliyor. Yatay piyasalar, trend yatırımcılarını zorlayabilir; ancak trade yeteneği gelişmiş, nakit yönetimini bilen yatırımcılar için önemli bir öğrenme alanı sundu.
Ders 5: Portföyünü koruyabilmek de bir stratejidir.
2025’in belki de en sessiz ama en öğretici dersi buydu. Aynı piyasa hareketleri, farklı yatırımcılar için tamamen farklı anlamlar taşıdı. Çünkü piyasa sabit kalsa da yatırımcının zamanı değişir.
30 yaşında sert düşüşler “fırsat” gibi hissedebilirken, 60 yaşında aynı dalgalanma “plan bozucu”ya dönüşebilir. Zaman azaldıkça yalnızca hedefler değil, riske dayanma kapasitesi de değişir.
2025 boyunca yaşanan hızlı düşüş–hızlı toparlanma döngüsü bu farkı çok net gösterdi. Genç yatırımcılar için bu dönem bir sabır testi olurken, hedefe yaklaşmış yatırımcılar için asıl mesele portföyün ne kadar koruyucu olduğuydu.
Bu farkın en somut yansıması ise yılın ikinci yarısında altın ve gümüşte yaşanan güçlü ralli oldu. Hisse piyasalarında yön arayışı ve belirsizlik sürerken, emtia tarafındaki yükseliş; portföyünde yalnızca büyüme değil, denge ve koruma unsurlarına da yer veren yatırımcıların dalgalı dönemi çok daha sakin geçirmesini sağladı.
Altın ve gümüş, 2025’te yalnızca iyi performans gösteren varlıklar olmadı, aynı zamanda yatırımcıya şu dersi verdi: Portföyün tamamının “kazanma” odaklı olması gerekmez. Bazen asıl değer, yanlış zamanda yanlış karar almamayı sağlayan varlıklardadır.
Zaman ilerledikçe portföyden beklenen şey değişir. Maksimum getiri arayışı yerini istikrar, koruma ve öngörülebilirliğe bırakır. Bu yüzden 2025, yatırımcılara risk iştahı ile risk kapasitesinin aynı şey olmadığını net bir şekilde hatırlattı.
Burada yer alan bilgiler yatırım tavsiyesi içermez. Bilgi için: Midas Sorumluluk Beyanı